Haberin Devamı
Ağır bir siyasi kavga yaşanıyor Türkiye’de...
Hürriyet gazetesinden İzzet Çapa kardeşim geçenlerde benimle üç yıldır yapmadığımız, röportajı zor bela yaptı...
Henüz yayınlanmayan o röportajda söyledim...
Hep beraber “makulu bulmaktan başka yapacak bir şey yok Türkiye’de...”
Nedir o makul?..
Tayyip Erdoğan arka arkaya 6 seçim iki referandum kazanmış...
Kazandığı altıncı seçim henüz yapıldı 30 Mart 2014’de...
Arka arkaya 6 seçim iki referandum kazanan bir lidere, hukuki iddialar ötesinde;
-”Sen Çankaya’ya çıkma...” demek makul değil...
Bu birinci makul...
Gelelim ikinci makule...
Tayyip Erdoğan yüzde 45 küsur oy aldı seçimlerde...
Karşısındaki “benzemezlerden oluşan melez ittifak“a karşı aldığı yüzde 45 oy, onu Cumhurbaşkan’lığına götürse de...
Bu onun hakkı olsa da...
Ortada gittikçe artan bir kutuplaşma...
Tayyip Erdoğan’ı benimsemeyen yüzde 50’lik kitlenin, önüne geçilmez bir tepkisi ve polarizasyonu var...
Bu tepki 12 yıllık iktidarın “tek adamının“, davranışlarına...
Yaklaşımlarına...
Politikalarına,..
Tavırlarına yönelik...
12 yıl boyunca, mağdur olanlar...
Mağdur olduğunu hissedenler...
Aileleri...
Hayat tarzına karışıldığını düşünenler... Onların çocukları...
Onların Gezi Parkı’nda tezahür eden ikinci kuşak genleri...
Cumhuriyet’in yaşam tarzının sekteye uğratıldığını düşünen insanlar...
Kürt barışı getirilirken içerde yatmakta olan KCK tutukluları...
Yeni potansiyel Cumhurbaşkanı adayına ağır tepkililer...
Yüzde 45 ila 55 arasında mekik dokuyan bir kesim bu kesim...
20 milyon seçmene tekabül eden bir halk kesiminin duygularının, Cumhurbaşkanı seçerken tamamen hiçe sayılması...
Yok farz edilmesi...
Bu insanlar bu ülkede yaşamıyormuş gibi davranılması makul değil...
İkinci makul olmayan durum bu...
Bunun formülü ikinci makul bulunarak giderilecek...
Nasıl?..
Çok geniş kapsamlı bir afla...
Bu geniş kapsamlı af Tayyip Erdoğan halk tarafından Cumhurbaşkanı seçildiğinde hemen yapılmalı!..
Toplum barışmalı...
Gerginlik ve huzursuzluk çok geniş bir afla önemli ölçüde kapatılmalı...
Tayyip Erdoğan, dışında görünen yüzde 50 için bu eli mutlaka uzatmalı...
Yeniden yargılama olmaksızın, toplumun bu kesiminin yaraları kapatılmalı...
Acıları dinmeli...
Yürekleri artık sızlamamalı...
HAPİSTEKİLER VE YENİDEN HAPSE GİRECEKLER...
Başbakan Tayyip Erdoğan dün akşam; “Türkiye her yönüyle artık normalleşmeli“ dedi...
Başbakan’ın normalleşme girişimine yardımcı olacak bir liste hazırladım alelacele...
2007’den itibaren AKP ile o sırada ittifakta olan Cemaat, “geçmiş darbeler, girişimler, suikastler ve siyasi devirmeleri“ gözönüne alarak, “ağır bir taarruza geçti...”
Cezai yaptırımlar baz alınarak yapılan bu taarruz, beş yıl içinde toplumun bütün atar damarlarında ağır hasar yarattı...
Türkiye’de 2007-2012 arasını kapsayan bir hapishane edebiyatı ve külliyatı oluştu... Tahliye olanlar, yeniden içeri giriyorlar...
