Haberin Devamı
Yaşam gurusu danışmanları, “tavuk yeme” dediler bana...
“Tavuk terlemeyen ve bu yolla toksin atmayan tek hayvan... Tavuğun etinde bu yüzden toksin birikiyor... Onun için önermiyoruz...” deyip ben de bunları yazınca tartışma büyüdü...
Mehmet Yalçın, Türkiye’nin en ünlü şarap uzmanı ve tadımcılarından (degüstatör) biri...
Aynı zamanda müthiş bir gurme ve Gusto dergisinin sahibi...
Onunla Fransız Hennessy konyaklarını tatmak için gittiğimiz ve “Şato”da kaldığımız bir Güney Fransa gezimiz vardı...
Burak Türeci’yle yaşadığımız o muhteşem seyahatin tadı ve Mehmet Yalçın’la yaptığımız şarap sohbetlerinin lezzeti hala damağımda...
Tavuk etinin toksin biriktirdiği yolundaki uyarılarla ilgili hemen bir not göndermiş bana...
Ünlü gurme ve degüstatörün notunu ve michelin yıldızlı aşçıdan bir tavuk yemeği tarifini hemen buraya alıyorum...
Her tarafın görüşünü duyun ve dinleyin diye...
“Sevgili Reha Muhtar,
Dünkü yazını az önce okuyabildim...
Tavuk hakikaten hayli problemli şu aralar...
Ben de şahsen suni tavukları yemiyor ve oğluma da yedirmiyorum...
Ama lezzetli bir tavuğu da bazen özlüyorum.... İzlemişsindir, Taksim’de Rouge isminde bir restoran açtık.
Gusto’yu da restoranın üzerine taşıdığımız için her an oradayız, her şeyiyle yakından ilgilenme fırsatım oluyor, günümün bir saati mutfakta geçiyor...
İyi tavuk özlemiyle Bolu’dan organik tavuk buldurduk...
Lyon’daki Fransız mutfağının imparatoru 3 Michelin’li efsane aşçı Paul Bocuse’ün “Morel mantarlı tavuk göğsü” yemeğini aynen bizde de uyguladık ve mönüye de koyduk...
Tavuk göğüsleri tuz ve biberle ovulup unlanıp silkelendikten sonra tavada, halis tereyağında biraz kızartılıyor... Tencereye alınıp aynı tavada bu kez morel mantarları kıyılmış arpacık soğan ve sarımsakla soteleniyor...
Beyaz şarap eklenip yüksek ateşte yarıya kadar çektirildikten sonra bu defa krema ve limon suyu ekleniyor...
Sonra bütün bu mahsulat tencereye atılıp tavuklarla 15 dakika kaynıyor... Ortaya da ilk bakışta bulamaç gibi görünen ama Mehmet Yaşin’in deyimiyle “damak çatlatan” bir cennet taamı çıkıyor...
Bolu’yu arayıp sordum, “Beyim, bizim tavuklar terler, kokudan kümeslerine bile giremiyoruz. Reha bey merak etmesin” dediler...
Tavuk özlediysen, Burgonya şarabıyla birlikte tatmaya bekliyorum...
Sevgiler,
Mehmet Yalçın”
Mehmet Yalçın’ın Michelin 3 yıldızlı şefinin muhteşem tavuk yemeği önerisi öyle bir öneri ki, orada maşallah tavuğu geçtik tavuk dışındaki her şey zaten zararlılar listesinde...
“Tereyağında kızartılıyor tavuk eti, ki kızartma zaten yok edilecekler listesinde, artık en basit sağlık reçetelerinde bile...
Tavuğun unlanıp silkelenmesinden söz ediyor Mehmet Yalçın dostum ki; “Un dediği şey üç beyaz zehirden biri zaten zinhar yanına yaklaşılmıyor...
E sonunda da yemeğe krema ekliyor sevgili gurme arkadaşım “krema denilen şeyler” insanı en hızlı yoldan yaşlandıran ve vücudu kirleten şeylerden sayılıyor...
