Tezkan’dan alacaklarımı Beşiktaş’a vereceğim!..

Haberin Devamı


Del Bosque düzgün davransaydı, bir gram ter dökmeden faizi ve cezalarıyla beraber, karizmasını hiçe sayıp bir Türk takımından yıllarca çalışmadan aldığı parayı almazdı demiştim...

İspanya federasyonu dışındaki kontaklarının dışında hiç kimse ona iş teklif etmedi ve o çalışmadan iki yıl tıkır tıkır para almaya devam etti...

Bizim Mehmet Tezkan’ın, hala durumu anlayamadığını görüyorum...

Del Bosque’yi benim kovdurduğumu düşünüyor...

Oysa ben kovdurmadım Del Bosque’yi Beşiktaş’tan...

Tersine, ben yönetimden istifa ettim, bastım gittim...

Adam gibi adamlar zamanı ve yeri geldiğinde istifa edip, basıp gitmesini bilirler...

Beşiktaş’tan istifa eden ben olduğuma göre, olsa olsa ben Del Bosque’yi değil, Del Bosque beni göndermiş olabilir...

Elbette bu fantastik bir tartışma...

***


Fantastik olmayan tartışma ise şu...

Tezkan ve onun gibiler “Del Bosque tipi adamları çok seviyorlar...”

Hukuki boşluklarla çalışmadan “sözleşmelerden doğan yasal fakat vicdanen tartışmalı paraları cebe indiren” tiplerden haz alıyorlar...

Del Bosque gibi yıllarca işsiz kalıp çalışmadan para kazanırken, “İspanyol federasyonundaki kontaklarıyla dünyanın en iyi oyuncularından kurulu milli takımın başına kişisel ilişkileriyle oturabilen” tipteki adamları çok tutuyorlar...

Onlara tapıyorlar...

Ben çalışma hayatımda ekipleri, takımları hep kendim kurdum...

Kendi kurduğum ekipler ve takımlarla başarılara imza atmaya çalıştım...

Kimsenin emeğinin üzerine oturmamaya gayret ettim...

***


Çalıştığım yerlerden ayrılırken de “çalışmadığım ve ter dökmediğim” tek bir günün parasını talep etmek ucuzluğuna sapmadım...

Değil çalışmadığım zamanın parasını tahsil etmek, çalıştığım zamanlara ait “tazminat talebim bile olmadı” hiç kimseden...

Sanıyorum herkes kendisi gibi adamları seviyor...

Ben Del Bosque’yi sevmem...

Onun onda biri kadar servetleri olmadığı halde çalıştırdıkları takımdan, “Beş kuruş fazla istemeden ayrılan Ertuğrul Sağlam, Rıza Çalımbay, Carlos Carvalhal” benim çalışacağım ve saygı duyacağım adam gibi adam tiplerdir...

***


Mehmet Tezkan zaman zaman böyle pek düşünmeden yazılar yazıyor maalesef...

Hatırladığım kadarıyla birkaç yıl önce yazdığı bir yazıdan bana milyarlarca lira para ödemeye mahkum olmuştu...

Tezkan’ın sevdiği Del Bosque tipi bir karakter olmadığımdan, Mehmet Tezkan’dan o parayı tahsil etmemiştim...

Fakat şimdi durum değişiyor...

Avukatlara söyleyeyim...

Mehmet Tezkan’dan “tazminatı almak için düğmeye bassınlar...”

Parayı ne mi yapacağım?..

Sorulur mu elbette ben kullanmayacağım... Alıp o parayı “Beşiktaş’a vereceğim...”

Beşiktaş’a gönüllü bir katkıda bulunmuş olacağım...

Böylece Tezkan’ı da biraz metazori “Beşiktaş’a katkı yapmaya teşvik edeceğim...”

Hülasa; iyi oldu bu tartışma...

Darısı Del Bosque’nin üzerine yattığı paraların başına...

*****


“OĞLUM NAİL SENİ KİM YIKABİLİR Kİ?..”

Bir zamanların bütün medya patronlarını ve siyasileri “yönettiği söylenen” ünü medya patronu Nail Keçili’yi okuyorum...

Bir gün özel uçağıyla Marmaris’e gidiyor...

Yunan adalarının üzerinden geçiyor...

Volkanik Santorini adasının üzerine geldiğinde özel uçağı Nail Keçili uçaktan aşağı bakıyor ve kendi kendine şöyle diyor:

“Oğlum Nail seni kim yıkabilir ki?..”

O güne kadar Turgut Özal’ın en yakın danışmanlarından biri...

Aydın Doğan, Dinç Bilgin, Erol Aksoy gibi bütün medya patronlarıyla içli dışlı, bazısıyla ortak işleri var...

Büyük bazı gazetelerin genel yayın yönetmenlerine bir telefonla iş yaptıracak güce ve etkinliğe sahip...

Yaşadığı onca güzelle aşk bir yana, dünyaca ünlü büyük starlarla aşk yaşadığını isim vermeden itiraf ediyor...

Paraya para demiyor, bütün reklam sektörünün yüzde 53’ünü kontrol ediyor...

