Terörist saldırı tam da senin dediğini düşündürtmek için yapıldı Ertuğrul!..

Haberin Devamı

Bu bölgede değil bir terör örgütüne, herhangi bir örgütün ilk ağızda söylediklerine güvenmem...

PKK’nın Apo’nun izinden giden dışardaki lideri Murat Karayılan geçen hafta Kandil’de gazeteci Avni Özgürel’e bir demeç verdi...

“Barış sürecini destekleyen, Türkiye’nin Apo’yu hiç dikkate almadan bu işin gerçekleşmeyeceğini anlamasının sevindirici olduğunu” söyleyen, hızla silah bırakmaya doğru gidildiğini açıklayan bir demeçti bu...

Murat Karayılan gibi bir PKK yöneticisinin “ortada bayram seyran yokken, durup dururken yumuşama sürecinden dem vurması” ve bunu Avni Özgürel’e biraz da temenniyle söylemesinin elbette bir nedeni vardı...

Karayılan “çok karışık ve kimin neyin arkasında olduğu belli olmayan PKK’da, iplerin kendi elinde olduğunu anlatırcasına barış sürecini desteklediğini” söylüyor, kendi pozisyonlarını anlatan önemli açıklamalar yapıyordu...

***


Mehmetçiğin şehit edilmesinden sonra, bir de baktım Ertuğrul Özkök, hiç vakit geçirmeden “Kandil’deki adam, sana güvenmiyoruz” başlığını atmış...

Karayılan’ın kurnazlığından girip, Orta Şark pespayeliğinden, üçkağıtçılığından ve aşağılıklığından çıkmış...

Yazı Kandil’deki Karayılan’ın artık sözlerine kesinlikle güvenmemek gerektiğinin anlaşıldığını söylüyor...

Bunun özellikle bir manevra olduğunu, bizi aldatmak amacıyla yapıldığına hükmediyor...

Ben Kandil’i mandili bilmem...

Kandil’deki liderleri tanımam, PKK’nın ve bölgedeki gizli güçlerin ne kirli oyunlar oynadığını da açıktan belgeleyemem...

Fakat Ertuğrul’un yazısı çok ilginç doğrusu...

20 yıl Hürriyet gazetesini yönetmiş sosyolog bir genel yayın yönetmeni, böyle bir olayda “sizin ne kadar güvenilmez ve kalleş olduğunuz belliydi... Bir daha Kandil bizi aldatamayacak” tepkisi mi vermelidir?..

Bu kadar basit, bu kadar beklenen, bu kadar istenen, bu kadar hesaplı bir tepki mi verir, bu kadar tecrübeli bir gazeteci?..

Bence Mehmetçiği şehit eden saldırının bizzatihi kendisi, tam da Ertuğrul Özkök’ün iddia ettiğini düşündürtmeyi amaçlıyor bütün Türkiye’ye...

***


Yani Karayılan’ın kalleşlik yaptığını ispatlamayı, ona hiçbir halükarda güvenilmeyeceğini göstermeyi, en iyisi tankı topu alıp yürüyelim arkadaşlar diyerek bu Karayılan isimli kalleş adamı devre dışı bırakmayı amaçlıyor...

Güya, Ertuğrul’un yazısına göre Karayılan ve çevresi saldırı planlıyormuş da “güvercin” havası vermek için böyle konuşmuşmuş...

Yahu Ertuğrul, Murat Karayılan’ın kendisini ve PKK’yı “güvercin göstermek gibi bir derdi niye olsun ki?..”

Böyle bir imajı verse kim yer ki Türkiye’de bu saatten sonra?..

Karayılan böyle dedi diye biz PKK’nın güvercinleştiğine mi inanacağız, böyle saçma şey olur mu?..

Belli ki, Apo’ya yakın Murat Karayılan’ın başında bulunduğu grup, ateşkes görüşmelerini destekliyor...

Bu sürecin “Apo’nun varlığını da göz önüne alınarak bir çözüme gitmesine sıcak bakıyor...”

Karayılan durup dururken konuşuyorsa bunun için konuşuyor...

Kendinin ne kadar kalleş olduğunu Türkiye’ye göstermek için niye konuşmaya kalksın ki Murat Karayılan?..

PKK askerlerimizi şehit etmeyi kafasına koymuşsa zaten bunu yapar, bunun için niye Karayılan’ı ateşkesten ve yumuşamadan yana konuştursun ki?..

Belli ki ortada Karayılan’ın itiraf etmekten korktuğu, ancak PKK liderliğinin denetleyemediği başka güçler var ve tam yumuşama sürecinde PKK’daki milisleri yönetebiliyorlar...

Bunu Karayılan hiçbir zaman açıktan söylemeyecek, söyleyemez, çünkü o zaman kendi önderliği tartışılır...

Ancak akıl ve izan olayın bu şekilde cereyan ettiğini gösteriyor...

***


Ertuğrul ise yangından mal kaçırırcasına “Karayılan’ın ne kadar kalleş olduğu ortaya çıktı... Bir daha onun söylediklerini dikkate almayalım...” mealiyle yazdığı yazıyı, “Kandil’deki adam sana güvenmiyoruz” başlığıyla veriyor...

Murat Karayılan’ı veya PKK’lı herhangi bir militanı tanımam bilmem...

Fakat hayatı bilirim ve insanlar üzerinde empati yapacak aklım, izanım ve gücüm var henüz şükür...

Bir insan durduk yerde kendisinin ne kadar “kalleş” olduğunu ispat etmek için konuşmaz...

Aksine...