Yani 3 yıldızlı Michelin aşçısının tarifinde tavuğu da saydığımızda dört tane yanına yaklaşılmayacak malzeme var...
Peki sen ne diyorsun bu işe diyeceksiniz şimdi?..
Hemen yanıtlayayım.,..
İlk fırsatta gidip lokantasında o yemeği yiyeceğim, ben fırsat bulamasam da siz mutlaka gidip orada bu yemeği tadın diyeceğim...
Çünkü bütün bu lezzetleri haftada bir, onbeşte ya da ayda bir tatmanızda hiçbir sakınca yok...
Tersine eğer kendinizi mutlu ve iyi hissedeceksiniz, tatmanız, tatmamanızdan daha faydalı...
Psikolojinizi bozarak bir şey yapmayın...
Mesela spor yapacaksanız ağır spor yapıp, kendinizi germeyin... Keyifle, huzurla, açık havada biraz hızlı volta atarcasına yürüyüş yapın...
Kendinizi gererek ve vücudunuzu sıkarak yaptığınız her şey size gerginlik olarak dönecek...
Tavuk da yiyebiliyoruz, pizza da, döner de...
Ne ki arada sırada tadımlık...
Esas olan kendinizi sevmeniz... Kendinizi severseniz vücudunuzu da seveceksiniz...
Vücudunuzu severseniz sigara içmeyeceksiniz, beyninizin iyi çalışmasını istediğinizden arka arkaya kadehleri devirmeyeceksiniz...
Tavuk beyaz et deyip küpüne düşmeyin...
Toksin meselesini aklınızdan çıkarmayın...
Hele bir uyarı yaptılar “Şekerin oksijensiz kalan vücutlarda ortaya çıkan oksidan haller kanseri tetikliyor” diye...
Gel de şeker, un ve tuzu rahat ye de göreyim... Oksijensiz kaldığın ortamlarda...
Güzel ve kaliteli yaşamak için alışkanlıklarını değiştireceksin...
Alışkanlıklarınızı değiştiremiyorsanız, güzel ve kaliteli yaşama geçemeyeceksiniz...
İKİ PENALTI DEĞİL, BEŞ PENALTI VERMESEN FARKETMEZ HALİS!..
İnanılmaz bir takım Beşiktaş...
Futbolcu kalitesi, Türkiye’nin bütün takımlarından çok daha yüksek...
Avrupa’nın birinci sınıf takımlarına yakın...
Ne ki teknik direktörü Schuster ne kadar futbolu hatmetmiş olursa olsun, etrafına hatta kendine olumsuz enerji saçan birisi...
Snob, ukala, çevresini anlamsız yere küçümseyen, futbolcuları üzerinde negatif enerji ve duygu yaratan birisi...
O Beşiktaş’a hiçbir şey yapmasan o takım yürüye yürüye şampiyon olurdu Türkiye liginde...
Dün takımdaki tek değişiklik Schuster’in gidişiydi...
Tayfur Havutçu diyeceksiniz, Tayfur zaten bu takımın teknik kadrosunun içindeydi bir hafta önce de...
Ne değişti takımda?..
Sadece Schuster gitti, takım dört gol attı...
Halis Özkahya isimli arkadaş iki net penaltısını da vermedi Beşiktaş’ın...
Farketmez...
Beşiktaş böyle oynasın, iki değil, beş penaltı da vermeseler durduramazlar bu takımı...
Şimdi ne kadar yazık olduğunu anlıyor musunuz Beşiktaş’a?..
Yürüye yürüye kazanılacak bir şampiyonluktan oldu Beşiktaş bu sezon...
Bu arada selam olsun sana da Halis!!!
MOSKOVA’YA VİZE KALKTI NAZIM ÜSTAT...
Yıllar var gitmemiştim Moskova’ya...
Bizim Faik Rusya’da fuar düzenleyen ünlü bir firmanın koordinatörü...
