Tayfur Havutçu’nun kireç gibi olan yüzü!..

Haberin Devamı

Yıldırım Demirören’in yardımcısı Funda telefon etmişti...

-”Başkan Kayseri’ye gidiyor kupa finali için... Sizi davet ediyor... Eğer gelebilirseniz sizin için özel uçakta bir yer ayırtmak istiyoruz...”

“Peki” dedim Funda’ya...

Öğlen gider, kamp yapan futbolcularla ve Hoca’yla konuşurum...

Ertesi günü de kupa finalini temiz temiz seyreder, gece yarısı İstanbul’a dönerim...

***


O sırada, daha sonra çok konuşulacak şike soruşturmasına konu olacak, üç Beşiktaşlı yöneticinin 5.5 ay tutuklu kalmasına neden olacak maça gittiğimi bilmiyordum...

Otelimize gittiğimizde, dışardaki terasta otururken, yanımıza geldiğinde gördüm onu...

Kireç gibiydi yüzü...

Öylesine tedirgindi ki, Tayfur Havutçu’nun yüzünü gördüğümde ben gerildiğimi hissettim...

Sakatlıklardan takımın savunmasının ortasında eksiklik vardı ve Tayfur Havutçu’nun yüzü maç öncesi resmen bembeyazdı...

***


Bir ara Yıldırım Demirören’in “Kazanırsın Hoca, sen yaparsın” diye moral verdiğini gördüm...

Hafif gergin bir tebessüm dışında pek bir cevap vermedi...

Her zamanki saygılı halini hiç bozmadı...

Odama çıkmak üzere asansöre bindim...

Yanımdakilere; “Hiç umutlu değilim... Hoca’nın yüzü kireç gibiydi...” dediğimi hatırlıyorum...

Tayfur Havutçu’nun, o maçta gol atan İbrahim Akın yüzünden şike suçlamasıyla 5.5 ay tutuklu kalacağını aklımdan bile geçiremezdim o an için...

Havutçu içerdeyken içimden çok geçirdim, yazmayı o gün gördüğüm kireç gibi yüzünü...

Hani insanın bir vücut dili vardır...

Tayfur Havutçu’nun o gün gördüğüm vücut dili, değil şike yapan bir Hoca’yı giyotini bekleyen bir mahkumun halini andırıyordu...

Düşündüm ve yazmaktan vazgeçtim...

Birisi çıkıp “Laf mı şimdi söylediğin?.. Yüzü kireç gibiyse kireç gibi... Bu maçta şike yapmadığı anlamına mı gelir?.. Niye bu yazıları yazıp, adaleti etkilemeye çalışıyorsun?..” derse üzülürdüm...

Tahliyesini bekledim...

5.5 ayı buldu Serdal Adalı’nın, Tayfur Havutçu’nun ve Ahmet Ateş’in tahliye olmaları...

***


Dün cezaevinden bir deri bir kemik çıkan, o kireç yüzlü adamın Metris Cezaevi’nden çıkarkenki görüntülerini izledim canlı yayında...

Cezaevinin önünü dolduran Beşiktaş taraftarının tezahüratı nasıl da mutlu etmişti onu...

Bir insanın hayatında başına çok şey gelebilir...

Fakat yalnız kalmak, yalnız bıırakıldığını hissetmek gelebilecek şeylerin en berbatıdır...

Serdal Adalı, Tayfur Havutçu ve Ahmet Ateş yalnız değildi 5.5 ay...

Beşiktaş camiası arkalarındaydı, dün Metris çıkışı iliklerine kadar bunu hissettiler...

Ne büyük bir ayrıcalıktır bilemezsiniz bu...

Onları çok sevdiğini gösterdi Beşiktaş camiası...

Onlar Beşiktaş’ın çocuğudurlar...

Umuyorum şike iddiasından da beraat edecekler...

Hoşgelmişler yuvalarına...

*****


TAYFUR HAVUTÇU BU YIL TEKNİK DİREKTÖR DEĞİL, SPORTİF DİREKTÖR OLMALI...

Takımın başındaydı Metris’e giderken...

Avusturya kampından kalktı geldi, cezaevine gönderildi...

İçinde 5.5 ay çok zor günler geçirdi...

İddianameler, cezaevinin dört duvarı arasında geçirilen zaman, bebeğini göremediği günler haftalar aylar, eşinden ayrı geçen bitmek bilmez günler, saatler...

“Tam çıkacağız” derken, yasanın vetosuyla yıkılan ümitler ve onca emek, çaba, acı, üzüntü ve gözyaşının ardından sonunda gelen özgürlük...

Açık söyleyeyim...

Beşiktaş teknik direktörlüğü Tayfur Havutçu’nun hakkıdır elbet...

Fakat Tayfur Havutçu, teknik direktör olarak değil, sportif direktör olarak başlamalı göreve Beşiktaş’ta...

