Tatil yazıları... Başarının 7 sırrı...

Haberin Devamı

Temmuz ayının ilk günü, “Çok yoğun bir yıl geçti... Gündem çok ağırdı... Artık yaz boyu yazılarımı ‘Tatil Yazıları’ olarak yazacağım...” dedim...

Dediğim günün ertesi, Türkiye’yi allak bullak eden şike soruşturması başladı...

Benim hayatı günlük rutinin dışında, daha geniş bir pencereden alan, mutluluğu, yaşamın anlamını, hayatın derinliğini kavrayan yazarlardan, düşünürlerden seçmeler yapma çabam, kesintiye uğradı...

Oysa yaz devam ediyor...

Ağustos’un başındayız...

Yeni sezona tazelenerek girmek istiyorsanız, önünüzde “yaşamın mucizelerini keşfedecek yeterince zamanınız var...”

***


Deepak Chopra “insanın sonsuz potansiyelini artıran, düşünce gücünü katlayan sistemi” bulan en önemli ve saygıdeğer yazarlardan biri...

Çevremizdeki insalar, “bir yerden bir yere mutluluğu yakalamak için” koşuşturuyorlar...

Her yeni marka, her yeni araba, her yeni moda bir mutluluk vesilesi olsun diye beyhude bir çabanın içinde “raksediyor” insanlar...

Bunların yokluğunda mutsuzluk hormonu salgılıyoruz...

Beğenilmediğimizde, yeterince alkışlandığımızda, istediğimiz kadar dikkat çekmediğimizde, hayal kırıklığı yaşıyoruz...

Mutsuz oluyoruz...

Kendimizi “değersiz” hissediyoruz...

Yeniden “değerlenmek” için yeni aidiyetler peşinde koşturuyoruz...

***


Oysa Deepak Chopra’nın “dış referanslarımız, iç referanslarımız” üzerine yaptığı çalışma, bu konuda yaşadığımız hayal kırıklıklarının nedenlerini ve temelini anlatır...

Çıkış yolunu gösterir...

*****


BİZİ MUTSUZ EDEN ÇOK ÖNEMLİ OLDUĞUNU SANDIĞIMIZ EGOLARDIR...

Bize “modern toplum” hayatın en önemli psikolojik gerçeği olarak “ego”yu öğretti...

“Ego”larımız tatmin edilmeliydi...

“Ego”larımız kısıtlanmamalıydı...

“Ego”larımız rencide edilmemeliydi...

“Hayal kırıklığına uğramamalıydı...”

“Benliği sarsılmamalıydı...”

“Erozyona uğramamalıydı...”

***


Annelerimizde babalarımızda “çok fazla önemsenmeyen kişisel ego şovları” bizim dünyamızın en önemli parçalarıydı...

Ego’sunu sevmeyen, Ego’sunu değerli bulmayan “aşağılanır” oldu...

Ego’sunu sevmeyenle, kendini sevmeme eşdeğer tutuldu...

“Ego temelli güç” hayatın en önemli iksiri olarak kutsandı...

Hepimiz, ego temelli bu gücün arkasından koşturursak, bu güce sahip olursak, hayatı değiştirebileceğimizi, mutluluğu yakalayabileceğimizi, sonsuz alkışlara mazhar olacağımızı sandık...

Sanayi toplumu, ürettiği malları özendirip satabilmek, yeni modalar, trendler, markalar yaratabilmek ve bunları pazarlayabilmek için bu gelişmiş ve “doymak bilmeyen” egolara ihtiyaç duyuyordu...

***


“Gelişmiş ve doymakta sınır tanımayan egolarımız” bizim vazgeçilmezlerimizdi...

Hıncal Uluç’a 1980’li yıllarda bir soru sorulmuştu...

Bir muhabir arkadaş röportaj yaparken Uluç‘a “Megaloman olduğunuz söyleniyor” demişti...

Uluç şöyle yanıtlamıştı soruyu:

“Ben megaloman değilim... Kendim Mega’yım (Büyüğüm)... Loman’ı fazla...”

***


Deepac Chopra “Ego gerçek ‘siz’ anlamına gelmiyor... Siz başkasınız ego’nuz başka...” diyor...

