Haberin Devamı
“Siyaset bir sonuç alma işidir...” der ordinaryus siyasetçisi Süleyman Demirel...
Demirel’e göre siyasette “başaramıyorsan eğer, mazaretin yoktur ve boşuna gerekçe bulunmaz...”
Geçen gün İsmail Küçükkaya Akşam’da hafif bir değindi...
“Bu seçim Tayyip Erdoğan’ın siyasette ikinci dönem yürüyüşünün seçimi... Siyasi hayatında referandumdan sonra en fazla önemsediği seçim...” diye yazdı...
AKP’nin tepe stratejistleri 2011 seçimlerini “Türkiye’yi Cumhuriyet’in 100. yıldönümüne hazırlama süreci” olarak görüyorlar...
“Türkiye’yi Cumhuriyet’in 100. yılına hazırlama seçimi...”
Cümle ve slogan, ilk bakışta insana somut bir anlam ifade etmiyor gibi geliyor...
Oysa bu cümlenin Başbakan Tayyip Erdoğan ve stratejistleri için çok önemli ve derin bir anlamı var...
Güvenilir kaynaklarım bana “Tayyip Erdoğan için 2011 seçimlerinin 2023 yılındaki Cumhuriyet’in 100. yıldönümünü nasıl belirleyeceğinin” tanımını kulağıma fısıldadılar bile...
Ne söyledi siyasi hayatına başlarken Tayyip Erdoğan?..
“En fazla 3 dönem milletvekili seçilebilirim...”
Bu Haziran’daki seçim Tayyip Erdoğan’ın milletvekili olarak kaçıncı seçimi?..
Üçüncü...
Bu ne demek?..
“Bir daha milletvekili seçimlerine girmeyeceğim...”
Yani?..
“Yani beni AKP’nin başında lider olarak son kez meydanlarda görüyorsunuz...”
Tayyip Erdoğan yüzde 42’den 48’e uzanan AKP oy yelpazesinde, siyasi hayatının baharında, erken bir emeklilik mi isteyecek bu dönemin sonunda?..
Mümkün mü bu?..
Siyasetin doğasında var mı bu?..
Bunu “Siyaset bir sonuç alma işidir...” diyen Demirel’e bir daha sormaya bile gerek yok... Sözkonusu değil...
Ne olacak peki?..
Tayyip Erdoğan “Halkın seçtiği ilk Cumhurbaşkanı” olabilmek için, adaylığını koyacak...
Şimdi buraya bir virgül koyalım ve “neden bu seçimin Tayyip Erdoğan için bundan sonraki siyasi hayatının en önemli seçimi” olduğuna gelelim...
Bu seçimlerde yüzde 48’leri hatta yukarısını amaçlıyor Başbakan...
Çünkü ancak o zaman adaylığını rahat rahat 2014’te koyabilecek...
Dikkat 2012’de değil, 2014’te...
Abdullah Gül‘e soruyorlar:
“Görev süreniz 5 yıl mı 7 yıl mı...”
Kesin bir cevap yok...
Başbakan’a, AKP kurmaylarına soruyorlar:
“Gül’ün süresi 2012’de mi 2014’te mi bitecek?..” Yine kesin bir cevap yok...
Çünkü durumu bu Haziran’da yapılacak seçimlerin sonuçları belirleyecek onun için kesin bir cevap yok...
Tayyip Erdoğan’ın içinden geçen, Cumhurbaşkanlığı seçiminin 2012’de değil, 2014’te yapılması...
Bunun için, seçimlerde öyle bir oy almalı ki, seçimlerden 3 yıl sonra bile, halk Erdoğan’ı Cumhurbaşkanlığı’na taşıyabilsin...
Erdoğan ilk aşamada üç yıl Başbakan kalıp, “sivil” dediği Anayasa’yı yapmayı amaçlıyor... Yeni Anayasa’da halkın seçtiği Cumhurbaşkanı’na “Başkanlık sistemi”ne yakın bir düzenleme yapılacak...
Seçim sonuçlarına ve ertesindeki konjonktüre göre Cumhurbaşkanlığı seçimini 2012’ye alabilir Başbakan...
Her halükarda “yeni ve güçlü yetkilerle” Cumhurbaşkanlığı’na geçiyor...
Ne diyor Anayasa’da yapılan değişiklik?..
Halkın seçeceği Cumhurbaşkanı 5 yıl için en fazla iki kez seçilebilir...
Tayyip Erdoğan “Cumhurbaşkanlığı için iki kez aday olmayacağım” diye bir şey söyledi mi?..
Hayır!..
Ayrıca birinci 5 yılın sonunda, niye ikincisi için adaylığını koymasın ki?..
Tayyip Erdoğan’a göre yakın müttefikimiz Amerika’da başarılı olan başkanlar iki dönem için görev yapmıyorlar mı?..
