Yerel seçimlere sadece sekiz ay kaldı...
Mart 2014; Türkiye’nin siyasetinde dananın kuyruğunun koptuğu yıldır...
Bütün olay İstanbul’a kilitleniyor...
Türkiye’nin krem de la kremi, AKP’nin iktidardan düşmesini isteyen uluslararası güçler, İsrail, Almanya gibi lobisi güçlü devletler ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Neo-con’larla, Musevi lobisinin etkilediği bir bölümü, AKP iktidarından mutlu değil...
Tayyip Erdoğan’ın ise Amerikan Başkanı Barack Obama ve Rusya Devlet Başkanı Putin’le sağlam ilişkileri var...
Seçimleri sandık belirleyecek...
Ancak seçimlerin kaderini esas belirleyecek yer İstanbul...
İstanbul’u alan, psikolojik üstünlüğü ele geçirecek...
Muhalefete strateji çizen zengin ve güçlü lobi; “İstanbul’u AKP kaybederse, Türkiye’nin siyasi kaderinin değişeceğini” söylüyor...
Mesele şu;
AKP Gezi Parkı olaylarıyla başlayan zincirde ne kadar yıpranırsa yıpransın, CHP oy oranında AKP’ye yetişemiyor...
Bu durumda CHP-MHP yerel seçim birlikteliği, yani aynı adaya oy atma stratejisi geçerli olabilir...
İstanbul’da bu aday Mustafa Sarıgül’dür... Önce CHP, sonra MHP ve nihayet Mustafa Sarıgül buna ikna edilirse durumun değişeceğine inanıyor zengin ve güçlü lobi...
Mustafa Sarıgül’e göre ise, kendisi Şişli Belediye Başkanlığı’nı zaten elinde bulunduruyor...
Amacı, CHP Genel Başkanlığı’nı alıp iktidarı zorlamak...
O İstanbul’da kazanamayacağı bir seçime girmek istemiyor...
Yerel seçimlerde başarı kazanamamış CHP’nin Genel Başkanlığı’na direkt olarak geçmek, Mustafa Sarıgül için daha geçerli bir siyasi strateji...
Oysa muhalefet stratejisini yapan güçlü ve derin çevreler, AKP’den kurtulmak için, İstanbul’un alınmasını öncelikli hedefe koyuyorlar...
İstanbul alınırsa AKP’nin en güçlü finans ayağının düşeceğini hesaplıyorlar...
Bir yıl sonraki genel seçimlerde muhalefetin elinde olan İstanbul’la seçimlerin kaderinin değişebileceğine inanıyorlar...
Mustafa Sarıgül “atılacak tek bir esaslı barutunun” olduğunu düşünüyor...
İstanbul’da seçimlere girip, kaybetmek istemiyor...
Bunun siyasi geleceğini olumsuz etkileyeceğini düşünüyor...
Oysa; onu İstanbul Belediye Başkanlığı’na aday yapmak isteyenler farklı bir taktiği söylüyorlar ona...
Kemal Kılıçdaroğlu yerel seçimlerde İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığını koymuş, kaybetmesine rağmen, CHP’nin oylarını yükseltmişti...
Aynı şey Mustafa Sarıgül için neden geçerli olmasındı?..
Böyle düşünüyor ve yüksek sesle söylüyorlar bunu Sarıgül’e...
“İstanbul’da CHP’nin oylarını artıracak bir Mustafa Sarıgül genel seçimler öncesi CHP’nin başına geçebilir...” diye görüş bildiriyorlar...
Bu planın zayıf noktası “Bir dönem önce bu planının Baykal’a karşı uygulandığı kişinin bizzat Kemal Kılıçdaroğlu olması...”
Kemal Kılıçdaroğlu “kendisini CHP Genel Başkanlığı’na götüren yol haritasının, Mustafa Sarıgül için döşenmekte olduğunu ilk görecek ve önlemini alacak kişi...”
Buna karşın Kemal Kılıçdaroğlu’nun işi zor...
Karşısında CHP’yi “iktidara alternatif olarak dizayn etmek isteyen” güçlü ve çok zengin bir lobi var...
Kimseler farkında değil, ancak bu planın işlememesine yol açmaya çalışan tanıdık bir sima daha var CHP’nin içinde... O sima eski Genel Başkan Deniz Baykal’dır...
Deniz Baykal; Mustafa Sarıgül hamlesini başlamadan bitirmek üzere aportta beklemekte...
Sarıgül’ü CHP’den ihraç eden siyasetin mimarıdır Deniz Baykal...
Mustafa Sarıgül’ü CHP için hiç uygun görmüyor...
Çok fazla zaafı ve çok fazla yumuşak karnı olduğu görüşünde...
CHP içinde hala etkili bir güç Deniz Baykal...
Onun Sarıgül vetosunu aşmadan bu işi yapmak pek mümkün değil...
