O gün bir arkadaşımla oturmuş sohbet ediyordum...
Brasserie tipi bir restorandı oturduğumuz... Masalar ve koltuklar dip dibeydi...
Yanıbaşımıza geldi bir arkadaşıyla İstanbul’un ve Türkiye’nin en ünlü ve özel tedavi yöntemleriyle büyük başarı kazanmış doktorlarından bir tanesi...
Arkadaşım da ben de tanıyorduk ünlü doktoru...
Sohbet etmeye başladık gayr-ı ihtiyari...
- “Batı’da da Türkiye’de de belirli bir yaştan sonra tıp insanları uzun yaşatmak istemiyor... Ölmelerini arzuluyor... Başka türlü sosyal yardım sisteminin, sigorta ve emeklilik kurumlarının talepleri karşılamayacağını düşünüyorlar...”
Acayip bir şeydi söyledikleri...
Aklımızı başından almıştı ünlü doktor...
Bunları reklam olsun diye boşu boşuna söyleyecek birisi değildi...
Üstelik bunu bir demeç olarak vermiyor, dostluğumuza güvenerek bildiklerini paylaşıyordu bizimle...
- “Bakın...” dedi...
- “Yaşlılığa neden olan gerekçeyi buldu tıp...
Bazı hormonlar artık salgılanmıyorlar vücut tarafından... Bu hormonların salgılanmaması hücre yenilenmesini durduruyor vücutta...
Bunun günlük dildeki ifadesi yaşlılık...
Yani yaşlılık vücutta ölen hücrelerin yenilenmemesiyle ortaya çıkan durumun adı...”
- “Hangi hormonların salgılanmaması yaşlılığa neden oluyor?.. Bu ortaya çıktığına göre niye hormon tedavisi yapılmıyor?..”
- “Çok güzel bir soru” dedi...
- “Hormon tedavisini yapmıyorlar, çünkü ortalama yaşam süresinin uzamasını istemiyorlar... Emeklilik, sigorta sisteminin çökeceğini düşünüyorlar... Belirli bir yaşa gelindiğinde ölümün gelmesi gerektiğini düşünüyor sistem... Tıbbı yaşam süresini yükseltmek yönünde özellikle geliştirmiyor...
Daha doğrusu geliştirmesine bile gerek yok...
Yaşlılığa neden olan iki hormon bulundu... Bu hormon tedavisini özellikle uygulamıyor tıp ki, yaşam süresi uzamasın, yaşlılık olgusu ortadan kalkmasın...”
Ünlü doktor, gerekli hormonları kendisi için aldığını söyledi...
Daha fazla konuşmadık...
Kapitalist cellatlık moralimiz bozulmuştu...
Yemeği alelacele yedik...
Masadan kalkıp gittik...
MUSTAFA SARIGÜL’ÜN ÇORABI...
Sırrı Süreyya Önder, “Bağımsız aday mı olacak, yoksa güçlü ve nüfuzlu çevrelerin istediği gibi CHP’nin İstanbul adayı görünen Mustafa Sarıgül’ü mü destekleyecek?..”
Arka arkaya birkaç yazı yazdım bu konuda...
Tanıdıklar; “Bu yazdıkların Mustafa Sarıgül’ün seçim stratejisini bozuyor... Muhtemeldir ki sana da bozuluyor...” diyorlardı...
Burun kıvırıyordum...
Fatih Altaylı’nın yazısı da tam o günlerde gündeme geldi...
O da benim “Sırrı Süreyya’nın bağımsız girmesini; Mustafa Sarıgül’ü desteklememesini istediğimi yazmıştı...”
Ona cevap yazdığım günün hemen ertesinde, bizim Selma Türkeş aradı...
Halil Bezmen’in eski eşi...
Türkiye’nin hem zengin Beyaz Türklerinden olup da, marjinal kalabilen ender kadınlarından birisi Selma Türkeş...
Teşvikiye’de yeni bir eve taşındı...
Birkaç hafta önce evin açılışını yapıyordu beni davet etmişti...
Gidememiştim...
Bu sefer yeni evinin ikinci kalabalık davetini veriyordu...
Aradı...
- “Bu sefer gelirsin artık...” dedi;
- “Davetliler arasında Faruk Süren’le, Mustafa Sarıgül de var... Seversin sen... Hem futbol hem siyaset...”
İçimden kuantum yine işledi diye geçiriyordum...
Tam hakkında arka arkaya yazarken ve çevredekiler;
- “Yazdıkların stratejisini bozuyor... Yazdıklarına morali bozuluyordur...” derlerken, karşıma aniden bir dostun ev davetinde Sarıgül olacak haberi geliyordu...
