Sneijder Galatasaray’a transfer olurken, “Fatih Hoca onu pek oynatacak gibi görünmüyor” diyen yakınlarına Ünal Aysal’ın şu cevabı verdiği söylenmişti;
- “Sneijder’i de alırız... Onu oynatacak hocayı da...”
Nitekim Ünal Aysal hız kesmedi...
Sneijder’in hemen arkasından, Drogba‘yı aldı Galatasaray’a...
Drogba da Galatasaray’a giderken, Sneijder gibi Jose Morinho’ya sordu:
- “Galatasaray’a gideyim mi?..”
Bu konuşmalar olurken, futbolcu tranferini yapan isimler ve Başkan’ın yakınları, Ünal Aysal’ın ilerde Galatasaray’ın başına Jose Morinho’yu getirmek istediğini söylüyorlardı...
Bugün bu konuşmaların hepsi yalanlanacak...
Fakat herkes biliyor ki, bu olaylardan kısa bir süre sonra, Fatih Terim’in İtalya’da Roma takımıyla anlaştığı haberleri yayıldı...
Terim muhtemelen yapılmak istenenleri görmüş, kendi kariyeri açısından alınması gereken önlemleri almaya başlamıştı...
Dün Fatih Terim’in Drogba‘lı Sneijder‘li Galatasaray’ına, Jose Morinho’nun Real Madrid’i çıkınca, “Pes...” dedim; “Buna tesadüf değil, enerjinin çekimi denir...”
“Secret” isimli kitapları artık sokaktaki adam biliyor...
Çağırılan enerjinin bir süre sonra karşınıza çıktığı bir sır değil...
Galatasaray’da ikinci yarının başından beri, bir Jose Morinho rüzgarı ve etkisi seziliyor...
Fatih Terim’le devre arası yaşanan ve dondurularak rafa kaldırılan krizin temelinde de bu konu vardı...
Hayatın quantum’u bu enerji çekimini affetmez...
Karşınıza Jose Morinho’yu ve Real Madrid’i çıkartıverir anında...
Galatasaray Real Madrid’i elerse, elbette sarı kırmızılı camia ve Türkiye’nin büyük bölümü bayram edecek...
Fakat bu maçların sonunda Galatasaray’ın yüzü gülerse sonrasında Fatih Terim’in ne yapacağını ben özellikle görmek isterim...
Bir şeyi fazla konuştunuz mu istemeseniz de başınıza gelir...
Secret’ın kuralıdır bu...
Ya da siz buna Galatasaray-Real Madrid eşleşmesi adını takın isterseniz...
BU NEVRUZ GERÇEK BİR BAYRAM OLSUN!..
İlk defa, bu yıl Nevruz’da çatışma, gerginlik, bombalama, biber gazı gibi şeylerin olmaması ihtimali belirdi...
PKK’nın bu Nevruz’da Apo‘nun direktifleri uyarınca eylemsizlik kararı alacağı söyleniyor...
Türkiye Nevruz’ları da diğer bayramları gibi, kardeşçe ve barış içinde kutlayacak elbet bir gün...
Bütün isteğimiz, bunun daha fazla gecikmeden, daha fazla kan dökülmeden, daha fazla çocuklarımız ölmeden, vakit kaybetmeden gerçekleşmesi...
Belki de bu Nevruz,bayram gibi kutlanacak Nevruz’ların ilki olur...
Belki de bu Nevruz’da esmeye başlayacak hava, dağa, taşa, barış getirir...
Kim bilir belki bu Nevruz’da “Dağlarına bahar gelir memleketimin!..”
Kim bilir?..
“CENNETE GİDİNCEYE KADAR BEKLEMEM GEREKİYOR...”
Jack arabayı yavaşlatmadan önce takometreye baktı...
Hız limitinin 50 mil olduğu yerde 73 mil ile gidiyordu...
Polis yana çekmesini söylemişti...
Son dört ay içerisinde dördüncü defa polis tarafından durduruluyordu...
Bir insan nasıl bu kadar şansız olabilirdi?..
Arabayı sağa çekti...
- “Keşke şu anda yanımızdan daha hızlı giden bir araba geçse de trafik polisinin dikkati ona yönelse...” diye geçirdi içinden...
Trafik polisi elinde kalın bir not defteriyle arabadan indi...
O da ne?..
Trafik polisini tanıyordu...
Kilisede her Pazar ayininde beraber dua ediyorlardı...
Jack arabının koltuğuna iyice sindi...
Bob’la karşılaşmış olması, cezayı geçtik berbat bir durumdu...
Kiliseden tanıdığı polis memuru, arkadaş olduğuna bakmaksızın kendisini durduruyordu...
Hem de hızlı gidip trafik kurallarını ihlal ettiği için...
- “Merhaba Bob...” dedi; “Böyle karşılaşmamız ne ilginç bir tesadüf...”
- “Merhaba Jack...” dedi Bob... Gülümsemiyordu...
- “Beni karıma ve çocuklarıma yetişmek için koştururken yakaladın...”
- “Evet öyle...” dedi Bob... Umursamaz görünüyordu...
- “Son günlerde eve hep çok geç gittim... Çocuklarım uzun süredir beni görmedi... Dilbana (eşim) bana bu akşam evde biftek ve patates pişireceğini söyledi... Hep beraber yiyecektik... Ne dediğimi anlıyor musun?..”
- “Evet ne demek istediğini anlıyorum... Fakat trafik kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum...” diye cevapladı Bob..
- “Eyvah...” dedi Jack; “Bu taktik işe yaramayacak gibi... Taktik değiştirmek gerekli...” diye geçirdi içinden...
- “Beni kaç ile giderken yakaladın?..”
- “70...Lütfen arabana biner misin?..” dedi Bob...
- “Ah Bob... Bekle bir dakika lütfen... Seni gördüğüm anda takometreye baktım... Sadece 65 ile gidiyordum...”
- “Lütfen Jack arabana bin...” diye üsteledi Bob...
Jack canı sıkkın bir şekilde arabasına bindi ve kapıyı çarparak kapattı...
Bob not defterine bir şeyler yazıyordu...
Bob niye benim ehliyetimi ve ruhsatımı istemiyor ki diye düşündü...
Ne olursa olsun bundan böyle kilisede bu adamın yanında oturmayacaktı...
En iyisi birkaç Pazar kiliseye gitmemek, bu adamla hiç karşılaşmamaktı...
İçinden bunları geçirirken Bob’un kapıyı tıklattığını duydu...
Arabanın penceresini açtı...
Bob, Jack’e bir kağıt uzattı, kağıdı verdi ve gitti...
Kağıda baktı Jack...
- “Ceza değil bu...” diye kendi kendine söylendi...
Bir anda sevinmişti...
Bu bir nottu ve üzerinde şunlar yazıyordu:
- “Sevgili Jack...
Benim bir kızım vardı...
6 yaşındayken çok hızlı araba kullanan birisi tarafından öldürüldü...
Bu kazadan dolayı adam cezalandırıldı...
Üç ay cezaevinde kaldı ve çıktı...
Kendi çocuklarına sarıldı, öpüp onları tekrar koklayabildi...
Ancak ben!..
Ben kızımı tekrar koklayıp öpebilmek için cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor...
Bin defa adamı affetmeye çalıştım...
Bin kere de başardığımı zannettim...
Belki başardım, ama hala kızımı düşünüyorum...
Lütfen benim için duam et ve yollarda dikkat et Jack...
Tek bir oğlum kaldı!..”
(Dr. Yaşar Ateşoğlu’nun Bilgelik Öyküleri kitabından)

