Haberin Devamı
Dün öğle saatlerinde bir iş yemeğim vardı...
Bitiminde sevgili dostlarım Faruk Bayhan ve Kenan Erçetingöz‘ü oturmuş sohbet ederken gördüm...
Faruk Abi “Zayıflamışın Reha...” dedi...
“İçki yok, sigara yok, tavuk eti yok, bitki çayı, bol bol spor...” dedim...
Faruk Abi şaşırdı...
“Oğlum ne biçim adamsın sen... İçkiyi, sigarayı, tavuk etini bıraktım ne demek oluyor şimdi...” diye hayretle sorarak yüzüme baktı...
Kenan “İçki sigarayı anladık tavuk eti ne demek” diye sorarken not alma niyetine elinden düşürmediği cep telefonunun kaydına bastı, burnuma dayadı...
İkisi de bekliyor büyük merakla ben ne diyeceğim diye...
“Ben içki sigara tavuk eti demesem de ‘artık tavuk yemiyorum’ desem ilginizi çekmeyecek... Tavuk dünyada terlemeyen tek hayvan... Terleyip toksin atmadığı için, etinde toksin barındırıyor... Onun için pek tavsiye edilmiyor...” cevabını verdim...
Kenan yılların gazetecisi Gecce Com’un sahibi...
Hemen cep telefonunu kayıt cihazı yaptı, kayda bir şeyler söylüyor...
“Tavuk toksin tutuyor... Reha Muhtar söylüyor... Bu konu yazılacak...” mealinde...
Terleme yoluyla toksin atma, sağlıklı yaşamın en temel noktalarından biri...
Hiçbir zaman tiryakisi olmadım, ancak arada bir sauna ve buhar odasını yapıp terlerdim...
Nefes açma çalışmaları yaptığım danışmanım, “Sauna gibi çok sıcak mekanları tavsiye etmiyorum... Yerine ya doğal yollarla terleme ya da küvette dolduracağın suya yarım paket tuz koyarak elde edeceğin terleme sağlıklı olur” deyince, günlük yürüyüşlerimi haftada birkaç gün 8-9 kilometreye çıkardım...
İstanbul’un havası...
Ben yürüyüşe başladığımda hava soğuk oluyor, yürürken bir anda güneş açıyor, sonra yeniden kapıyor, arada mola veriyorum...
Tekrar yola koyulduğumda bazen terliyorum, bazen üşüyorum...
Ne yazık ki evimin önünden çıktığım yürüyüş parkurumun üzerinde “gazeteci arkadaşlar gelenin geçenin fotoğrafını çekiyorlar...”
Fotoğraf çektirmeye niyetim yok...
İstemiyorum da...
Kendi halimde sporumu yapıyorum, bitki çayımı içiyorum, hayatımın içsel huzurunu yaşıyorum...
Geçenlerde bir kamera Ayşe Nazlı’yla beni spor yaparken yakaladı, çocuk habire soruyor...
“Sabah yürüyüşü mü?..”
İçimden “Hayır gece yürüyüşü” demek geliyor, çocukcağızın işine mani olmak istemiyorum...
O sordukça soruyor, ben de geri geri yürüyerek çekim yaptığı için “Dikkat et” diyorum, “Çukur çıkacak, görmeyip düşeceksin...”
Neyse geçenlerde yine kendi halimde spor yaparken resmimi çektiler...
1.5 saatlik yürüyüşte zaman zaman terlediğimden, üzerimdeki tişörtün kollarını hafif yukarı çekiyorum, yürüyüşün temposunu bozmadan...
Bu fotoğrafı Hürriyet’in Kelebek ekinde Melis isimli bir kadın almış, “üzerinde cahil cahil moda analizleri” yapıyor...
Yok kocası da kollarını biraz yukarı çekermiş “çiğ köfte mi” yapıyormuş, çok sinir olurmuş...
Yok spor yaparken giydiğim kaşkolun deseni niye öyleymiş veya böyleymiş...
Ben hayatımda böylesine “ucuz, terbiyesiz ve saygısız” bir davranışın gazetecilik adı altında yapıldığını görmedim...
Enis (Berberoğlu) kardeşim, Hürriyet’te bu ucuz dikkat çekme numaraları hakkında ne düşünüyor bilmiyorum, ama ben bu “dikkat çekme meraklısı arkadaşa” birkaç tavsiyede bulunayım yaşam konseptiyle ilgili...
Bak Melis kardeş;
Bir insanın spor yaparken üzerindeki tişörtün kollarını kaç santim kaldırması gerekliliğini moda uzmanlığı sayıyorsan, senin durumuna acımaktan başka bir şey yapmak elimden gelmez...
İnsan spor yaparken, tişörtünün kollarını yukarı çekmesine koskoca bir gazetede, kocanı da içine katıp “çiğ köfte mi yoğuracaksınız” diyebilmek için, bir insanın gustonun g’sinden haberi olmaması gerekir...