Bu vetoları ve engelleri aşabilirse, “zengin ve güçlü lobi”, Mustafa Sarıgül’ü İstanbul adayı yaptıracak...
İstanbul’un alınması için MHP’nin oyları gerekli...
Ankara’da CHP; MHP adayını destekleyebilir, İstanbul’da Mustafa Sarıgül’ün desteklenmesine karşılık olarak...
İstanbul alınırsa, o rüzgarla Sarıgül’lü CHP iktidara alternatif yapılmaya çalışılacak...
Haberler bunlar...
Bugünlerde gizli görüşme ve zirve haberlerinden geçilmiyor gazetelerin manşetlerinde...
Bu haberlerin bir kısmı yalanlanıyor...
Oysa mesele o zirveler ve katılan isimler değil...
Mesele olayın sadeti...
İstanbul Belediye Başkanlığı’na Sarıgül’ün aday yapılmasına çalışılıyor... Sarıgül’ün MHP tarafından desteklenip İstanbul’un AKP’den alınması iki aşamalı plan olarak benimseniyor...
Kemal Kılıçdaroğlu ve Deniz Baykal bu planı veto eden taraflar olarak görülüyor... Planın nasıl uygulanacağı araştırılıyor...
Derin zirvelerdeki minval böyle şekilleniyor...
BBC’NİN PRENSES DİANA’YA “KOCASINI ALDATMA HİKAYELERİNİ YAYINLAMAK İÇİN KAÇ PARA VERDİĞİNİ” BİLİYOR MUSUNUZ?..
Neyse ki;
Dünkü final yazısından sonra, CNN’le ilgili anlamsız iddialar sona erdi...
Bilenler bilmeyenler, huzura erdi... CNN konusundaki haklılığımız tescil edildi...
Meselenin esas yönü CNN’in veya Der Spiegel’in “Uluslararası çıkar bağlantılı manipülasyona açık habercilik anlayışı” değil...
Mesele, bizim “uluslararası medya dediğimiz şeyi gözümüzde fazla büyütmemiz ve farklı bir yere oturtmamız...”
Türkiye’de yandaş medya dediniz mi herkes gayet rahat konuşur...
Bu konuda sicil gayet yüklüdür... Keza candaş medya dediğinizde de hatırı sayılır bir müktesebat birikmiş durumdadır...
Kartel medyası kavramı ise “çok uzun zamandır” ayyuka çıkmış bir medya kavramıdır...
Bütün bunlar gayet rahat konuşulur eleştirilir Türkiye’de...
Bağımlı medya konumuna yerleştirilir...
İş CNN, Der Spiegel gibi kurumlara geldiğinde ise, “Ama onlar dünyanın sayılı ajansları, televizyonları, radyoları... Onlar öyle şeyler yapmazlar...” muamelesi görür...
Bir okuyucum dün şöyle yazmış;
- “Teşekkürler Reha Bey... CNN konusunda bilgilendik... Bir de BBC konusunu açsanız... Bizi Falkland savaşındaki tutumuyla ilgili bilgilendirseniz...”
BBC Falkland savaşında “İngiliz askerine ‘bizim askerimiz’ demeyerek, objektif bir tavır almıştı...”
Fakat çok ciddi ve saygın bir kuruluş olarak bildiğiniz BBC, Prenses Diana’nın “özel hayatı, aşkları ve kişisel iniş çıkışlarını” sadece (exculsive) BBC’ye vermesi karşılığında 1 milyon pounda yakın bir meblağı Diana‘ya sunmaktan çekinmemişti...
Ankara’daki İngiliz Büyükelçiliği’nde hem Falkland Savaşı’nda BBC muhabirinin İngiliz Savunma Bakanı’nı nasıl sıkıştırdığını izlemiş, hem de Prenses Diana’yla yapılan dört başı mamur magazin ve aşk dolu röportajı cin tonik ikramı eşliğinde seyretmiştim...
20 yaşlarındaydım o sırada ve Ankara’da diplomatik muhabirlik yapıyordum...
Uzun yıllar sonra, SHOW Haber’de İbrahim Tatlıses, Ebru Gündeş, Mahsun Kırmızıgül röportajları yaparken, beni magazincilikle suçlayanlara hep müstehzi bir ifadeyle bakarak şöyle söylerdim içimden:
- “Çok ciddi ve saygın bulduğunuz BBC’nin Diana’nın Prens olan kocası Charles’ı aldatma hikayelerini yayınlamak için Prenses’e verdiği poundların tutarını biliyor musunuz?..”
Türkiye bir vasatlar yani mediocre’lar ülkesidir...
Sesi en çok çıkanlar, en vasat ve klişeleri papağan gibi en çok tekrarlayanlardır...
Boşverip işine bakacaksın...
Gün gelir, her şey nasıl olsa iyot gibi açığa çıkar...
Sadece “Az sonra...” diye bir parça bekleyeceksiniz...

