Haberin Devamı
Dünya değişiyor...
Bölge değişiyor...
Biz de değişiyoruz...
İlerki yıllar ne gösterir bilmem, fakat bugün artık kabına sığmayan bir Türkiye var...
Doğu Akdeniz’de ve Ortadoğu’da eski rolünü ve konumunu kabul etmiyor Türkiye...
Mavi Marmara şu veya bu...
Aynı olay geçmişte başımıza gelseydi, “İsrail’in özür olmasa da pişmanlık formülü” kabul görürdü...
Ancak şimdi kabul görmüyor...
Türkiye daha fazlasını istiyor...
İsrail’in ablukasını hukuki bulmadığını söylüyor...
Akdeniz’de en uzun sahili olan ülkenin kendisi olduğunu vurguluyor...
Seferdeki gemilerin güvenliğini sağlayacağını açıklıyor...
Türkiye bölgesel bir güç olduğunu açıkça vurguluyor bunu yaparak...
Bu bölgenin, Türkiye dışındaki en önemli askeri gücü İsrail...
Türkiye, “haksız bulduğu olaydan” dolayı İsrail’e meydan okumaktan çekinmiyor...
Türkiye bölgede yeni bir “etkinlik alanları paylaşımı” talep ediyor...
Kendisinin bölgedeki manevi garantör ülke konumunda olduğunu söylüyor...
Gazze’deki duruma gerektiğinde el koyabilen...
Arap diktatörlerine tavır koyabilen...
Müdahale etmese de tavrıyla müdahale etkisi yaratan bir ülke konumuna atlamaya çalışıyor...
Dünya bir ekonomik krizde...
İspanya, İtalya, Yunanistan, Portekiz berbat durumda...
Türkiye’yi ise kriz halen vurmuyor, ekonomik göstergeler inanılmaz bir büyümeyi gösteriyor...
Ortadoğu’da diktatörler devriliyor...
Türkiye’deki seçimlerde, iktidar partisi yüzde 50 oy oranını arkasına alıyor...
Tayyip Erdoğan’ın son balkon konuşmasında herkes yeni bir toplumsal uzlaşıdan, zeytin dalından, beyaz sayfadan bahsediyordu...
Ben Tayyip Erdoğan’ın son balkon konuşmasındaki tavrında bunların hiçbirini görmedim...
Gözlerini bir hedefe dikmişti, aklında kendi bildiği bir hedef vardı...
Ona karşı büyük bir kararlılık gözlerinden okunuyordu...
Oraya buraya çiçek atacak bir başbakan görüntüsü çizmiyordu...
Yanımdakilere söyledim:
“Beyaz sayfa açıyor...” diyecekler şimdi, “sonra da balkon konuşmasına uymadığını” anlatacaklar...
Oysa bu sefer geçen seçimlerdekinden farklı...
Kimseye çiçek atmıyor...
Bu zaferi iktidarını içerde ve dışarda sağlamlaştırmak için kullanacak...
Zeytin dalı, çiçek, beyaz sayfa falan yok...
İçerde “Futbolda şike operasyonu, Genelkurmay’ın protokoldeki yerinin değiştirilmesi” gibi olaylar gelişiyor...
Dışarda “uzun zamandır bilek güreşi yapılan İsrail’e rest vuruluyor...”
Açık konuşalım...
Mavi Marmara’yı bir kenara bırakın birkaç saniyeliğine...
Türkiye, PKK’nın son günlerde İmralı’ya rağmen giriştiği eylemlerin arkasında bazı manipülatörlerin göstermeye çalıştığı gibi Suriye’nin değil, İsrail’in etkin bir rol oynadığını düşünüyor...
Bir bilek güreşi var uzun zamandır Türkiye ile İsrail arasında...
Türkiye’nin resti bu gerçek bilinmeden değerlendirilemez...
Sonuçta dün, çok başka bir “denize yelken açtı” Türkiye...
Bu deniz bildiğimiz deniz değil...
Açık deniz, rüzgarlar sert ve değişik eser açık denizlerde...
Türkiye “ben bölgesel gücüm” diyor ve “açık denize çıkıyor...”
Açık denizde ne olacağı bilinmez...
Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa ya da Uluç Reis de olabilirsiniz, veya Harami Hasan Paşa diye bilinen Hasan Rami Paşa da...
Barbaros Hayrettin’i veya Uluç Reis’i anlatmaya gerek yok...
Biliniyor Akdeniz’deki zaferleri...
Harami Hasan Paşa’yı muhtemelen bilmiyorsunuzdur...
Harami Hasan Paşa İkinci Meşruiyet ilan edildiğinde donanmanın perişan durumunun sorumlusu olarak görülüp sürgüne gönderilen Bahriye Nazırı’dır...
Savunmasında, kendisinden önceki nazırları suçladı Harami Hasan Paşa, kendisinin bir sorumluluğu olmadığını söyledi...
Türkiye, Akdeniz’e açıldı...
Bugüne kadar açılmadığı kadar geniş bir donanmayla açıldı...
Akdeniz ve çevresinde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak...
BALYOZ, ERGENEKON VE FUTBOLDA ŞİKE; DENİZ FENERİ DAVASINDAN GEÇİYOR...
Balyoz davasında ne olup bittiğini “Adalet’e sarsılmaz bir güven duygusu” içinde izleyebilmem için, “Deniz Feneri davasının adil ve objektif olduğuna” bütün kalbimle inanmam lazım...
Ergenekon davasında kim suçlu kim değil, olayları taraftar gözüyle değil, adalet gözüyle izleyebilmem için, Deniz Feneri davasındaki adalete sonuna kadar inanmam lazım...
Futbolda “Şikesiz, lekesiz tertemiz bir futbol”un yaratılması için elimden gelen her çabayı gösterebilmem için, Deniz Feneri davasında “tarafsızlığın, adaletin ve hukukun tamamen işlediğine” inanmam lazım...
Bilmem anlatabiliyor muyum?..
TÜRK FUTBOLUNA VERİLEN MESAJ...
Her şey bitmiş görünüyordu Kazak maçının 94. dakikasında...
Grubun gol bile atamayan en zayıf takımıydı Kazakistan...
Mehmet Ali Aydınlar’ın birkaç hafta içerisinde istifa edeceğini düşünmeye başlamıştım...
Elbette Guus Hiddink’in de...
Federasyon düşecekti...
Milli Takım silbaştan değişecekti...
Şike operasyonu kimbilir nasıl bir mecraya sürüklenecekti?..
Hepsi Avrupa Şampiyonası’na bile gidemeyen bir Türkiye’nin Kazakistan karşısındaki beraberliğinin sonunda gelecekti...
Bu maçın eleştirisi olmaz...
Zaten bu köşe spor sayfasındaki bir maç eleştiri köşesi değil...
Morali kalmamış bir takım...
Avrupa Şampiyonası’na gitse bile doğru düzgün bir iddiasının olacağına inanmayan futbolcular topluluğu...
Ruhunu kaybetmiş, kalıp kalmayacağı belli olmayan bir teknik kadro...
Şike olaylarının içinde, futboldan kopmuş bir seyirci...
Bir frikik, hayatı kurtardı...
Umut verdi...
Heyecan aşıladı...
Ne geldi biliyor musunuz aklıma Arda’nın o son dakika golü gelince?..
Sezen’in bir şarkısının sözleri...
“Belki şehre bir film gelir...
Bir güzel orman olur yazılarda...
İklim değişir Akdeniz olur...
Gülümse...”
Kim bilir belki Türk futboluna da gelen bu gol...
İklimi değiştirir Akdeniz olur...
Hadi gülümse...