Mehmetçiği şehit eden bu olay, aslında Karayılan’a ve Apo’ya gözdağı veren, “onlarla bu işi çözemeyeceksiniz” diyen gizli güçlerin işidir... Ulusal derin güçler mi, uluslararası gizli güçler mi, PKK’nın içindeki liderlik rantı mı meçhul, fakat malumdur ki amaç herkese “Ey Kandil’deki; sana güvenmiyoruz, sen kalleşsin” dedirtmektir...

Üzerinden 24 saat geçmeden, niye bunu apar topar dillendirmeye başladın ki sevgili Ertuğrul?..

*****


AYRILIKLARIMA ŞÜKREDİYORUM!..

Dün uzun yıllar sonra Taksim’e gittim...

Fransız Başkonsolosluğu’nda işim vardı...

Sonra bir arkadaş grubuna takıldım...

Tanıdıklarımdan birisi eşinden ayrılacaktı...

Henüz mahkemeye gitmemişlerdi fakat, ayrılmaya karar vermişlerdi...

Bulunduğum grup içindeki arkadaşlar, ayrılmaya karar verip de henüz ayrılmamış arkadaşın eşini de yakından tanıyorlardı...

Hepsinin eşi, boşanmayı düşünen arkadaşlarının eşinin arkadaşıydı...

Hava basık ve gerilimliydi...

Kimse açıktan söylemiyordu fakat, herkes gruptaki o arkadaşın ayrılmasının doğru olmadığını düşünüyordu...

***


Arkadaş birkaç gün önce eşinin de olduğu bir tatil planı yapmış, eşli birkaç arkadaş grubunu çağırmıştı tekne turuna...

Gruptakiler, fişeklercesine “şimdi ne yapacaksın” diye soruyorlardı...

Ayrılmayı düşünen arkadaşın durumunu anlıyordum...

Bir karar almıştı ve kararı uygulamaya çalışıyordu...

Etraftaki grup ise, acayip sorularla çocuğu fitil ediyorlardı:

- “Şimdi hekses eşiyle gelecek sen yalnız mı olacaksın?.. Olur mu öyle şey?.. İptal et bari geziyi...”

Manevi baskı üzerine baskı yapıyorlardı...

Çocuk zaten, onlarca bilinmezin arasında sıkışmış kalmıştı, bir de arkadaşları “eşli tatil programına, bekar kaldığı için hiç çıkmamasını öğütlüyorlardı...”

***


Böyle durumlardan nefret ederdim...

25 yıl önce Atina’da eşimle ayrılmaya karar vermiştik...

Benim hayatımda evliliğimi tehdit edecek bir başka kadın ya da onun hayatında aşık olup gitmesine neden olacak herhangi bir erkek yoktu...

Görünürde ayrılmamızı gerektiren herhangi bir neden bulunmuyordu...

Ne ki biz gayet iyi biliyorduk ki “evlilik evlilik olmaktan çıkmıştı...”

Mutlu değildik...

Gerçek anlamda evli gibi de değildik...

Fakat birbirimizi seviyorduk ve birbirimize bırakmamamız gerektiğini düşünüyorduk...

Annelerimizden, babalarımızdan öyle öğrenmiştik...

***


Dün baktım, gruptaki arkadaşlardan biri çocuğun üzerinde yaptığı tatil baskısı yetmemiş gibi, “çocuk varken ayrılmak, çocuklar için çok kötü” deyiverdi...

Ben de “Hiç öyle bir şey yok... Çocuklar kendilerini gayet iyi idare ediyorlar... Kötü olan anne babanın sürekli kavga etmesi ve çocukları ve birbirini çekiştirmesi...” deyiverdim...

Belliydi ki cevabım, grubun arkadaş üzerinde boşanmaması için yaratmak istediği manevi baskıyı yok edici özellikteydi...

Bana dönüp hemen cevabı yapıştırdı:

- “Öyle diyorsun ama annenle babanı yanındaki evden uzaklaştırmıyorsun...”

O arkadaşa annemle babamı yaşlandıkları için ve evler müsait olduğu için bu düzende oturttuğumu söyledim...

- “İtiraf etmem gerekiyor ki, bu yaştan sonra ve bu kadar yılları yaşadıktan sonra annemin evi kendince kontrol etme güdüleri kabul edilebilir bir şey değil... Fakat yaşlı olmaları ve evlerin müsait olması bu durumu devam ettiriyor... Yoksa anlaşamayan bir ortamda çocuklar var diye evliliği devam ettirmek hiç akıl kârı değil... Hayatın gelişimine ve devamlılığına aykırı bir kere...” dedim...

***


Söylemedim fakat içimden şöyle düşündüm:

- “İyi ki zamanında cesur davranıp, eşimle ayrılmasını becerebilmişiz... Şimdi kendimizi çok daha fazla geliştirebildiğimiz, ruhumuzu tekamül ettirebildiğimiz, hayattan zengin dersler ve ibretler çıkartabildiğimiz bir 25 yılı geride bıraktık...

Ayrılmasaydık, bunların hiçbirini yaşayamazdık... Hadi dahasını da söyleyeyim...

İyi ki zamanı geldiğinde ayrılmamız gereken kişilerle ayrılmasını becerebilmişiz...

Her ayrılık, hayatta bana yepyeni ufuklar açtı... Yeni dersler, yeni ibretler karşıma çıkardı... Hayat tecrübemi artırdı...

Farklılığın zenginliğinde ruhumun tekamülünü sağladı...

Her ayrılıktan sonra, yeni hayatımın bana kattığı değerlere bakıyorum da...

Ayrılıklarıma şükrediyorum...

DİĞER YENİ YAZILAR