Tayyip Erdoğan Çankaya’ya adaylığını koyduğunda, Gül siyaseti bırakmayı düşünüyor...

Haberin Devamı

-”Cumhurbaşkanı Çin’e hiçbir gazeteciyi götürmüyor” diyordu muhatabım...

İçimden;

-”Aman ne güzel...” diyordum:

-”Nihayet bütün gazetecilerle eşitlenmiş oluyorum... Beş yıldır beni Cumhurbaşkanı’nın hiçbir faaliyetine çağırmıyorlardı... Nihayet Cumhurbaşkanı Çin gezisine hiçbir gazeteciyi çağırmayıp, herkesi sıfırlayarak durumu eşitlemeye başlıyor...”

Davet edildiğim yerlere hele akşam saatlerinde ise “gidememek” gibi temel bir sorunum vardı benim...

Yazılarımı akşam saatlerinde yazıyordum...

Hem günün rezümesi daha rahat çıkıyordu...

Hem de hava kararınca ben sanki dışımdaki dünyanın yansımalarını daha iyi duyuyordum...

***


-”Londra’ya gidiyoruz, defile var... Mutlaka gel...” diyorlardı...

Kafamdan hesap yapıyordum...

-”Üç buçuk saat git... Üç buçuk saat dön...

Gece defileye, yemeğe katıl... Yazıyı öğlen yazmaya başla... Yazı bittiğinde akşam olsun... Hızla geceye hazırlan... Koştura koştura defileye, davete katıl... Gecenin bir yarısı dön... Ertesi sabah toparlan uçağa yetiş...

Ne Londra’yı gün yüzüyle gör, ne keyfini çıkart... Neymiş; Londra’ya davete defileye gitmişmişsin... Böyle böyle kendini avut dur...”

***


Hemen yapıştırıyordum cevabı:

-”Gelmiyorum siz gidin...

-”Fakat bilmem ne otelde kalacağız...”

-”Hangi otelde kalırsanız kalın... Ben gelmiyorum...”

Londra, Paris, Ankara hiç değişmiyordu cevabım...

Nerede bir iki günlük seyahat var, ben “oradan anında uzuyordum...”

Haber peşinde koştuğum yıllarda, gittiğim o davetlerde bir şeyler olacak sanırdım...

Doydum mu; bıktım mı bilmiyordum...

Şimdi beni kaldırıp oralara götürmek dünyanın en zor işi haline geliyordu...

***


İşin bir yüzü buydu...

Ama bir de görünmeyen yüzü vardı...

Cumhurbaşkanı’nın; Çankaya Köşk’ünde verdiği Cumhuriyet Bayramı resepsiyonlarına gitmesem de davet edilmem; bir teamüldü...

İşin doğasıydı...

29 Ekim bu ülkenin ve cumhur olarak hepimizin Cumhuriyet Bayramı’ydı...

Hani çocukluk yıllarımızın ağlaya ağlaya bir hal olduğumuz hiç unutamadığımız filmi Bir Dağ Masalı’nın hüzünlü şarkısında olduğu gibi;

-”Orda bir köy vardı uzakta...

Gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdü...

Orda bir ev vardı uzakta...

Yatmasak da kalkmasak da o ev bizim evimizdi...

Orda bir yol vardı uzakta...

Gitmesek de varmasak da o yol bizim yolumuzdu...”

***


Çankaya Köşkü için de içimizden söylediğimiz şarkı o şarkıydı...

-”Orada bir Cumhurbaşkanlığı Köşkü var uzakta...

Gitmesek de görmesek de o Köşk bizim Köşkümüzdür...”

Ne ki, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olduğu beş yıl boşunca şarkıyı, o Çankaya Köşkü’nü sembolik olarak kapatmışlardı yüzümüze...

Muhatabım “Cumhurbaşkanı Çin’e hiçbir gazeteciyi götürmüyor...” dediğinde;

-”İyi oldu...” demiştim...

-”Nihayet tüm gazeteciler tersten eşitlendi...”

Espriydi elbette...

Kendi kendime gülmek için söylemiştim içimden...

***


Oysa Cumhurbaşkanı’nın yarın başlayacak Çin ziyaretine gazeteci götürmeme kararını “Köşk seçimleriyle ilgili hiçbir gazeteciye, hiç bir şey söylememek istemediği için almıştı...”

Tayyip Erdoğan’la aralarındaki anlaşma böyleydi...

Gül; Çin ziyaretinden dönene; Başbakan bu konuda açıklama yapana kadar, hiçbir soruya hiçbir cevap vermeyecekti...

