Söyledim ya berbat haldeyim...

Gece yazmaya oturduğumda, metinleri kaleme alırken, yazdığım bölümleri hayalimde görselleştirirdim...

Gözümün önünden görüntüler akarken, televizyon metinlerini yazardım...

***

Ankara’nın soğuk kış günlerinde TRT’nin Kavaklıdere’deki binasının dördüncü katında eski yönetim kurulu odasında gecenin ikisi, üçü olur, sisten göz gözü görmeyen Başkent’in puslu havasında; hala ertesi günkü programın metinlerini hayali görüntüler gözümün önünden akarken, yazmaya devam ederdim...

***

Birisi o sırada gelip bana “televizyonculuk nedir” diye sorsa “işte budur...” derdim...

-“Metni yazarken, metnin sonrasında montajlanacak görüntülerin, müziğin ve efektlerin gözünün önünden birer birer akmasıdır... Yayınlanacak programın tüm görsel ve işitsel efektlerinin, metin yazılırken hayalinde canlandırabilme yeteneğidir; televizyonculuk...”

***

Kendimi televizyonla ifade ederdim o yıllarda...Sonra; televizyonculuğu ekrana çıkıp ahkam kesmek olarak gören yüzlerce yayıncıyla karşılaştım...

***

Hiçbirini gerçekten televizyoncu olarak görmedim... Hangi yayıncı bana “sizinle çalışmak istiyorum” diye gelse, inceden inceye “metin yazarken, yazdığı metnin görselliğini gönünde canlandırıp canlandıramadığına” bakardım...

***

Gelenlerin büyük çoğunluğu sorumun püf noktasını anlamaz; “kendisinin hangi spikerlik kursunu bitirdiğini, dile olan hakimiyetine dem vurmaya çalışırdı...”

Oysa televizyonculuk Türkçeyi iyi konuşmaktan daha fazla; “metinleri bir kuyumcu ustalığıyla, görsellikle bütünleştirebilme işiydi...”

Bu ise günler geceler boyu sürecek zahmetli ve sabır isteyen ve ancak çok sevilerek yapılabilecek bir işti...

***

Televizyon şöhreti değildi “televizyoncuyu yapan...”

Televizyonun montajıydı, ses ve görüntü efektlerinin döşenmesiydi, duygusal etkiler bırakabilme prodüksiyonundaki ustalıktı televizyonculuk sanatı...

Televizyonculuk esasen, spikerlik değil kendini ifade edebilme sanatıydı...

***

Hayatım boyunca, yapılan bütün yayınların görüntülerinin nasıl montajlanması gerektiğini ince ince, her muhabire ve kameramana anlatırdım...

Bir haberin ya da metnin başarısızlığı “iyi montajlanmamış olmasından kaynaklanırdı... Prodüksiyonu iyi değilse başarısız olurdu... Beğenmediğim kasetleri, canlı yayın sırasında stüdyoda fırlatır atardım... Duyguları iyi ifade etmiyor...” diye...

***

Yıllar sonra, benim gibi ekranda görünen televizyoncuların, akşam yayınlarına bir iki saat kala gelip, stüdyoya girip canlı yayında cam-spiker’leri okuyup gittiklerini öğrendiğimde ağzım bir karış açık kalmıştı...

Bu televizyonculuk yani; kendini ifade etmek değildi ki... Bu artistiklikti...

“SÖYLEDİM YA BERBAT HALDEYİM...”

“Kendimi kandırmışım... (I cheated myself) Olmayacağını bildiğim halde (Like ı knew ı would)

Söyledim ya berbat haldeyim diye

(I told ya, ı was trouble)

Biliyorsun iyi olmadığımı...

(You know that ı’m no good)”

***

11 Temmuz 2011’de, henüz 27 yaşındayken “kocasının etkisiyle alıştığı” uyuşturucu ve alkol bağımlılığı sonucu girdiği komadan Londra’daki evinde sağ çıkamayan, dünyanın gelmiş geçmiş en yetenekli şarkıcılarından Amy Winehouse’un belgeselini izliyordum geçen hafta...

Ekim’in ikinci yarısı vizyona giren filmde Amy Winehouse’un, tıpkı televizyonculukta yıllar önce hissettiğim gibi; onun da sanatında artistlik peşinde koşan şarkıcılardan olmadığını, şarkıyı kendi bestelediği, sözlerini kendi yazdığı, parçanın her şeyini kendi ürettiği ve bunu yaparken aslında kendini ifade ettiğini fark ediyordum...

***

Amy; en acı günlerinde en iyi parçaları çıkartabiliyordu bu sayede...

Çünkü kendini söz yazarak beste yaparak ifade edebiliyor ve bu yolla rahatlıyordu...

Ancak gerçek bir sanatçının yapabileceği gibi...

REHAB... AMY’NİN EN ‘HİT’ PARÇASI, ONUN ÖLÜM PARÇASIYDI

Amy’yi izlerken Grammy ödüllerinin verildiği geceye gidiyordum...

Altı ödülün beşini birden topladığı, o muhteşem geceye...

Çocukluk idolü Tony Benett’in elinde alıyordu Amy; Grammy ödülünü...

Hayatında en fazla imrendiği sanatçının elinden o ödülü aldığına inanamıyordu...

