Sosyal medya Mursi’yi makus kaderine terk etmiyor...

Haberin Devamı

Yeditepe Üniversitesi’nde bir festival nedeniyle söyleşiye çağırmışlardı beni birkaç ay önce...

- “İsterseniz...” dedim;

- “Ben bir şey anlatmayayım... Siz istediğinizi sorun, siz yönlendirin söyleşiyi...”

Bir öğrenci arka sıralardan kalktı ayağa...

- “Arka arkaya gazeteciler işlerini kaybediyorlar...” dedi...

- “Bu şartlar altında basının durumunu nasıl görüyorsunuz?..”

***


- “Çok iyi görüyorum...” diye cevap verdim;

- “Basın demokratikleşiyor, çoğulculaşıyor, özgürleşiyor... Milyonlarca tweet’çi, sosyal medyacı meydanlara ve alanlara çıkıyor... Görüşlerini belirtiyor... Yazıyor... Gündemi birkaç baronun belirlemesi dönemleri sona eriyor... İşsiz kalan gazetecilere gelince... Artık işsiz kalma diye bir şey yok... İsteyen sosyal medya ortamında, bileğine ve yazdıklarına güveniyor ve okunduğuna inanıyorsa istediği gibi faaliyet gösteriyor... Yazdıklarına ilan alıyor, mesleğini sürdürüyor... Eskiden medyada tekelcilik vardı... Şimdi çoğulculuk hakim... Sesler ve özgürlükler çoğaldı...”

***


Çakma isimlerle,(nick name) twitter’ı bir küfür mecrası olarak kullananlardan, psikolojik savaş yapan mihraklardan, muhataplarına uluorta küfürler edip, açıktan suç işleyenlerden bahsetmiyorum...

Onların yakında twitter’da “küfür haklarının” kalmayacağını biliyorum...

Ancak esasen twitter ve sosyal medya, “baronların ve kartellerin algı yaratma tekelini ortadan kaldıran, çok demokratik ve özgürlükçü bir ortam sunuyor...”

***


Baronların ve kartellerin tedirginlikleri de bu yüzden...

Artık hayatı istedikleri gibi yönetemiyorlar...

Gerçi; kabul etmeliyim ki güçlü sosyal medya kullanıcılarıyla, bu medyayı da kontrol etmeye, etkilemeye, milyonların algı yönetimini aynı yolla yönlendirmeye çalıştılar, çalışıyorlar...

Bütün yatırımlarını sosyal medyaya yaptırıyor, oraları manipüle edecek enstrümanları harekete geçirmeye çalışıyorlar...

Bir miktar etkili oldukları da aşikar...

***


Twitter ve sosyal medya, insanlar arasındaki iletişim, eylem ve dayanışmada “yol gösterici” rol oynuyor...

Gezi Parkı protestoları buna bir örnekti...

Ancak kalıcı algı yaratmada, “medya baronları ve karteller” eski etkilerine sahip değiller...

Mısır’daki darbe buna dünyadaki ilk örnek...

Eskiden olsa, Tahrir Meydanı’ndaki protestolar “demokrasiden uzaklaştığı ileri sürülen Firavun Mursi’ye“ darbe görüntüleri kesin algıyı yaratır ve Mısır darbesiyle kendi haline bırakılıverirdi...

Oysa milyonlarca kullanıcısı olan özgür sosyal medya, Mısır’ı ve darbeyi yapanları kendi hallerine terk etmedi bu sefer...

Darbe, uluslararası medya baronları tarafından ilk başta haklı gibi gösterilirken, sosyal medya ve özgür iletişim ağıyla direnen milyonlar, Mısır’daki darbenin haksızlığını ispata yöneldiler...

***


Asker, silah, güvenlik kuvveti vesaire her şey ellerinde, ancak dünyadaki algı, General Sisi’nin Mısır’ı yönetemiyor olduğu yönünde...

Bu algı, CNN, Reuters, Der Spiegel, Economist, Financial Times’ın tersini bütün gücüyle söylemesine rağmen böyle...

Onlar ters algıyı yaratmak için bütün uluslararası medya güçlerini ve operasyonlarını yürürlüğe soktukları halde, algıyı istedikleri biçimde yönetemiyorlar...

***


Sanıyorum Mısır’daki darbe başarıya ulaşamayacak...

Sanıyorum dünyada ve Türkiye’de “uluslararası medya darbeleri, baronların algı yönetimleriyle değişen düzenler, pek o kadar kalıcı olamayacaklar...”

Milyonlarca kişinin sosyal medyadaki çoğulcu algıları artık çok farklı...

Türkiye’de iktidar yanlısı medya var...

Fakat Türkiye’de çoğulculuğu sadece iktidar yanlısı medya sınırlamıyor...

