Tarih barış isteyenlerin bozum olduğuna şahit olmadı hiç!..

Haberin Devamı

Yeni doğmuş vatan evlatları artık ölmesin demek suç değildir...

Bu ülke huzur bulsun, gelirini artırsın, zenginleşsin, terör bitsin, ekonomi canlansın, turistler aksın demek, “Vatana ihanet” değildir...

Vatan üzerinde yaşayan insanların mutlululuğuyla güzelleşir, onların özgürlüğüyle uçar, milyonların refahıyla güzelleşir, barışın yaratıcılığında medenileşir...

***


İyimser değilim...

Fakat umutluyum...

Benim bu umudumu kalleş pusularda bekleşip, “romantik” görenler, “salladınız salladınız işte olmadı” diye tepinecekler, beni zerrece alakadar etmiyorlar...

Barışı arzu etmek, onun için her ele dokunur çabada, umudu muhafaza etmek, bir gün yenilsen de yere serilmek anlamına gelmiyor...

Bizim mücadelemiz bu ülkenin bütünlüğü bozulmadan insanları, kültürleri, etnisiteleri, bölgeleri arasında “barış”ın sağlanmasıdır...

Bunu umut etmek, gerçekleşmedi mi yenilmek anlamına gelmez...

Bu yolun yolcusu olmak bizzat amacın kendisidir...

***


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun AKP’ye verdiği “çözün” desteği, hiçbir şey sağlamasa bile, “yapılan temasları ana muhalefetin tartısıyla meşrulaştırır...”

Ana muhalefetin girişimleri “meşru” bulması, önemli bir merhale ve iktidarın elini kuvvetlendirecek bir kozdur...

Destek olup destek verin...

Vereceğiniz destek barışadır...

“Barış sağlanmazsa” biz bozum olmayacağız...

Biz bir diğer barış sürecine hazırlanacağız...

Barış için uğraşanlar, tarih önünde yenilmezler...

Barışı kurmaya çalışanlar tarihin nihai tartısında silinmezler...

Barış için alınteri dökenler yıkılmazlar...

Tarih “barışı isteyenlerin bozum olduğuna” şahit olmadı hiç...

*****


MUTLULUK...

Bir Kızılderili masalında denir ki;

Kainatın yaratılışı tamamlanmış, sıra insanı yaratmaya gelmiştir...

Yaratcı insanı yaratmadan önce, bütün varlıklara seslendi:

-”İnsanlar; mutluluğun sırrını ancak ona hazır olduklarında öğrensinler istiyorum... Sizce bu sırrı nereye saklayayım?..”

Kartal söz aldı...

-”Bana ver Tanrım, onu Ay’a götüreyim...”

Yaratıcı;

-”Hayır” dedi, “Bir gün gelir oraya da giderler ve onu kolayca bulabilirler...”

Yunus balığı;

-”Onu Okyanus’un derinliklerine gömeyim Tanrım...” diye teklif etti...

Yaratıcı;

-”Orada da onu rahatlıkla bulabilirler...” dedi...

***


Aslan ormanın derinliklerini önerdi...

Koyunlar ıssız meraları...

Tanrı hiçbirisinin önerisini kabul etmiyordu...

En sonunda köstebeğin önerisi geldi;

-”Allah’ım bu sırrı insanların içine koy... Mutluluk onların içinde saklı olsun... Hazır olan kendi içinde mutluluğu bulabilsin...” dedi...

Mutluluğun sırrı insanın içinde bulunur...

Onu dışarda arayanlar önünde sonunda; hep mutsuz olurlar...

Dışarıda saklanmış bir mutluluk yoktur...

Mutluğun şifreleri ve sırları içimizde saklanmıştır...

Mutluluk yolculuğunu içinize doğru yapmazsanız, dışarda neye sahip olursanız olun, mutlu olamazsınız...

Esasen dışarda bizi mutlu edecek şeyler bulunmuyor...

Yolculuk içimizdedir...

Mutluluk da...

Hayat da...

*****


ŞENAY NEDEN EŞİNİN YANINDA YATAMIYOR?..

Dün Allah’ın rahmetine kavuşan ünlü sanatçı Şenay’ın eşinin yanına gömülemediği haberi çıktı...

“Mezarın tapusu bulunamadığı için eşinin yanına gömülemedi” deniyor...

Şenay bu ülkenin yetiştirdiği en önemli sanatçılardan biri...

Söylediği Sev Kardeşim parçası milyonların dilinde barışın, sevginin, kardeşçe yaşamanın arzusu ve özlemi olmuş sembol bir şarkı...

***


Eşi Şerif Yüzbaşıoğlu öldükten sonra içine kapandığı ve öldüğü söyleniyor ünlü şarkcının...

Ünlü sanatçı sıfatını bir kenara bırakalım... Milyonların dilinde barışın ve kardeşliğin şarkısını söylemiş olduğu gerçeğini de bir an unutalım...