***

Oysa ben o sırada hayatın bir sanatçı için en acıklı “ironisini” yaşamaktaydım...

Amy hayatının ödülünü; müzik piyasasının en büyük ödülü olan Grammy’yi dünyada best seller olan “Rehab” parçasıyla alıyordu...

Rehab; Rehabilitasyonun kısaltılmışı olarak kullanılırdı İngilizce’de...

***

Rehab parçasında Amy, “hayatının dönüm noktalarından birinde uyuşturucu kullanan eşiyle rehabilitasyon merkezine giderek tedavi görmek istemediğini” anlatıyor ve bu duygularını şarkı sözü haline getiriyordu...

***

Amy; rehabilitasyon merkezine gitmek istememesini, yazıyor, besteliyor ve dünyanın bir numaralı hiti haline getiriyordu...

Şarkı dünyada best seller olurken, Grammy ödülünü alıyor;

Rehabilitasyon merkezine gidip TEDAVİ OLMAMA kararı ise, şarkıcının ölümüne yol açıyordu...

***

Amy’nin tedavi görmeye karşı çıktığı “Rehab”ı anlattığı müzik onu zirveye ve en büyük ödüle...

Gitmemesiyle oluşan trajedi ise onu ölüme sürüklüyordu...

En değerli eseriyle, o eserdeki fikrin vücut bulmasıyla oluşan “ölüm” arasındaki korelasyon insanı ağlatacak cinstendi...

Rehab ve sözleri “Amy’nin ölüm anında” insanı altüst ediyordu...

Söyledim ya berbat haldeyim...

“REHABİLİTASYONA GİTMEK İSTEMİYORUM...”

“They tried to make me go to rehab, I said, “No, no, no”

-Beni rehabilitasyona göndermeye çalıştılar, ben ‘hayır, hayır, hayır’ dedim

Yes, I’ve been black but when I come back you’ll know, know, know

-Evet kötüydüm ve döndüğümde, bilecek, bilecek, bileceksin

I ain’t got the time and if my daddy thinks I’m fine

-Zamanım yok ve babam iyi olduğumu düşünüyorsa

He’s tried to make me go to rehab, I won’t go, go, go

-Beni rehabilitasyona göndermeye çalıştılar, gitmeyeceğim

***

I’d rather be at home with Ray

-Ray’le evde olmayı tercih ederim

I ain’t got seventy days

-Yetmiş günüm yok

‘Cause there’s nothing, there’s nothing you can teach me

-Çünkü bana öğretebileceğin hiçbir şey yok

That I can’t learn from Mr. Hathaway

-Mr. Hathaway’den öğrenebileceğim hiçbir şey yok...

***

I didn’t get a lot in class

-Sınıfta pek bir şey anlamadım

But I know we don’t come in a shot glass

-Ama biliyorum şut bardağında gelmiyoruz...

***

They tried to make me go to rehab, I said, “No, no, no”

-Beni rehabilitasyona göndermeye çalıştılar, ben ‘hayır, hayır, hayır’ dedim

Yes, I’ve been black but when I come back you’ll know, know, know

-Evet kötüydüm ve döndüğümde, bilecek, bilecek, bileceksin

I ain’t got the time and if my daddy thinks I’m fine

-Zamanım yok, ve babam iyi olduğumu düşünüyorsa

He’s tried to make me go to rehab, I won’t go, go, go

-Beni rehabilitasyona göndermeye çalıştılar, gitmeyeceğim

***

The man said, “Why do you think you here?”

-Adam “neden burada olduğunu düşünüyorsun” dedi

I said, “I got no idea”

-“Hiçbir fikrim yok” dedim

I’m gonna, I’m gonna lose my baby

-Bebeğimi kaybedeceğim

So I always keep a bottle near

-Bu nedenle daima yanımda bir şişe tutuyorum...

***

He said, “I just think you’re depressed”

-“Bence keyifsiz görünüyorsun” dedi

Kiss me, yeah baby and go rest

-Beni öp burada bebek; ve git dinlen

***

They tried to make me go to rehab, I said, “No, no, no”

-Beni rehabilitasyona göndermeye çalıştılar, Ben ‘hayır, hayır, hayır’ dedim

Yes, I’ve been black but when I come back you’ll know, know, know

-Evet kötüydüm ve döndüğümde, bilecek, bilecek, bileceksin

I ain’t got the time and if my daddy thinks I’m fine

-Zamanım yok ve babam iyi olduğumu düşünüyorsa

He’s tried to make me go to rehab, I won’t go, go, go

-Beni rehabilitasyona göndermeye çalıştılar, gitmeyeceğim

***

I don’t ever wanna drink again

-Bir daha asla içmek istemiyorum

I just, ooh, I just need a friend

-Yalnızca, yalnızca bir arkadaşa ihtiyacım var

I’m not gonna spend ten weeks

-On hafta harcamayacağım

Have everyone think I’m on the mend

-Herkese iyileştiğimi düşündüreceğim

***

And it’s not just my pride

-Bu yalnızca benim gururum değil

It’s just ’til these tears have dried

-Sadece bu yaşlar kuruyana kadar”

(Amy Winehouse Rehab)

DİĞER YENİ YAZILAR