***


Çünkü;

1) Azap dolu geçen 5.5 ayın sonunda futbola yeniden konsantrasyonu en az bir 5.5 ay daha alır Hoca’nın...

Bu da sezon sonu demektir...

2) Takımdan ayrı kaldığı günler ve aylarda takım bir başka Hoca’yla çalıştı, ona adapte oldu, onunla takım oldu, maç aldı, ligde ilk üçe girdi, UEFA’da gruptan çıkma şansını yakaladı...

3) Tayfur Hoca Beşiktaş’ın çocuğudur...

Onun Beşiktaş’taki görevi teknik direktörlükle sınırlı olamaz...

Daha üst bir görev olan sportif direktör olarak başlamalı ve Carvalhal’e tepeden, Türk futbolunu bilen birisi olarak yardımcı olmalı...

4) Böylece hem yumuşak geçiş yapar, hem de bundan sonra hayatında ne yapacağını, nasıl yapacağını daha iyi planlar...

Tayfur Havutçu Beşiktaş için sadece bir Hoca değildir, onun için hemen hocalığa başlaması kesinlikle doğru değildir...

5) Stoke City maçına Beşiktaş takımı Serdal Adalı, Tayfur Hoca ve Ahmet Ateş için çıkmalı ve sahada onlar için ter dökmeli...

Alınacak galibiyetle grupta alınacak birincilik, cezaevinden çıkan üç Kartal’a ithaf edilmeli...

6) Beşiktaş bu sezonu mutlaka ama mutlaka Carvalhal ile bitirmeli ve Carvalhal’e kimse karışmamalı...

Tayfur Hoca bu yıl Beşiktaş’ın geleceğini kurmalı...

Sakin sakin...

Ailesine ve sevdiklerine zaman ayıracak biçimde keyifli keyifli...

Maaşını ful alarak...

Bu onun hakkıdır!..

*****


DEDEMİN İNSANLARI... KENDİ GEÇMİŞİNİZLE YÜZLEŞEBİLMEK...

Bu topraklar üzerinde yaşanmış insan hikayelerinin anlatılmaya başlanması, bu ülkenin çağdaşlaştığının, Rönesansı’nı yaşadığının en önemli göstergelerinden biri...

Mustafa Oğuz’un yapımcılığında, Çağan Irmak’ın filmi Dedemin İnsanları, Girit göçmen bir ailenin, İzmir yakınlarında bir kasabada bu topraklar üzerindeki dramını anlatıyor...

Gerçek bir hikaye...

***


Ne ilginç...

Yunanistan’a göçen İstanbullu Rumlara “Türk Tohumu” dendiğini bilirdim de, Türkiye’ye göçmüş Giritli Türklere tersinin söylendiğini bilmezdim...

Demek ırkçılık bütün bir yirminci yüzyılı her ülkede, her toprakta mebzul miktarda kaplamış...

İlk gençlik yıllarıma bakıyorum...

Ne kadar az şey biliyormuşum yaşadığım bu topraklardaki dramlar hakkında...

***


Bir insanın makbulü, kendi geçmişiyle hesaplaşmış ve onunla barışmış olanıdır...

Toplumların makbul olanı da, kendi tarihiyle hesaplaşmış ve onunla barışmış olanlarıdır...

Kendi geçmişini gizleyen, üstünü örten, kendi hesabını veremeyen egosu sorunlu insanlar, hayatla barışamazlar...

Hayatı okuyamazlar...

Önyargılarından kurtulamazlar...

Mutsuz ve keyifsizdirler...

Etrafa da mutsuzluk ve keyifsizlik akıtırlar...

***


Tarihiyle yüzleşmemiş, geçmişinde bu topraklarda yapılan zulümler, gaddarlıklarla hesaplaşmamış, onları mahkum etmemiş, vicdanı ve insanı kutsallaştırmamış toplumlar, çarpık toplumlardır...

Türkiye geçmişinin çarpıklığını tarihe duyduğu iştahla ortaya çıkarmaya çalışıyor...

Bu tarihsel iştahın, toplumsal bilinçaltımızda yatan gaddarlıkları, zulümleri, ötekileştirmeleri, ayrımcılıkları yok edeceğine inanıyorum...

Bir gün gelecek bu topraklar üzerinde insanların ötekileştirilmesi bitecek...

Ayrısı gayrısı olmayacak aynı mahallede, şehirde, ülkede yaşayan insanların...

Daha uzun bir yol var önümüzde biliyorum...

Fakat bu muhteşem geleceğe bir gün dokunabileceğiz... Dedemin İnsanları filmine ailecek gidin...

Aileniz de yaşanan bu dramların, Çağan Irmak’ın stiliyle filmleştirilmiş halini izlesin...

Hayatınızı yaşanan olayları izleyerek zenginleştirin...

Gerçek zenginliği farkettiğinizde, ne kadar “yaşam yoksulu” olduğumuzu farkedeceksiniz...

DİĞER YENİ YAZILAR