Çoğulculuğu fiiliyatta engelleyenler, çoğulculuktan en fazla bahsedenler... İnsanların “düşünce ve algı yönetimini” kitap, dergi, plak, CD, edebiyat, roman, öykü, senaryo, şiir, gazete, televizyon, internet, sosyal medya halinde, tüm zincirleme ağlarla kontrol altında tutabilen yapılar, “milyonların algılarını” derinden ve fark ettirmeden yönlendiriyorlar...

Aslında çok ses var gibi görünüyor...

Dikkatli bakın...

Çok sesin tek merkezden yönlendirilen bir maytap gösterisi olduğunu fark edeceksiniz...

CHRISTINA AMANPOUR, BİR ZAMANLAR PETER ARNETT VE BERNARD SHAW OLMAYI ÇOK İSTİYORDU... FAKAT...

Birkaç uluslararası gazete ve üç beş televizyonun muhabirinin bir zamanlar yaptıkları gibi Bağdat’tan bildirerek bütün dünyayı yönetmeleri devri geçti...

CNN’den Peter Arnett ve Bernard Shaw, Bağdat’tan canlı bildirdikleri “bombalama anı” ve Amerikan hava saldırıları görüntüleriyle büyük sükse kazanmış ve imzaladıkları on milyonlarca dolarlık anlaşmalarla, uluslararası birer televizyon haber starı haline gelmişlerdi...

En önemlisi de “hepimizin Irak konusundaki algısını tek başlarına onlar” yönetmişlerdi...

***


Hatırlıyorum o zamanlar Christian Amanpour henüz tıfıl bir muhabirdi...

Değişik merkezlerden ilginç haberler verir, enteresan olmaya çalışan minik dosyalar hazırlardı...

Önünde daha çok uzun bir yol vardı...

Bernard Shaw, Peter Arnett gibi ustalara, ağzının suyu akarak baktığını fark ediyordum...

Bir gün onlar gibi on milyonlarca dolarlık anlaşmalara imza atarak, uluslararası bir televizyon yıldızı olmayı düşünüyordu...

CNN’de yıllar içinde özel olarak güçlü kişilerce desteklendiğini, bir yatırım projesi olarak “starlaştırıldığını“ fark ediyordum...

Peter Arnett Bağdat’taki güçlü haber bağlantıları, yönetim üzerindeki objektivitesi, biraz şahsi, biraz tesadüf, çokça da kendi emeğiyle yıldız olmuştu...

Christian Amanpour öyle değil...

***


Hızlı bir şekilde yıldızlaştırıldı...

Dünyanın dört bir tarafındaki olayları, onun kaleminden, gözleminden, merceğinden, arşivinden ve görüntüsünden izler olduk...

CNN Internaional; Christian Amanpour’u bir Amerikan kamuoyu algı yöneticisi olarak sunuyordu bizlere...

Güçlü ve etkin bir Amerikalı diplomatla da evlendi Amanpour...

Bütün yollar açıktı artık Amanpour için...

O diğer ülkelerdeki olayları nasıl gösterirse, dünyadaki kamuoyu algısı da öyle biçimlenecekti...

İlk algıyı, hazırladığı dosyalar, canlı yayın operasyonları ve nokta atışı röportajlarla o belirleyecekti...

Kendisi uluslararası bir haber starı olurken, Christian Amanpour’un söyledikleri ve algılatmaya çalıştıkları üzerinden etkin ve derin güçler hayatı, sistemi ve kamuoyunu yönetmeye çalışılacaklardı...

***


Christian Amanpour’un balonu Türkiye’de Taksim olaylarında patladı...

Oysa; Peter Arnett ve Bernard Shaw olma hülyalarını büyük ölçüde gerçekleştirmiş, onlardan da öteye bir kariyer planına doğru hareket etmeye yönlenmişti...

Fakat hayat böyle bir şey işte...

Tam oldum derken, balonunuz patlayabiliyor...

Taksim olaylarına çok hazırlıklıydı...

Sanıyorum, uluslararası televizyon starlığını canlı yayınlardaki timing becerisiyle bütün dünyada tescil ettirmeyi içinden geçiriyordu...

Olmadı...

Taksim’den “farklı ve derin bir sonuç çıkartmaya” yeltenirken, elindeki balon bir anda patlayıverdi...

Ortada kaldı, ofsayta düştü...

Christian Amanpour’un bir daha kolay kolay Ortadoğu’da gazetecilik yapabileceğini sanmıyorum...

Merkezden Amerikan iç politikasını izleyecektir sanırım...

Uluslararası yıldız bir televizyoncu olduğu günler geride kalıyor...

Gazetecilik “lobilerle değil, yürekle yapılır...”

Etkin lobiler bir gazeteciyi yerinden edebilirler...

Fakat hiçbir yıldız gazeteci, “etkin lobilerin projesi olarak yıldızlaşamaz...”

Yıldız olmak, star olmak insanın ruhunda ve içinde varolan bir olgudur...

Lobilerin inhisarında değil...

DİĞER YENİ YAZILAR