Tayyip Erdoğan’ın kastettiği komutan ve rambo...

Haberin Devamı

Sylvester Stallone’nun çizdiği dünyaca ünlü Rambo karakteri, Amerika’nın uluslararası operasyonlarında görev alan “kusursuz bir özel tim mensubunun”, onu yetiştiren “albay” dışında hiçbir otoriteye saygı duymamasını, onları fazla da takmamasını anlatır...

Engin Alan Apo’yu Türkiye’ye getiren özel timin başında bulunan ve kahramanlık öyküleri anlatılan bir Korgeneraldi...

18 Mart 2004 yılında Çanakkale’deki Şehitler Abidesi’ndeki anma törenine Başbakan “iki saat gecikeceğini” söyledi... Kendisinden töreni geç başlatmasını istedi...

Korgeneral Engin Alan bu talebi kabul etmedi ve törenin daha önce belirlenen saatte başlayacağını söyledi...

Tayyip Erdoğan değişmeyen tören saatine göre programını değiştirdi ve törene katıldı...

***


Ancak başka bir olay çıkacaktı tören esnasında...

Tayyip Erdoğan tören alanına geldiğinde, Korgeneral Engin Alan ayağa kalkmadı... Başbakan’ın konuşmasını alkışlamadı...

Sonraki yıllarda Engin Alan Balyoz Davası’ndan tutuklandı...

Şimdi Siliviri’de ve MHP’den milletvekili adayı...

Tayyip Erdoğan 2004 yılındaki bu olayı özellikle hatırlatıyor ki MHP’ye oy gitmesin...

***


MHP’ye gidecek veya gitmeyecek oylar çok önemli değil...

Önemli olan “yeni bir dünyanın, doğru ilişkiler biçiminin” Türkiye’ye artık egemen olması...

Korgeneral Engin Alan Apo’yu getiren timin komutanı ve askeriyede kahraman muamelesi gören bir subay...

“Şehitlere saygı, kahramanlık” gibi konularda, kendini yetiştiren ustalarının dışında kimselerin eline su dökemeyeceğine inanmakta...

Şöyle söylüyor olayı anlatırken:

“Bana vali aracılığıyla haber gönderiyor (Tayyip Erdoğan)...

2 saat geç gelecekmiş, ‘töreni geç başlatsınlar’ diyor...

Kabul etmedim, ‘emir değişmez’ dedim...

O da zamanında gelmek zorunda kaldı...

Konuşması bitti...

Ayağa kalkmadım, alkışlamadım...

Olay budur...”

***


Bu konuşma ne kadar da çok Amerika’nın uluslararası operasyonlarında kilit rol oynayan Rambo’nun konuşma tarzına ve tavrına benziyor...

“Biz kahramanız... Kimse bizi istediği şekle sokamaz... Bize sadece kahramanlığı öğreten ustalarımız emir verebilirler... Gerisi bizim dünyamızın dışındadır...”

Engin Alan’ın konuşmasının mealen anlamı budur...

Şimdi bu konuşma Tayyip Erdoğan tarafından hatırlatılıyor...

“Başbakan’ı dinlemeyen, Başbakan geldiğinde devlet protokolünü hiçe sayarak ayağa kalkmayan komutanlar vardı...” diyor...

Engin Alan’ın, Silivri’de bulunmasına atıf yapması, şu izlenimi doğuruyor...

“O komutan böyle yaptığı için Slivri’dedir...”

Nitekim Engin Alan’ın avukatı böyle diyor...

“Bu davranışın bedeli Balyoz davasından Silivri’ye gitmek midir?..”

***


Bu davranış mı Silivri’ye götürdü, yoksa Silivri’ye gidecek başka örgütlenmeler mi bu davranışı doğurdu, orası muamma...

Ancak muamma olmayan bir şey var...

Yeni bir dönem başlıyor dünyada...

O yeni dönemde ne Başbakan’lar ve liderler “keyfi” yönetebiliyorlar ülkeleri...

Ne de demokratik yönettikleri o ülkelerde, kendisine bağlı sivil ve askeri bürokrasi, “Ben seni tanımam” diyebiliyor...

Silivri meselesinin özünde de esasen bu vardır...

*****


BABASINA BAYRAM KUTLAMASI ATAN 11 YAŞINDAKİ KIZIM...

Biliyorum seçim geldi kapıya dayandı...

İki yere daha fazla gitseniz, iki kenti biraz daha çok etkileseniz, bu performansınız direkt sandığa yansıyacak...