Sürekli söyleniyor “Abi seni bir Moskova’ya götürelim... Muhteşem bir gezi olur...”
“Olur Faik” diyorum habire kulak arkası ediyorum...
Öyle davet organizasyon pek sevmem, açtım Faik’e telefonu...
“Sen organizasyonu falan bırak bir kenara... Bana bir vize al da ben kendim gideyim Moskova’ya...”
“Hemen abi,” dedi Faik, “Gazeteye uğruyorum pasaportunu alıyorum... Vizeni bir haftada getiriyorum...”
“Anlamadım Faik dedim, benim her ülkeden 5 senelik 10 senelik vizelerim var... Bir hafta benim pasaportumu ne yapacaksın sen?..”
“Abi bir haftadan önce ben bile alamam sana vize Rus Konsolosluğu’ndan” dedi...
İşte bunun için vizede, havaalanında zorluk çıkardıklarını bildiğim, kendimi de böyle durumda yaratacağım çıngardan dolayı yeterince tanıdığım için uzak durmuştum Moskova seyahatinden yıllarca...
Sonunda birkaç kez Faik’le kavga ettikten, vizeye bir sürü para ödedikten, havaalanında bir çuval dertle uğraştıktan sonra Moskova’ya girebildim...
Çıkarken de havaalanında “bahşiş kavgası, cep telefonu hırsızlığı” bir sürü dertle uğraştım...
Ne ki bütün bunlara karşın Moskova gerçekten çok güzeldi ve her şeye değiyordu...
Nehir kenarı boyunca uzun yürüyüşler, şehrin oligark zenginlikleriyle, Leninist geçmişinin yarattığı tezatlar, gizemli havası, güzel kadınları, doğulu esrarı müthiş bir cazibe yaratıyordu bende...
AKP bugüne kadar bir sürü ülkeyle aramızdaki vizeyi kaldırdı...
Ne ki, ben kalkan bunca vizeyle ilgilenmedim bile...
Ben benim rahatça gidebileceğim ülkelerde vizenin kalkmasını istiyordum...
Amerika’ya vize kalkacak mıydı?..
Avrupa Birliği ülkelerine vizesiz girebilecek miydim?.. O uzun kuyruklarda ikinci sınıf dünya vatandaşı gibi bekletilerek başlayan makus talihim değişecek miydi...
Doğrusu pek umurumun teki değildi Suriye’yle aramızda kalkan vize...
İlk defa içimden, ruhumdan, kalbimden mutluluk yükseldi bir vizenin kalkışına...
Rusya’yla vizenin kalkmasına gerçekten çok sevindim... Kendim için, ülkem için, Türkiye’nin gerçekten bir yerlere geldiğini gördüğüm için...
Kolay değil Rusya’yla vizeyi kaldırmak...
Farkındayım ki bu Avrupa ülkerini fazla takmadığımızda, onlar yakında bize yalvarır hale gelecekler...
Quantum burada da işleyecek...
Türkiye’nin ekonomisi daha fazla büyüsün, bu pragmatik ve hafiften oportunist Avrupalı kapımızı çalmazsa ben hiçbir şey bilmiyorum...
Vizenin kalkmasının şerefine, Moskova’ya gideceğim en yakın zamanda... Aklınızdan Moskova’yla ilgili geçenleri biliyorum...
Benin Moskova’daki paralı seks zıngırtılarıyla hiç işim olmaz...
Ben Volga nehri boyu uzun yürüşler yapmak istiyorum...
Moskova’yı özledim, oraları bir daha görmek istiyorum...
Nazım’a haber vereceğim...
“Vize kalktı üstat” diyeceğim, “Kaçmak zorunda kaldığın günler gerilerde kaldı... Unutulmaz ismin ve mezarın bizlere yadigar kaldı...”
Moskova’yla vize bile kalktı Nazım üstat...
Gör bak ne hale geldi dünya!..