Ben spor yapıyorum ve en doğru halimle spor yapıyorum...
Ben spor yaparken fotoğrafımı çekeceksin, sonra da hiçbir bireysel hakkıma sahip olmadan, bunu eleştirmeye kalkacaksın...
Yazık sana...
Bu dikkat çekmek isteyen arkadaş kimmiş diye bir Google’a girdim...
İsminin altıda katıldığı bir yemek programının görseli mevcut...
Gayr-ı ihtiyari, yemek programına baktım, arkadaş kimdir, nedir, neyin nesidir, ne yapar ne söyler diye?..
Girmez olaydım...
Yemek programında o gün zengin soslu bir makarna yapılıyor...
Melis kardeş de, kendisine ikram edilen makarnayı çatal ve bıçakla yemeye çalışıyor...
Bak Melis kardeş...
Makarna zinhar bıçakla kesilmez ve yenmez...
Chateaubriand değil, makarna o...
İstersen çatalın sol elinde; yanında kaşık yardımıyla yersin...
Ne ki İtalya’da o yediğin makarna türünün yanında, kaşık da vermezler...
Sadece çatal yeterli...
Kasap değilsin sen, her gördüğün yemeği bıçakla kesecek...
30 yıl önce millet pek bilmezdi bazı görmemişler her yemeyi “bıçakla yemeye” kalkarlardı...
Bıçağın kullanıldığı yemekler ızgara etlerdir...
Hatta Amerikan tarzında, et bıçakla yemeğin başında dilimler halinde kesilir, sonra çatal yeniden sağ ele alınıp, yemek bıçak tutulmadan yenir...
Makarnada hanzolar bile bıçak kullanmazlar...
Spor yaparken ise insanlar toksin atmaya çalışır, en rahat halleriyle, üşütmeden, vücudu bunaltacak biçimde terlemeden, en rahat edecekleri kıyafetlerle oksijenin keyfini çıkartırlar...
Eğer makarnayı bıçakla kesen çakma bir moda eleştirmeni olmasaydın, beni spor yaptığım o kıyafette eleştirilecek noktayı da bilebilirdin...
O kıyfatte spor yaparken eleştirilecek nokta, altta beli bir miktar sıkan blue-jean’in giyilmiş olmasıydı...
Beli hiçbir şekilde sıkmayan ve oksijenin karın altına rahatça gitmesini sağlayan eşofman altı olmalıydı üzerimde...
Böyle söyleseydin sana saygı duyardım...
Bu halinle “makarnayı bıçakla kesmeye kalkan bir çakma modacısın” gözümde...
Kimin vurduğunu İbrahim Tatlıses biliyor mu?..
Şükür ki, İbrahim Tatlıses daha iyiye gidiyor...
İyiye gidip, suikastin üzerinden belirli bir zaman geçtikçe, herkesin aklına “sorulması gereken esas soru” geliyor...
“Kim öldürmeye çalıştı İbrahim’i?..”
Kuzey Irak’taki ortağı, “İbrahim’in sağlığına kavuşması için bütün servetimi veririm” diyor...
Sauna çetesi lideri olarak adı geçen Kasım Zengin “Saldırıyı kınıyorum... Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük değerlerden biri olan İbrahim Tatlıses’e acil şifalar diliyorum” diyerek “ben yapmadım mesajı” veriyor...
PKK bile açıklama yaptı, “Tatlıses’e suikastle ilgilerinin olmadığını açıklayıp, saldırıyı kınayan...”
Peki kim yaptı?..
Dün Tatlıses’e suikastten hemen önce binanın dışında olan eski Beyaz TV’nin sorumlusu eski arkadaşarımla ve bir sürü kişiyle konuştum...
Adını şimdi veremeyeceğim bir ünlü politikacının, “Bu olayın altında gündemi değiştirme çabası var... Yakında çok şey çıkacak ortaya...” dediğini öğrendim...
Çok ilginç notlardan biri, olay anında orada olan arkadaşlarımdan geldi...
Kalaşnikofla saldırı olmasına rağmen, atılan onca kurşunun sadece dört tanesi Tatlıses’in bulunduğu araca atılmıştı...
Geri kalan kurşunlar etrafa atıldı, çevrede birileri varsa, korksun ve yaklaşmasın diye...
Sadece dört kurşun, hedefe yöneltilmiş ve sonra da sırra kadem basılmış...
Bir meslektaşım “Ömer Lütfü Topal suikastinden beri Kalaşnikof kullanılmadı silahlı saldırılarda” dedi...
Olayın yakınındakiler İbrahim Tatlıses’in, kendisine kimin suikast düzenlediğini bildiğini söylüyorlar...
Tatlıses’in bilinci yerine geldikçe konu ortaya çıkacak sanıyorum...