Tayyip Erdoğan hasta olduğu için stattaki törenlere katılmamış...

Anıtkabir’e katılmakla yetinmiş, orada da öksürüyormuş...

Sonra Siirt’e gitmiş, orada “babalar gibi” mitingini yapıvermiş...

Kemal Kılıçdaroğlu da katılmamış törenlere, o da Anıtkabir’e katılmakla yetinip, seçim meydanlarında almış soluğu...

***


Doğru bir aydan az bir süre kaldı...

Elbette halkla sıcak temas, birebir temaşa, yüzyüze iletişim seçime mucizevi etkiler yaratır...

Ve fakat...

19 Mayıs da “Senede Bir Gün”dür arkadaşlar...

Hani Samsun’a çıkmasaydı...

Hani Milli Mücadele’ye başlamasaydı...

Hani Türkiye denilen bu vatan bizlere kalmasaydı...

Bugün hiçbir seçim meydanında, hiçbir mitingi yapmak, hiçbirimize ve hiçbirinize nasip olmayacaktı...

***


On yıl önce Samsun’a davet etmişlerdi beni bir 19 Mayıs’ta...

O koskoca meydan hıncahıç doluydu...

Atatürk’ün gençliğe hitabesini meydandaki onbinlerce insanla birlikte okumuştum...

Tıpkı ilk gençlik günlerimde Ankara Kolej’indeki yaptığım gibi...

Nasıl mutlu, nasıl keyifli bir Samsun pidesi yemiştik ertesi sabah...

“Geçmişi olmayanın geleceği olmaz...”

Dün 11 yaşındaki kızım, telefonuma mesaj attı...

“19 Mayıs Bayramın kutlu olsun babacığım” diye...

Gurur duydum babasına 19 Mayıs’ı hatırlatan kızımla...

*****


MHP’YE OY VERMEDİM, VERMEYECEĞİM ANCAK...

AKP’ye karşı olsun da kim olursa olsun diyen adamlardan hiç olmadım...

CHP ve MHP güçlensin, onlar belki seçimlerden sonra koalisyon yaparlar, AKP’yi iktidardan indirirler senaryosuna da hiç rağbet etmem...

Kimin kimle koalisyon yapacağına, eğer sandıktan koalisyon çıkarsa, o gün karar verilir...

CHP de MHP de ulusalcı, ötekiler global sermayenin sözcüleri lafları da bana “suni” gelir...

MHP başka parti, CHP başka...

AKP başka...

Politikada böyle kesin çizgiler olmaz...

Sandıktan koalisyon bir çıkmayagörsün...

Bir de bakarsınız AKP ile MHP koalisyon görüşmeleri yapıyorlar...

***


MHP’li değilim...

Hayatımın hiçbir döneminde MHP’li olmadım...

Zaman zaman çok zıtlarda bir yerlerde siyaset icra eyledim...

Ancak;

Beni MHP’nin kazanması veya kaybetmesi kişisel olarak zerrece ilgilendirmediği halde...

MHP’nin siyasetine, ideolojisine özel bir sempatim hiç bulunmadığı halde...

İlerde CHP’yle kurulması düşünülen ortaklığa da hayli güçlü rezervlerim olduğu halde...

Her şart altında ve her koşulda MHP’nin Meclis’e girmesi zaruridir diyorum...

Yeni Anayasa yapılacağı için...

MHP’nin olmadığı bir Meclis’te yeni Anayasa güdük kalır diye düşünüyorum...

MHP’nin olmadığı bir Meclis’te “Kürt sorunu” bir hal çaresine gidemez diye görüyorum...

Gerçek demokrasilerde, MHP’nin de BDP’nin de, AKP’nin de; CHP’nin de sesinin gür çıkması gerektiğinin farkındayım...

Gür çıkacak ki, Türkiye’yi bloke eden bu sorunu en geniş katılımla çözebilelim...

En geniş katılım demek, en geniş onay vermek demek değil...

En geniş katılım demek, herkes Meclis kürsüsünden gür bir ses tonuyla meramını anlatacak demek...

Türkiye tam demokratik bir ülke olmadan, bu kadar büyük sorunun üstesinden gelemez...

Bu gerçeğin farkında olduğum için MHP’nin Meclis’e girmesini hayati bulmaktayım...

Demokrasiyi istiyorum...

Sadece demokrasiyi...

Gerçek ve tam demokrasiyi...

DİĞER YENİ YAZILAR