Clinton öyle değil mi?..
Şimdi gelelim püf noktasına...
Dostum “Koy bakalım 2014’ün üzerine iki Başkanlık dönemini” dedi...
Dostumun söylediği doğruydu...
Siyasi strateji tutar, her şey istendiği gibi giderse Tayyip Erdoğan Cumhuriyet’in 100. yılına, 2023’e Cumhurbaşkanı olarak girecekti...
AKP’li siyasi statejistlerin söylediği, “Bu seçimler Türkiye’yi Cumhuriyet’in 100. yılına hazırlama seçimleri olacak” sözleri kof ve içi boş laflar değiller...
Başbakan’ın hedefi ve amacı budur...
Bir diğer yakın dostum “Bunu yapabileceğine gerçekten inanıyor” dedi bana...
Eğer Başbakan’ın bütün hedefleri gerçekleşirse, siyaseti istediği mecrada tutabilirse Cumhuriyet’in 100. yılına Cumhurbaşkanı olarak girip, 2024’te siyasi yaşamdan ayrılmayı düşünüyor...
“Sonrası için uluslararası hedefler düşünüyor mudur?..
Onları bilemem...” dedi dostum..
Ne demişti Demirel?..
“Siyaset bir sonuç alma sanatıdır...”
Bir sözü daha var Süleyman Demirel’in:
“Siyasette bir saat kısa, bir hafta çok uzun bir süredir...”
Ya da “doğmamış bebeğe don biçilmez...”
FEHMİ KORU NİYE YAZMIYOR HALA?..
Fehmi Koru, AKP iktidarının en keskin kulis haberlerini veren yazarların başında geliyordu yıllar boyunca...
Zekası, AKP çevrelerine ulaşmaktaki rahatlığı, kulislere hakim olması ve arada bir komplo teorilerine fazla kaçsa da keskin analiz yeteneği onu yıllarca sabahın köründe okunan yazarlar kategorisine soktu...
Aslında AKP iktidara gelmeden önce de, yazıları aynı merakla siyasi ve diplomatik çevrelerde okunuyordu...
Ayrılma nedeni de gazetesi Yeni Şafak’taki bir yazarın gönderilmesi yolunda Amerikan Büyükelçisinin isteğine aracı olmasıydı...
Koru bunu şiddetle yalanladı...
“Böyle bir talepte bulunması sözkonusu değildi... Zaten o Amerikan Büyükelçisi en fazla kendi yazılarına karşıydı...”
Tezkere esnasında en şiddetli tezkere karşıtı yazılar yazan bir yazarın, Amerikan Büyükelçisi’nin ulaklığına soyunması beklenemezdi...
Koru haklıydı...
Ancak sonra Yeni Şafak’tan ayrılmasını geçmiş “tezkere karşıtı hareketlerine” karşı yapılmış bir operasyon olduğunu söylemedi...
Bence böyle değil...
O günlerde Yeni Şafak’tan istediği “açıklamalar” fazla gelmiş olabilir gazete yönetimine...
Kendisi de yazmayınca, kopuş gerçekleşmiş olabilir...
Meselenin özü şu...
Fehmi Koru “Henüz hiçbir gazete bana bir teklif getirmedi...” diyor...
Hadi Yeni Şafak’ta sorunlar vardı yanlış anlaşılmalar bu kopuşu getirdi diyelim, ancak Fehmi Koru gibi bir yazara teklif konusunda türk medyasının bu kadar cimri davranması anlaşılabilir mi?..
Fehmi Koru’nun alanına girmek istemem ama...
Cüneyt Arcayürek 12 Eylül’ün yasaklı günlerinde Süleyman Demirel’e “Darbenin askerler açısından gerçek nedenini” sormuştu...
Demirel tereddüt etmeden;
“Çankaya” cevabını...
“Çankaya’ya kimin çıkacağı meselesidir o... Her zaman çok önemli olmuştur...”
Çankaya, yani Cumhurbaşkanlığı...
Fehmi Koru Cumhurbaşkanı Gül’ün Londra’da 4 yıl beraber kaldığı ev arkadaşı...
Ayrıca, Koru’nun satırlarını bilenler, Cumhurbaşkanı Gül’le ev arkadaşlığının, bundan çok öte iki eski dost arasında bir kader birliği haline dönüştüğünü kolaylıkla kestirebilirler...
Önümüzde genel seçim var gibi görünüyor...
Oysa önümüzde Süleyman Demirel’in tabiriyle çok daha önemli bir soru var:
“O soru Çankaya’ya kimin oturacağı” sorusudur...
Yeni Şafak’tan tam ayrılma nedenini kendisinin bile pek bildiğini sanmıyorum...
Ama bu derece rağbette olan bir yazara, taleplerdeki nakıs durum “Çankaya”yla bağlantılı olabilir mi acaba?..