Baştan bunu duyduğumda “ne saçmalıyor bu adam” dedim...

“Benimle egom arasında nasıl bir ayrım yaratabilir?..”

“Ego sizin kendiniz için yarattığınız imajdır... Sizin toplumdaki maskenizdir... Oynadığınız roldür... Ego gerçek ‘siz’ değildir...” diyor ve devam ediyor;

“Bu toplumsal maskeniz, diğerlerinden aldığınız onaylarla beslenir... Bu maske hayatı kontrol etmek ister... Çünkü korku içinde yaşar... Oysa gerçek benliğiniz, yani “Öz”ünüz, ruhunuz, tüm bunlardan özgürdür... Eleştiriye bağışıktır... Herhangi bir şeye karşı korkusuzdur... Kendini kimsenin altında hissetmez... Buna karşın mütevazıdır... Kendini kimseden üstün de hissetmez... Herkesin kendi benliği ile aynı olduğunu, farklı kabukların altında aynı ÖZ olduğunu bilir...”

*****


DIŞ REFERANSLARI UNUTUN KENDİ İÇİNİZDEKİ REFERANSA DÖNÜN...

Deepak Chopra “dış referans temelli güç”ün yanlış bir güç olduğunu söylüyor...

“Eğer belli bir unvanınız varsa, belli bir şirketin yöneticisiyseniz, ünlüyseniz, paralıysanız, güçlüyseniz bu gücün keyfini çıkartırsınız... Fakat ego temelli güç ancak bunlar oldukça sürer... Unvan, iş, para gittiğinde güç de biter...

Oysa içinizdeki güç, devamlıdır...

Çünkü içinizdeki bilgeliğe dayanır...

Bu kişisel gücünüzün farkına vardığınızda, kendi Öz’ünüzü ve içinizdeki egoyu değil, ‘Ben’i fark ettiğinizde, aynı zamanda istediğiniz şeyleri ve insanları cezbettiğinizi fark edersiniz...

Arzularınızın gerçekleşmesi için insanları ve koşulları size doğru çeker...

Buna aynı zamanda doğa yasalarının desteği de denebilir...

Bu ilahi bir destek, ilahi güçle gelen bir destektir... Bu güç, sizin insanlarla gerçek bağlar kurmanızı sağlar... Gerçek sevgiler kurmanıza yol açar...”

***


Chopra, kendi dinginliğinizi yakalayabilmek için, gün içinde kendinize zaman ayırmanızı şart koşuyor...

Her günün belli bölümlerinde sabah akşam yarımşar veya birer saatlik iki bölümü, sessiz kalmak için kendinize ayırın diyor...

“Kendi dinginliğinize girince ne olur?..

İlk zamanlar iç diyaloglarınızda çalkantılar daha da artar...

Daha fazla düşünmek için ihtiyaç duyarsınız...

O anlarda sizi aniden bir acelecilik ve endişe duyguları kaplar...

Bir süre daha kendi iç dinginliğinizde kalmaya devam ettiğinizde, o iç diyaloglar azalır, zihin sakinleşir...

O an muazzam bir huzura erersiniz...

Bunun nedeni, belli bir yerden sonra zihniniz pes eder...

Fark eder ki devamlı olarak aynı yerlere gidip gelmenin hiçbir yararı yoktur...

İç diyalog sustuğunda sessizlik başlar...

Tek başına dinginlik, yaratcılık için büyük bir fırsattır...

Hareket ve faaliyet içinde olduğunuz her yerde, dinginliğinizi içinizde taşıyın...

Böylece etrafınızda olan olaylar, asla yaratıcılığınza engel olmayacaktır...”

***


Bu söylenenler önceleri size, ters ya da absürd gelebilir...

Gelmesin...

En önemli nokta dış referans, iç referans noktasıdır...

Dış referansların alkışını almak için koşturup durmaktansa, kendi iç referansınıza dönün...

Kaynak içinizdedir...

Sevgi, yaratcılık ve mucizeler kendi dinginliğinizde saklıdır...

Ego’nun alkış isteğinden kurtulursanız, “evrenin quantum’unu yakalarsınız...”

DİĞER YENİ YAZILAR