Tatil, kafanızı seyahate çıkarmakla başlar...

Haberin Devamı

Önceki gün yazıyı yazdıktan sonra kendi kendime düşündüm...
“1 Temmuz geldi... Tatile çıkma zamanı demek bu...”

Yıllardır yazıları tatilde de hemen hiç aksatmamışım...

Nereye gidersem gideyim, bir yolunu bulup yazıları göndermişim...

Ama Bodrum’a, ama Atina’ya, ama Barselona’ya ya da Londra’ya veya Milano’ya...

Önce düşündüm, “Başka çalışmalarım var... En iyisi bir ay yazmamak... Tam bir tatil havasına girip, alışılmadık şeyleri yapmalıyım...” dedim...

Sonra...

“Tatilde yaptığın şeyleri...

Okuduğun değişik yazıları...

Aldığın notları...

Farklı dünyaları...

Rutinin dışındaki hayatları...

Yaşama dair ilginç mesajlar içeren öyküleri, romanları, pasajları...

Kısaca tatil notlarını...

Niye okuyucuyla paylaşmıyorsun?..” diye sordum kendime...

***

Evet neden, bir yıl boyunca takip ettiğimiz, günlük, rutin, biteviye ve anlamsız gündemin peşine takılmak zorundaydı ki “tatil yazıları?..”

Herkes Temmuz ve Ağustos’ta bir türlü tatile çıkmayacak mıydı?..

Tatil demek insanın, farklı şeylerle meşgul olması, farklı şeyler yaşaması, rutinin dışına çıkması, farklı dünyalarla ilgilenirken kendisini şarj etmesi değil miydi?..

Tatil demek gergedan gibi güneşin altında, miskin miskin uyumak demek miydi?..

Yoksa tatil demek, okuyamadığın romanları, izleyemediğin konserleri, yaşayamadığın keyifleri, tadamadığın lezzetleri, göremediğin güzelilkleri görme zamanı değil miydi?..

***

Ben dün itibariyle tatile çıktım sevgili okuyucu...
Neredesin derseniz?..

İstanbul’dayım...

Henüz mekan değiştirmedim...

Kafamı değiştirdim...

Tatile çıkmak için illa ki mekan değiştirmem gerekmiyor...
Kafamı değiştirmem yeterli...

Peki farkı ne diye soracaksınız elbette...
Söyleyeyim...

Farkı “kendimi, beynimden, iliklerime kadar tatilde hissetmem...”

Yılboyu, gün içinde yaptığım şeyleri yapmayacağım 1-1.5 ay kadar...

***

Sözgelimi kışın gittiğim restoranlara gitmeyeceğim...

Kendime farklı mekanlar bulacağım...

Bütün bir yıl görüştüğüm dostlarımla, arkadaşlarımla araya bir tatil mesafesi koyacağım...

Yıl boyu görmediğim dostları, arkadaşları, farklı enerjileri, yeni insanları tanıyacağım...

Onlarla, şimdiye kadar pek gitmediğim, bulunmadığım mekanlarda farklı dünyaları yaşayacağım...

İstanbul’dan Bodrum’a ya da başka tatil beldelerine de gideceğim...

Fakat tatil o beldelere gittiğimde başlamıyor benim için...

Tatil seyahate çıkmakla başlamıyor...

Tatil kafanızı seyahate çıkarmakla başlıyor...

Kafanızı ve alışkanlıklarınızı değiştirmediyseniz, seyahate çıkmanıza gerek yok...

Kafanızı ve alışkanlıklarınızı değiştirip, tatilin farklı yaşam biçimini benimsediyseniz ise, illa ki seyahate çıkmanıza gerek yok...

***

Tatil dün başladı benim için...

Ve inanmazsınız, tatilin ilk günü mükemmel geçiyor...

*****

TATİLİMİN İLK SABAHI...

Bugün yapmak zorunda olduğum hiçbir şey yok duygusuyla uyandım sabah...

