Mısır’da ordunun yönetime el koyduğu darbenin, gerçekte ne olduğunu anlamak için sonuçlarına bakacaksınız...
Sonuçlar sizi nedenlere götürür...
Anadolu Ajansı’nın son geçtiği habere bakalım;
“Mısır’da ordunun yönetime el koyması Gazze halkında büyük tedirginliğe yol açtı...
Halk Mısır’da yaşanan gelişmelerden dolayı uzun yıllardır karadan, denizden ve havadan İsrail ablukası altında bulunan Gazze’nin dış dünyaya açılan tek sınır kapısının kapanacağı endişesini taşıyor...”
Hangi sınır kapısı bu?..
Ebu Adi şöyle cevaplıyor bu soruyu:
- “Gazze’nin dış dünyaya açılan tek kapısı ve ithalatının ana kaynağı Refah Sınır Kapısı’dır... Mısır’daki yeni durumdan sonra bu kapının kapatılması gündeme gelebilir...
Gazze’de 2006 yılında Hamas’ın seçimleri kazanmasının ardından, uygulanan İsrail ablukası ve Refah Sınır Kapısı’nın Mübarek tarafından kapatılmış olması nedeniyle, Filistinliler temel ihtiyaçlarını giderebilmek için tünellere yönelmişlerdi...
Gazze-Mısır arasında böyle bine yakın tünel bulunuyor...
Bu tünellerden başta temel gıda maddeleri ve ilaç olmak üzere, canlı hayvandan otomobile kadar Gazze halkının ihtiyacı olan birçok malzemenin yanı sıra akaryakıt da geçiyor...”
Mısır; karadan, denizden ve havadan İsrail ablukası altındaki Gazze’nin tek çıkış kapısı... Mübarek iktidarı sırasında, Gazze’nin tek çıkış kapısı olan Refah Sınır Kapısı’nı kapatıyor...
Mursi döneminde bu kapı açılıyor ve Gazze’nin dış dünyayla tek açık kapısı oluyor...
Bu Refah Sınır Kapısı size bir şeyi hatırlatıyor mu?..
Acaba Tayyip Erdoğan uzun zamandır büyük tartışma yaratan Gazze gezisini, Mısır üzerinden, Refah Sınır Kapısı’nı kullanarak yapmayı düşünmüş olmasın?..
Mısır’daki darbeden sonra, Refah Sınır Kapısı artık açık kalacak mı belli değil...
Tayyip Erdoğan’ın bu şartlar altında Refah Kapısı’nı kullanarak Gazze’ye gitmesi hemen hemen mümkün değil...
Nasıl gidecek?..
Mısır’daki askeri yönetimden mi izin isteyerek Refah Sınır Kapısı’nı kullanacak?..
Şimdi arka arkaya birkaç olayı sıralayalım; Son Amerika gezisi ve öncesinde sürekli tartışma yaratan ve İsrail’in kesinlikle yapılmasını istemediği, Tayyip Erdoğan’ın Gazze gezisi...
Bu geziyi engellemek için harekete geçen, Amerika’daki Musevi lobisi...
Avrupa’nın Gazze meselesine soğuk durması...
Erdoğan’ın Gazze’ye İsrail üzerinden değil; Mısır üzerinden, Refah Sınır Kapısı’nı kullanarak gitmeyi planlaması...
Mısır’da arka arkaya meydana gelen olaylar ve değişen yönetim...
Darbe ve geleceği belirsiz hale gelen Refah Sınır Kapısı...
Erdoğan’ın gezisinin bu şartlarda gerçekleşmesinin imkansıza yakın bir hale gelmesi...
En önemli müttefik olan Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’nin alaşağı edilmesi...
Türkiye’de bitmek bilmeyen olaylar, Mısır’da devam eden olayların arkasından gelen darbe...
Peki; Türkiye’deki Gezi Parkı olaylarını ateşleyen uluslararası medya yıldızı CNN dünya muhabiri Christiane Amanpour’la ilgili bir soru da soralım mı o zaman?..
Amanpour geçtiğimiz yıllarda kendinden genç ve yakışıklı üst düzey bir Amerikalı diplomatla evlilik yapmıştı...
Amanpour’un eşi James Rubin; Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nda çok etkin bir görevde idi...
Hangi lobinin etkin bir ismi olarak bilinir Christiane Amanpour’un eşi acaba?..
Her neyse?..
Siz isterseniz olayları uyanık demagojilerle gizlemeye çalışan cin demagogların zevzek analizlerini okuyun...
Benim işim var...