Reva mıdır bir kadına onlarca yıl bir hayatta bütünleştiği eşinin mezarında bile yanında yatamamak?..

Hak mıdır?..

*****


YİNE KAR GELİYOR... YİNE BANA BEYAZ GÜNLER DÜŞTÜ EYVAH!..

Onbeş gün önce bu yıl ilk kez İstanbul’a kar düştü...

Birkaç saat içinde bembeyaz oldu etraf...

Hayat beyazlaştı...

Kar yaşamın bütününe egemen oldu...

“Yılın ilk karı ve karda aşkın ilk günü” diye yazdım o gün “Kardaki Aşkları” anlatabilmek için...

Bugün, yarın, öbürgün yine kar geliyor ve istiyorsanız “karlı aşklar...” elbette...

Beyaz günlerin aşk yazısını vermenin zamanıdır bu Pazar sizler için...

***


Sabah gün ağırırken Boğaz’ın derin sularını coşturan tipiyi gördüm...

Deniz “nehir sularına çalan bulanık rengine” bürünmekteydi...

Kar geliyordu...

Belki de gelmişti...

Dışarda ayaz vardı...

Sulu yağıyor görünüyor, yağmur var gibi gözüküyordu...

Oysa kar yağıyordu...

Yürürken ellerim donmaya başladı...

Koşarken nefesim...

Kahve sıcacıktı...

Uzun zamandır hiç olmadığı kadar...

***


Acaba aşk, karın lapa lapa yağdığı, kahvenin sımsıcak tadını hissettiğiniz, ciğerlerinize işleyen soğukta mı daha güzeldir?..

Yoksa sıcak bir yaz gecesinin yıldızların altındaki romantik esintisinde mi?..

Bilemiyorum...

Yaşadığımız an, pırıltılı yıldızlardan ve sıcak gecelerden çok uzaklarda...

Bir mevsimi, bir ülkeyi, bir aşkı ve bir kahramanı hatırlamak gerekirse, bu sanırım bugün doktor Juri Jivago olacaktır...

Şimdi zaman Doktor Jivago zamanıdır...

***


Yokluklarla dolu bir ülkede, Sovyet ihtilalinin kanlı savaşlarının ortasındaki romantik şair bir burjuva aydını tıp doktorunun hikayesidir Dr. Jivago...

Boris Pastemak’ın kaleminden çıkan o roman ve Omar Sharif, Julie Christe ile Geraldine Chaplin’in oynadığı, dünya klasiği bir müzikle izleyiciye sunulan o film...

“Karda Aşk” bana Moskova’yı, Jivago’nun hüzünlü romantik yüzünü, karla kaplı Rusya ormanlardaki tren yolculuğunu, beyaz karlar arasında kalan bir aşk yuvasını, içimi titreten bir müziği, iki muhteşem kadın ve iki muhteşem aşkın ortasında mutluluğu bir türlü bulamayan hüzünlü Juri Jivago’nun öyküsünü hatırlatır...

***


Dün İstanbul’a kar yağdı...

Mevsimin ilk karı...

Dondurucu bir soğukta bir saatten fazla bir süre koştum ve yürüdüm...

İçimi, ciğerlerimi ve beynimi açmaya çalışırken o dondurucu soğukta, kalbimin açıldığını hissettim...

Dondurucu soğukta, esen tipide, sımsıcak bir hava vardı kafelerin içinde ve arabanın radyosundan yayılan müzikte...

Karda Aşk; yaz aşklarının deli dolu kavgacı şehvetinden çok farklı tınılar taşıyor...

Rusya’nın karlarında hüzünlü aşklar arasında ölümle dans eden Boris Pestemak’ın Doktor Jivago’su ya da Çekoslovakya’nın karlı bir köyünde bir kamyonla ölüme doğru direksiyon tutan Milan Kundera’nın Dr. Thomash’ı doondurucu soğukların sıcak aşklarını yaşatıyorlar...

EIbette Javier Bardem’in Barcelona’daki deli dolu çapkın ressam Juan Antonio karakterinin çok uzaklarında, “Karda yaşanan aşkların” kahramanları...

***


Onlar çapkınken bile daha hüzünlü...

İki aşk arasında kalırken bile daha sevdalı...

Hayatı yaşamaya çalışırken bile daha dayanışmacılar...

“Karda aşk” sevişirken şehvetin ortasında bir sıcaklık sunar kahramanlarına...

Romantik başlayan yaz geceleri ise arsız sevişmelere hamile bırakır aktörlerini...

Yaz bir aşkı ne kadar deli ve delişmen yaparsa, kar bir aşkı o kadar sevecen ve insancıl hale getirir...

Dün kar yağdı İstanbul’a ilk kez...

Yılın ilk karı ya da “Karda Aşkın ilk günüydü” dün...

DİĞER YENİ YAZILAR