“Televizyon kanalından kaç para aldın?..”

Haberin Devamı

-“Son birkaç gündür yazılarınızda habire Digitürk Oscar kanalından bahsediyorsunuz...

Oscar kanalı da, Oscar kanalı!..

Kaç para aldın Digitürk’ün reklamını yapmak için...

Olayı anlatırsın, yazını yazarsın...

Sonuna Digitürk’ün Oscar kanalı demen şart mı?..

Reklamını da yaparsın bir beis yok... Fakat gazetedeki köşeni bu iş için kullanman etik değil...”

***


Böyle bir mail aldım dün bir kişiden...

Önce yazdıklarını bir daha okudum...

Önce şaka yapıyor sandım...

Yeni Oscar kanalı topu topu

17 günlük bir kanaldı...

2 Mart’taki Oscar törenleri vesilesiyle, 14 Şubat-3 Mart tarihleri arasında 17-18 gün süreyle hizmet verecekti kanal...

Tam 105 adet Oscar kazanan veya adayı olan filmi gösterecekti bu yılki Oscar törenleri öncesi...

2 Mart’ta yapılacak 86. Oscar ödül törenleri sonrasında da yayın hayatını bitirecekti Oscar kanalı...

Sinema izleyicisine, dünya sinemasının en önemli ödülünü alan ve ona aday filmleri tarih tünelinden geçerek, bugünlere ücretsiz aktarmak, müthiş bir hizmetti...

Ben de bu hizmeti Oscar alan The King’s Speech filmini anlatırken övmüştüm...

***


Bana bu maili gönderen kişi; “köşemi parayla reklama açtığımı iddia edecek” kadar hadsiz ve rezil bir iftirayı atmaktan da çekinmiyordu...

Hatırladığım kadarıyla Digitürk halen özel sektörün elinde değildi...

TMSF’ye verilmişti, henüz bir başkası almamıştı...

Özel sektörün elinde olmayan, 17 günlüğüne hizmet için açılan bedelsiz bir kanalın reklamını yaparak para kazandığımı söylemek için bir insanın “kötülükle” besleniyor olması gerekirdi...

Mesele bana atılan mail değil; bu ülkede insanların düşünce sisteminin üzerine kurulduğu iftiracılık, rezillik, zavallılık, zeka fukaralığı ve görgüsüzlüktü...

***


İyi olan, hizmet veren, evrene ve hayata katkı sağlayan şeylerin teşvik edilmesi, övülmesi, örnek gösterilmesi ve başkalarını tetiklemesi, bir gazete yazarının okuyucusu karşısında göreviydi... Bunu yaparsam, okuyucumdaki vizyonu genişletebilir, yeni çabalara kaldıraç olabilirdim...

Hayatın entelektüel seviyesini artırabilir, çocukların ve insanların yaşam kalitelerine artı bir şey sağlayabilirdim...

***


Bülent ve Faruk Eczacıbaşı kardeşler hayatımda bana hep mesafeli bir dostluk göstermiş kişilerdi...

Pazar günü, her hafta gittiğim sahibi oldukları Kanyon alışveriş merkezindeki çocuk oyun salonunun artık çocuklara katkı sağlayacak bir hizmet vermekten çıktığını çok ağır biçimde yazdığımda hiç bana kırılacakları aklıma gelmedi...

- “Acaba ben bana her zaman mesafeli bir dostlukta bulunan kişilere ayıp mı ediyorum?..” diye düşünmedim hiç...

Nitekim onlardan da bu yönde hiçbir şey gelmedi...

Trump Tower’da yeni açılan Çocuk Dünyası’nı anlatırken de, hiç düşünmedim “sahibi olan Doğan grubuyla ilişkilerim iyi mi olur kötü mü” diye...

***


Hayatın basit bir şifresi vardı...

Evrene katkı sağlayan şeyleri destekleyecektiniz...

Evreni bozan, ona kötücül enerji veren, karşısındakini yok eden şeyleri ise kendinizden uzak tutacaktınız.

Trump Tower’deki Çocuk Dünyası, küçüklerin gelişimi için bir cennetti...

Çocukların gelişmesi için bu cenneti anlatmaz, onu yapanları bu davranışlarından dolayı desteklemez, yenilerinin açılması için tetiklemez, böylece yeni ve değişik semtlerde başka çocukların da bu dünyalardan faydalanmasının önünü açmazsanız “evren”e katkı yapmamış olurdunuz...