Bütün gazeteleri her sabah olduğu gibi getirmişlerdi...

Yatağımda gazeteleri okumaya başladım...

Ancak çok mutluyum...

Çünkü ilk kez gazeteleri, “bugün ne yazacağım” duygusuyla yani iş saikiyle okumuyorum...

Keyfime göre takılıyorum...

Aklım ve zevkim neyi isterse onu okuyorum...

Dikkat ettim...

Siyasi teorik analizleri, inanılmaz bir iştahla okuyorum...

Normal günde, daha bir gergin olurum...

Gündelik ve şimdiki zamana yönelik siyasi yazıları okurum...

Tahliller, teoriler, geniş zaman analizlerine vakit ayıramam...

Oysa dün sabah baktım, esas onları okuyorum...

Çünkü içimden bir ses, “Nasıl olsa yazı yok!..” diyor...

En azından gündeme ilişkin yazı yok...

Tatildeyim ben...

İstersem tatil gündemimden notlar yazarım...

İstemezsem yazmam...

Stres yok...

Tıpkı 16-17 yaşlarındaki halimde gibiyim...

Siyasi teorik analizleri okuyorum...

Gündelik lafazanlıkları değil...

***

İkinci olarak baktım, spor sayfasını ve futbol yazılarını acayip bir dinginlikle okumaya başlamışım...

Arda gidiyor mu?..

Ferdinand kalmış mı?..

Aziz Yıldırım torunuyla ne oynuyor?..

Hıncal Uluç’la, Uğur Dündar’ın Aziz Yıldırım merkezli tartışmaları...

Resimli roman gibi okuyorum...

Kışın olsa bu yazıları, “Pazartesi’ye programda acaba neyi işlesek?..” diye gerile gerile okurdum...

Ona okumak denirse...

***

Üçüncü olarak ilgilendiğim sağlık haberlerini inanılmaz bir iştahla okuduğumu farkettim...

Araba içinde sigara içilmesi, egzoz dumanını arabanın içine vermekten daha tehlikeli sonuçlar doğruyormuş...

İngiliz doktorlar açıklamış...

Araba içinde sigara!..

Ne kadar çok severdim bir zamanlar...

Şoför mahallinde sigarayla karizma yaptığımızı zannettiğimiz günler...

Şimdi o sigara nasıl arabanın içinde içiliyordu, anlamam mümkün değil...

İyi ki çocuklarım olduğundan beri, ben arabada sigara içmiyorum...

***

Son olarak gazetelerin dedikodu haberlerine bakıyorum...
Ayşe’nin haberi var bütün gazetelerde Ali’yle evleniyorlar...

Gelen yazmış, giden yazmış...

Koskoca siyasi yazarlar, büyük kelleler, racon kesiyorlar...
Yok öyle mi olmalı yok böyle mi?..

Bense olanları Red Kit okur gibi okuyorum...

Umurum teki değil yargılamak...

Çocukluğum geliyor aklıma...

Tom Braks’ı okurken böyle keyiflenirdim...

Tonton’un yediği köfteler ağzımı sulandırırdı...
Baron’un snobluğu...

Tom Braks’ın kılık değiştirerek milleti kerizlediği kareler...

Elbette hep beraber herkesi devirdikleri yumruklu sahneler...

Gazeteleri resimli roman gibi okuyup bitirdiğimde öğlen olmuştu...

Kalkıp güzel bir yemek yiyeyim dedim...

*****

MUCİZE YASASI ÖĞLEN YEMEĞİNDE İŞLEMEYE BAŞLADI...

Öğlen, her zaman gittiğim yerlerden birine gitmeyeceğim...

Her zaman beraber olduğum, iş konuştuğum, gelişmeleri analiz ettiğim, projeksiyonlar yaptığım dostlar ve arkadaşlarla beraber olmayacağım...

Bugün ben tatilimin ilk gününü yaşıyorum...

Öğlenleri pek yemek yemediğim bir yere gittim...

Güzel bir yemek yerim, biraz farklı birşeyler okurum...