28 şirketi, 2500 çalışanı var...

***


Bu halet-i ruhiye içinde Yunan Santorini adasının üzerinden geçerken “Oğlum Nail seni kim yıkabilir ki?..” diyor...

O adayı bilirim...

Üzerinden geçerken bile çıldırtıcı bir güzelliği vardır...

Adada bulunduğunuz yerden denize ve volkanik çevreye göz gezdirdiğinizde “kendinizden geçtiğinizi” hissedersiniz...

İşte o adanın üzerinden özel uçağıyla geçerken “Oğlum Nail” diye sesleniyor, “Seni kim yıkabilir?..”

“Altı ay sonra beş kuruş param yoktu...” diyor Nail Keçili...

Cezaevine giriyor, iflas ediyor, malları mülklerine haciz geliyor...

***


Aslında kendini güç ve kudret sahibi zanneden insanoğlu bilir mi ki “evrenin gücü karşısında” kendi kontrol ettiğini zannettiği güç güç değildir...

Nail Keçili’yi o kadar iyi anlıyorum ki...

“Hayatta şükür gerekli her şeyim var” dediğim anda, “Aslında hiçbir şeyimin olamayabileceğini” tek bir fırça darbesiyle gösterdi hayat bana...

Hayat bize, “yaşamın bütününe sahip olamayacağımızı, her şeyi kontrol edemeyeceğimizi” bu tür oyunlarla gösterir...

Bunlar aslında “ibret almamızı” istediği derslerdir...

Şöyle der hayat böyle anlarda;

“Sakın kendini bir şey zannetme... Sen aslında evrenin sonsuz denkleminde hiçbir şeysin... Öyle kendi başına hayatı kontrol edebileceğini falan sanma...”

Bu dersi alanlar, hayata “tevekkül ve bilgelikle” bakabilirler...

***


Her şeyi kendilerinin yapabileceği gibi anlamsız ve sonu hayal kırıklıklarıyla bitecek maceralardan uzak dururlar...

Bu kadercilik midir?..

Hayır...

Bu gerçekleri bilmektir...

Evrenin sonsuzluğunu, sınırsız gücünü ve bir birim olan insanın o evreni kontrol etmekteki sınırını anlatır...

Metafizik gibi görünür, oysa bilimseldir...

Materyalist değildir, çünkü materyalizmden öteye bilimsel özellikler içerir...

Aziz Yıldırım’dan Nail Keçili’ye, Dinç Bilgin’den şimdi adını yanlış anlaşılır diye söylemek istemediğim birçok kişiye, “evren bu mesajı gönderir...”

Anlayana tabii...

*****


BİZ HAYATI YAŞAYARAK DA BARIŞI SAĞLAYACAĞIMIZI DÜŞÜNÜYORUZ!..

Avrupa batarken, bizim ekonomimiz inanılmaz bir şekilde iyi gidiyor...

Bir mucize bu...

Yirmi yıl önce, “şimdiki ekonomik rakamlar söylense”, herkes “bu adamın aklından zoru var” derdi...

Oysa akla hayale gelmeyecek rakamlar ve ekonomik başarılar arka arkaya gerçekleşti...

Fonlar destek verdi, IMF çekti gitti, öyle oldu böyle oldu bilmem, ekonomik göstergeler tahmin edilmeyecek boyutlara yükseldi...

***


Ekonomik olarak gerçekleşen mucize ne yazık ki, demokratik alanda kendini gösteremedi...

Askeri vesayetin ve darbelerin üzerine giden irade, bir süre sonra toplumda “kolay kolay tamir edilemeyecek kırgınlıklara, küskünlüklere, mağduriyetlere” neden oldu...

Bu olay artık kaldırılmaz ve dayanılmaz ölçüde mağduriyetler biriktirmeye başlayınca, bazı şeylerin hafif yollu değiştirilmesi çabası gözlenir oldu...

Türkiye ekonomisindeki mucizeyi toplumsal ve bireysel mağduriyetlere taşıyamazsa, kat edilen bunca yola yazık olur...

***


Bu işin bir tarafı...

Fakat bir de Kürt sorunu gibi, milyonların barış arzusuyla beslenen, toplumun neredeyse 30 yıldır burnundan solumasına neden olan bir sorun var...

Barış artık gelmelidir...

Kimsenin onuru, gururu zedelenmeden, ülkenin bütünsel yapısı bozulmadan, üzerinde çalışılabilecek her barış girişimini bu toplum desteklemelidir...

Barışı istemeyenlere inat istemeli ve arkasında durmalıdır...

Biz barışı, herhangi bir siyasi iktidar bundan prim kazansın, başkalarının üzerinde daha güçlü borular öttürsün amacıyla istemiyoruz...

Biz çocuklarımızın birbiriyle savaşmasını istemiyoruz... Daha fazla ölmelerini, daha fazla şehit düşmelerini istemiyoruz...

Biz hayatı yaşayarak da barışı sağlayabileceğimizi düşünüyoruz...

DİĞER YENİ YAZILAR