***


Ne yazık ki o yazıdan sonra da okuyucu olduğunu söyleyen bir kişi “acaba nasıl bir reklam geliri aldığım”ı sordu... Çarpık bir beynin tezahürüydü yazdığı mail...

Cevap verdim:

- “50 lira aldım...” dedim...

50 liralık giriş ücretine referans yaparak dalga geçiyordum...

O sırada gözümün önüne; televizyonda “rakip ticari gruplara haber üzerinden vurma, rakip siyasileri itibarsızlaştırma” talebine nasıl tepki gösterdiğim geliyordu...

- “Bu işleri ben yapmam... O haberleri de ben okumam... Yanıma bir tane spiker alırım... Kanalın o haberlerini o spiker sunar...” demiştim...

Ama “milyon dolarlık anlaşmalar söz konusu” demişlerdi...

- “Milyon dolar değil, milyar dolar olsa yapmam o işleri...” demiş ve basıp istifayı televizyon haberlerini bırakmıştım...

***


Şimdi 50 liralık Çocuk Parkı giriş ücreti için “reklam yaptığımı ima eden çamurlarla karşı karşıyaydım...”

Milyon doları elinin tersiyle iten gazeteci, 50 lira karşılığı reklam yapacaktı!.. Bunu düşünebilen kişinin beynindeki zekasızlığa yazıktı...

Kalbindeki ruhsuzluğa lanetti...

Haber ve yazı namusu...

Ne istenirse istensin, tek kuruşluk kişisel çıkar karşılığı olmadan “yazarlığa layık bir yazı yazma etiği” için uğraşmamış mıydık?..

Bu uğurda hayatın bütününü, dramlarla örülmüş trajik bir öyküden ibaret bırakmamış mıydık...

Gazetecilik ve ruhu için...

El-Fatiha...

*****


“ÇOCUKLARI HAMBURGER VE PATATES KIZARTMASIYLA ÖLDÜRMEYİN”

Trump Tower’deki Çocuk Dünyası muhteşem...

Orada deliler gibi uğraşıp didinen yöneticilere üzülerek söyledim...

- “Koskoca Çocuk Dünyası’nda, Cafe Nero’nun yanına sadece Burger King’in konması büyük bir hata...”

4-14 yaş arası çocuklar oraya girdi mi, bir daha dışarı çıkamıyorlar...

Çıkarlarsa oyun haklarını kaybediyorlar...

O zaman yemek yiyecekleri tek yer içerde tezgah kurmuş olan o hamburgerci...

Çocuklar ya lastik gibi hamburgerler ile içine şeker katılmış beyaz ekmekleri ya da kızarmış patates ve tavuk parçalarını seçecekler yemek için...

***


Newyork’ta, Paris’te, Londra’da bir zamanlar her semtte açılan fast food hamburgerciler teker teker kepenk indirirken, İstanbul’da en trendi çocuk oyun merkezine, “tek alternatif olarak, sağlıksız ve çocukları obez yapacağı kesinleşmiş yiyeceklerle dolu hamburgerci dükkanı”nın açılmasına izin vereceksiniz...

Üstelik başka hiçbir alternatif bırakmadan...

***


Onları patates kızartması ve hamburger yemeye teşvik edecek hatta zorlayacaksınız...

Yetkililere sorduğumda kendi içinde mantıklı bir cevap verdiler bana:

- “Bütün çocukların yiyebileceği marka nedir diye araştırdık... Bunu bulduk...” dediler...

Doğru, şeker, patates kızartması, hamburger, kola bütün çocukların istedikleri junk-food...

Bütün çocuklar, adım adım kendilerini obez yapacak bu yiyeceklerin içindeki “özel tatlara ve soslara bağımlı hale getiriliyorlar...”

Londra’daki ilkokul ve ortaokullarda yasaklanıyor bu yiyecekler...

Amerika’da okullar da her geçen gün bu tür yiyeceklerden birini daha sakıncalı yiyecekler listesine sokuyor...

***


Amerikan Sağlık Bakanlığı resmi internet sitesinde, bu yiyeceklerin zararından bahsedip;

- “Bunları çocuklarınıza yedirmeyin” diyor, okullarda yasaklatıyor...

Bizde açılan yeni Çocuk Dünyası’nın tek restoranı bu hamburgerci...

Bunun adına basiret bağlanması deniyor literatürde...

Çocukları mutlu edeceğim derken, çocukları öldürmemek için, basiret bağlanmasından kurtulmak gerek...

Daha fazla gecikmeden...

DİĞER YENİ YAZILAR