- “Peki” dedim Selma‘ya
- “Yazıyı bitirebilirsem, biraz geç de olsa katılırım... Siz yemeğe oturun beni beklemeyin... Ben gecikirim...”
Öyle dedim ama, davete gittiğimde, kalabalık salonun misafirlerinin henüz yemeğe geçmemiş olduklarını fark ettim...
Faruk Süren ve Mustafa Sarıgül yan yana oturuyorlardı...
Sarıldık öpüştük...
Ortada hiç öyle gönül koymuş gibi bir havası falan yoktu Sarıgül’ün...
Zaten yıllardır tanıyordum; Mustafa Sarıgül hiç öyle bir adam değildi...
Beni tanırdı...
Koordinatlarımı ve içimden bir hesap geçmeyeceğini bilirdi...
Ben de onu bilirdim...
Sarıgül ve Faruk Süren’le o dakikadan itibaren samimi bir sohbet başladı aramızda...
Üstelik en sevdiğim konuda; Siyaset diyeceğimi tahmin ediyorsanız ama yanılıyorsunuz...
Ben Faruk Süren ve Mustafa Sarıgül’ü yakalamışken, iki eski Galatasaray yöneticisiyle futbolu ve Galatasaray’ı konuşmayı, siyaset konuşmaya on bin kere daha fazla yeğlerdim...
Mustafa Sarıgül Galatasaray yönetiminde uzun çorap giyme modasının nasıl geldiğini anlatmaya başladı bana... Uzun çorap giymeyi bütün Galatasaray yönetiminin Faruk Süren‘den öğrendiğini belirtti ve hikayesini anlattı:
- “O zamanlar Galatasaray yönetiminde herkes kısa çorap giyiyor...” dedi...
- “Bildiğiniz klasik erkek çorabı...
Kumaş pantolonu diz kısmı yanmasın diye çekeriz ya, otururken biraz...
Hani çorapla pantolon arasında on santim bacak açık kalır...
Gözüm takıldı bir gün...
Oturmuş sohbet ediyoruz...
Hepimizin bacağı bir karış açık...
Bir tek Başkan’ın değil...
Merak ettim sordum...
Faruk Bey modayı takip eden birisiydi...
‘Ben dize kadar uzun çorap giyerim ki; bacaklarım ortada kalmasın oturduğumda’ dedi...
Kaptım olayı...
Kapmakla kalmadım tüm yönetime yaydım...
O toplantıdan sonra, bir daha kimsenin bacağı açıkta kalmadı Galatasaray yönetiminde...”
Sarıgül bunu anlattıktan sonra, o günlere ait medyaya fazla yansımayan bir özel anısını paylaştı...
- “Hagi’nin Galatasaray’a gelişi...” dedi,
- “Bire bir Faruk Süren Başkan’ın ısrarı sonucudur... Çünkü Fatih Hoca; Hagi’nin yıllık ücretinin yüksekliğinden ürküyordu...
‘Ben genç futbolcuları aradaki bu ücret farkıyla nasıl oynatırım’ diye kara kara düşünüyordu...
Faruk Süren Başkan çok dirayetli davrandı ‘Ben Başkan olarak Hagi’yi alıyorum... Gerisi size kalmış... Neyi nasıl yapacağınıza siz karar verin...’ dedi...
Başkan’ın ısrarıdır Hagi’nin alınmasına neden olan...”
“GALATASARAY’DA BAZILARI BANA KUNTA KİNTE MUAMELESİ YAPTI...”
Gecedeki Galatasaray muhabbeti saatler geçti bitmek bilmedi...
Kahkahalar eşliğinde sürdü gitti...
Mustafa Sarıgül‘ün “Liseli Galatasaray” ironisi yaptığı bir muhabbet vardı ki, onu bana gönderdiği kitaptan aktarayım:
- “Kolay olmadı tabii o zamanlar beni Galatasaray yönetimine kabul etmeleri... Bazıları bana Kunta Kinte muamelesi yaptılar...
‘Erzincanlı Mustafa Sarıgül nasıl olup da Galatasaray’ın yönetimine girer?’ diye dudak bükenler oldu...
1995-96 sezonunda yönetime girmiştim... O zamanlar sadece eski bir milletvekiliydim...
Henüz belediye başkanı olmamıştım...
Bu yüzden yönetimde ciddi eleştiriler oldu...
Ancak Başkan Faruk Süren ve bazı yöneticiler destek oldu...”