TAYYİP ERDOĞAN YEREL SEÇİMLERLE GENEL SEÇİMLERİ BİRLEŞTİRMELİ…
Ortadoğu’da kaynayan kazan, Türkiye’de iyice kızışan siyasi kavga ve gösteriler, ülkenin sağlıklı bir demokrasi ile devam edebilmesi için yerel seçimlerle birleştirilmiş erken genel seçimleri gerekli kılıyor…
Biliyorum ki Tayyip Erdoğan erken seçimlere “karşı…”
Bu konu da değişiklik yapmak istemiyor…
Ancak politika şartları gerçekten getirdiği bazı durumlarda, “zorunlu kararlar” almayı öngörür…
Zaten yerel seçimler atmosferine giren Türkiye’deki şartlar Tayyip Erdoğan’ın genel seçimleride yerel seçimlerle birlikte erkene almasını ihtiyaç haline getiriyor…
Türkiye önümüzdeki 2 seneyi bu gerginlikle kaldırsa bile, ekonomik olarak çok şey kaybeder…
Yerel seçimlerle birleştirilmiş erken bir genel seçim, sandığın barışçıl etkisini topluma yansıtır…
Seçimlerden sonra, toplumun değişik kesimleri ile hoşgörülü bir beyaz sayfa açmanın ise iyi olacağını düşünüyoruz…
DEVLETLER ÖNCE ÇIKARLARINA BAKARLAR... İLKELERE DEĞİL...
Ortadoğu’da barışın sağlanması dünyanın en zor işlerinden birisi...
İsrail; Mavi Marmara meselesinde Başkan Obama’nın aracılığıyla Türkiye’den özür diledi...
Ancak aynı İsrail “Gazze konusunda ısrarlı olduğunu Amerikan Başkanı’na” söylemekten geri kalmadı...
Musevi lobisi dünyada en güçlü lobilerden biri...
Amerika’daki gücünün yanı sıra, İsrail devletinin Avrupa’da çok güçlü bir müttefik ağı bulunuyor...
Dikkat edin...
Yüzde 51 oyla iktidara gelen Mursi’nin Cumhurbaşkanlığı’ndan düşürülmesine, Amerikan Başkanı “ciddi endişe” ifade etmekle yetiniyor...
Avrupa Birliği halen “darbe kelimesini” kullanmıyor, Mısır’daki olaylar için...
Avrupa’daki İsrail müttefiki güçlü Batılı devletleri Mısır’daki yeni rejimin “İsrail ve Ortadoğu’da kurulacak yeni düzen açısından sakıncalar taşıdığını” düşünüyorlar...
Böyle düşündükleri için, olaylar hakkında “darbe” gibi bir yorumda bulunmaktan özellikle kaçınıyorlar...
Aynı Avrupa Birliği, Türkiye’deki Gezi Parkı olayları olur olmaz, parlamentosunu harekete geçirdi ve arka arkaya kararlar aldı Türkiye’yi suçlayan ve köşeye sıkıştıran...
Olayların arkasındaki “uluslararası çıkarları” bilirsek, hayatı doğru ve objektif okuruz...
Bu analizleri “bir tarafı kayırmak amacıyla yazmıyorum” ben...
Bir gazeteci-yazarım ve olayları doğru okuyup, okuyucuya öyle vermek zorundayım...
Okuyucuyu aldatmamak zorundayım...
Uluslararası çıkarlar söz konusu olduğunda, “medeni ve çağdaş gördüğümüz Batı devletleri ve demokrasisi de tamamen çifte standart uygular...”
12 Eylül darbesi Amerikan Başkanı Carter’a “Bizim çocuklar işi başardı” şeklide iletilmemiş miydi?..
28 Şubat’ta, 27 Mayıs’ta, 12 Mart’ta o zamanki Amerikan yönetiminin dolaylı ve dolaysız destekleri yok muydu?..
Mursi’nin olayında özellikle Avrupa Birliği’nin tavrını bu gerçekleri bilerek değerlendirmek gerekir...
Mesele şu; Biz demokrasiyi Avrupa veya Amerika öyle istedi diye istemiyoruz...
Biz demokrasiyi kendi insanımız, kendi çocuklarımız, kendi ülkemiz ve milletimizin hak ettiğine, inandığımız için istiyoruz...
Demokrasiyi Batılı ülkelerin Ortadoğu’ya yönelik uluslararası çıkar bazlı çifte standartlı bakışlarında değil, kendi ülkelerinde kendi milletlerine layık gördükleri yüksek standartta sağlanması için çaba gösteriyoruz...
Bu bizim kendimiz için arzuladığımız bir istek...
Kimselere yaranmak için demokrasi talep etmiyoruz...
Bu gerçeklerden hareketle, ülke içinde demokrasiyi uygularken, fazla kırıp dökmemeye, insanları rencide etmeden barışı, huzuru sağlamaya, hoşgörüyü elden bırakmamaya özen göstermeliyiz...
Demokrasi insanların mutlu olduğu bir rejimdir...
Mutsuz olduğu değil...