Çin Halk Cumhuriyeti’nde günler boyu ziyarete katılan gazeteciler, durup durup Mao’nun Uzun Yürüyüşü’nü sormayacaklardı herhalde...

Belli ki Köşk seçimiyle ilgili yoklayacaklardı Gül’ü...

Hiçbir şey söylemese bile, vücut dilinden bir şeyler çıkartmaya çalışacaklardı...

Bunu bildiği ve hiç renk vermemeyi düşündüğü için; son anda bütün gazetecilerin gezilerini iptal ettirmişti Cumhurbaşkanı...

Siyasi hayatının sırat köprülerinden birinden geçiyordu Gül...

Kararı Tayyip Erdoğan‘a bırakmıştı...

O Çankaya’ya çıkarsa, Gül başka bir komplikasyona yol açmadan görevinden ayrılacaktı...

***


Yeni ve başka bir siyasi oluşum içinde olmayacaktı...

Kapıları bütünüyle kapatacaktı...

Başkanlık sistemi gelirse; Başbakanlık’ın da kendisine göre olmadığını düşünüyordu...

Ona da sıcak bakmıyordu...

Abdullah Gül; Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’na çıkmasıyla, aktif siyaseti bırakmayı düşünüyordu...

Şu andaki kararı böyleydi...

Bu kararı aldığı için, yarın başlayacak Çin gezisinde etrafında gazeteci istemiyordu...

***


Tayyip Erdoğan’a gelince...

Son ana kadar etrafı kolaçan edecek ve sonunda Cumhurbaşkanlığı’na büyük bir aksilik çıkmazsa adaylığını koyacaktı...

Bunca badireden sonra, partisine kazandırdığı altı seçim ve iki referandumun arkasından, Cumhurbaşkanlığı’na çıkmayı hakkı görüyor; doğru buluyordu...

İkilinin arasındaki mesele şuydu...

Tayyip Erdoğan Çankaya’ya adaylığını koyduktan sonra da yol arkadaşı Abdullah Gül’ü bir türlü yanında istiyordu...

Aynı resmin içinde bulunmalarını arzuluyordu...

Abdullah Gül’e gelince...

Şu andaki durum, Çankaya’dan ayrılınca; resmi geride bırakıp, kendine yeni bir hayat çizgisi çizmeyi düşündüğüydü...

ABDULLAH GÜL, DAR BÖLGE SEÇİM SİSTEMİNİ VETO EDECEK...

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yakın çevresinin “Başbakan’ın Çankaya’ya çıkması durumunda, Türkiye’nin yeni sistemin de Başkanlık sistemi olacağı”nı söyledikleri bilinen bir gerçek...

Ancak ortada bir sorun var...

Anayasa’ya göre Türkiye’de sistem, şu anda Başkanlık sistemi değil...

Başbakan’ın çevresinin hedefi, “Dar bölge veya daraltılmış bölge sistemiyle seçimlere giderek; AKP’nin Anayasa’yı değiştirecek milletvekili sayısına ulaşmasını sağlamak...”

Haftalardır AKP kurmayları, dar bölge ve daraltılmış seçim bölgesi tartışmalarını yapıyorlar...

***


Ancak Köşk’ten gelen bilgiler; Cumhurbaşkanı Gül’ün Anayasa’nın ruhuna aykırı olduğu gerekçesiyle dar bölge veya daraltılmış bölge seçeneklerine sempatiyle bakmadığı yönünde...

Cumhurbaşkanı böyle bir tasarı hükümetten gelirse, yeniden görüşülmesi için geri gönderecek gibi duruyor...

Bu mesajı da gerekli yerlere ilettiği söyleniyor...

Burada çok ince bir nokta var...

Gül bu tasarıyı, yeniden görüşülmesi için geri gönderirse; tasarının yeni hali Haziran ayını bulacağından, 2015 seçimlerini dar bölge veya daraltılmış bölge seçenekleriyle yapmak neredeyse imkansızlaşacak...

Anayasa’ya göre; Değişikliklerin seçimlerden en fazla bir yıl önce yapılmış olması gerekiyor...

Bu Haziran geçerse 2015 seçimleri Haziran’da yapılacağından, yeni tasarı kanunlaşsa bile geçerli olmayacak...

Anayasa’yı değiştirecek ve dolayısıyla Başkanlık sistemini getirecek değişikliğe karşı Cumhurbaşkanı...

Parlamenter demokrasinin doğru olduğunu açıkladı ve kendini bağladı...

Bu Cumhurbaşkanı’nın elindeki en önemli kozlardan biri...

Çankaya satrancı devam ediyor...

DİĞER YENİ YAZILAR