Son örnek Aziz Yıldırım...
Mehmet Ağar’ın Aydın’daki cezaevi onun için hazırlanmaya başlandı...
Sanatçı Deniz Seki’den...
Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a... Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’dan...
Gazeteci-milletvekili Mustafa Balbay’a...
YÖK eski Başkanı Profesör Dr. Kemal Gürüz’den...
İşçi Partisi Başkanı Doğu Perinçek’e...
Şöyle bir durum var;
Türkiye’nin en büyük kulüplerinden birinin başkanı...
Türkiye’nin bu Başbakan’la üç yıl görev yapmış Genelkurmay Başkanı...
Cumhuriyet gazetesinin köşe yazarı ve ana muhalefet partisi milletvekili...
YÖK eski Başkanı...
Ünlü bir sanatçısı...
Parti başkanı gibi...
Bütün kesimlerden bütün tepe noktalar “hapis sürecindeler ve yeniden yatmayı beklemekteler...”
Yeni büyük operasyonlar da var sırada...
Bu şartlar altında “sadece somut, sabit suça yönelik“ operasyon dışında, hiç bir şeyin genişletilmemesi elzemdir normalleşme adına...
Türkiye’nin barışması, kucaklaşması, hiç vakit kaybetmeden normalizasyonun azamileşmesi zaruri...
Bir ülkede toplumun bunca değişik kesimlerini temsil eden atardamarın hapis cenderesindeyken, ülkenin normalleşmesi mümkün olmaz...
Kendimizi aldatmadan işe koyulma zamanıdır...
ABDULLAH GÜL KENDİ GÜCÜYLE SAHAYA İNMELİ...
Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’na çıkmak istemesi ne kadar doğalsa...
Bizce Abdullah Gül’ün...
Ahmet Davutoğlu’nun...
Ali Babacan’ın...
Ve kendine güvenen bir başka AKP’linin, Başbakanlık için AKP minderine inmesı, gerekli bir demokrasi görevi...
Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanlığı’na çıkarken, kimi arzu ettiğine işaret edebilir...
Bu onun kişisel hakkı...
Fakat sonrasında partinin yeni çizgisi için icazet bekleyen kaybeder...
Abdullah Gül için şöyle bir durum var ortada...
Eğer Tayyip Erdoğan’la “anlaşarak sahaya inerse güç ve itibar kaybeder...”
Doğrusu ve doğal olanı, Abdullah Gül’ün Tayyip Erdoğan’la tepede anlaşmadan, kendi gücüyle sahaya inmesi ve kongreyi almasıdır...
O zaman bunun demokratik bir anlamı olur.. Bunu yapmaya niyeti yoksa hiç inmemeli...
Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan...
Bu iki isim AKP’de öne çıkan iki genç politikacı...
İkisinden biri mindere çıkacaksa; bu da mümkün olduğunca Tayyip Erdoğan’dan bağımsız olmalı... Rağmen demiyorum...
Bağımsız olmalı...
İsmet Abi formülünün nasıl geçersiz kaldığını, İsmet Abi yaşarken görmüştüm...
O sırada onun yanıbaşındaydım...
Yıldırım Akbulut için de aynı şey geçerlidir...
Lider bir başkasının icazetiyle ortaya çıkmaz...
Bir başkasının icazetiyle ortaya çıkana lider denmez... Atatürk’ü ayrı bir kategoriye koyalım diğerleriyle saymayalım...
Çok partili hayatımızın lider gibi liderlerine bir göz atalım...
Adnan Menderes...
Süleyman Demirel...
Bülent Ecevit...
Turgut Özal...
Tansu Çiller...
Recep Tayyip Erdoğan...
Bu liderler, geçtim icazeti, lidere “rağmen“ gelen liderlerdir...
Lider dediğin, rağmen olmasa da bağımsız gelir...
İcazet liderin kimyasına uygun değildir...