Farklı tanıdıklarla laflarım, sonra da biraz spor salonunda ağırlık çalışır, bir miktar da havuzda yüzerim diye düşünüyorum...

En keyifli yemeklerden ısmarladım, birşeyler okuyorum...

Yarım saat geçti, tam yemeğimi bitirmişim, okumaya dalmışım ki arkadan bir el omuzuma vurdu...

Çağrı Balban...

Hayatta en sevdiğim, konuşmaktan keyif aldığım, inanılmaz zeki, pozitif enerji yüklü arkadaşım...

Birbirimizi hep “iş yemekleri yediğimiz restoranlarda görürüz, başka masalarda selamlaşırız...”

Uzun zaman olmuş doğru düzgün laflayamamışız, gündemin dışında keyfimizi yaşamamışız...

***

“Abi” dedi “Deepak Chopra’yı okudun mu?.. Başarının 7 Ruhani Yasası” isimli çalışmasını...

Çağrı benim, Spiritüel çalışmalarla, NLP’yle, Quantum’la ilgilendiğimi biliyor, onun için zınk diye soruyor soruyu...

“Hayır” dedim “Bende yok...”

“Sana göndereyim abi inanılmaz...” dedi...

“Hemen gönder” dedim, “Bizim bu karşılaşmamız tesadüf değil... Senle yüzlerce kez karşılaştık... Her seferinde masalardan birbirimize selam verdik geçtik... Arada bir buluştuğumuzda da daha gündelik dünyevi şeyleri konuştuk...

Bugün geliyorsun, tek başıma oturmuşum sırtıma vuruyorsun ve bana Deepak Chopra’nın çalışmasından söz ediyorsun...”

“Tesadüf olmadığının farkındayım abi” dedi, “Hayatı senin gibi inanılmaz keyifli yaşıyorum... Bak kızımın resmine 1.5 yaşında oldu.. Her gün sabah akşam yarım saat meditasyon yapıyorum, inanılmaz bir şey bu...”

***

Mutluluğun 7 şifresi...

Elbette çalışma biraz bilimsel...

Fakat okuyup size aktarmam “evrenin benden isteği...”

İşte hayatın şifresi bu...

Tatile girdim diyorsun...

Artık gündelik biteviye gündemden uzaklaşacağım diye buyuruyorsun...

Farklı şeylerle uğraşıp, onları okuyucuya aktaracağım diye içinden geçiriyorsun...

Öğlen keyifle birşeyler okuyup, yemek yediğin alışılmamış ortamda, bu işlerle ilgili bir dostuna rastlayıp, inanılmaz bir çalışmanın kapağını açma fırsatı buluyorsun...

Farklı hayatı istiyorsun...

Farklı hayat geliyor...

Yarın zor gelmezse, bu çalışmadan ilginç notları size yazmaya başlayacağım...

Zor gelmezse...

Biliyorsunuz tatildeyim çünkü...

*****

AYŞE’YE...

BİRİLERİNE “OHA” VE “ÇÜŞ” DEMEK İSTEDİM...


Seni yargılama hakkına sahip değilim...

Hayat senin, evlilik senin, koca senin, özgürlük senin...

Ne hissetmişsen hissetmişin evlenmişin...

Belki aşıksın, belki seviyorsun, belki güvencede hissediyorsun, belki seninle birisinin gönülden ilgilendiğini farkediyorsun...

Her neyse ne...

***

Öyle acayip adamlar, kirli dünyalarını o kadar gizlemek istercesine senin üzerinden ahkam ve racon keserek, Twitter’daki kitlelere “sempati” yapmaya çalışıyorlardı ki, “içimden okkalı bir yuh çektim” onlara...

Bu seni aklama yazısı değil...

Karalama yazısı da değil...

Birilerine “oha ve çüş” demek istedim...

Sana da mütevazi bir temenni...

Mutluluklar...

Hepsi bu...

DİĞER YENİ YAZILAR