Sonuna kadar Play Off!..

Haberin Devamı

Fenerbahçeli değilim...

En ağır şike ithamlarına muhatap kulübün taraftarı değilim...

Üstelik bu şike soruşturmasını başından itibaren destekledim...

Fenerbahçe taraftarı Şükrü Saracoğlu’nu ayağa kaldırırken, “durun” dedim, “Bu olay sadece Fenerbahçe’ye yönelik değil... Böyle davranarak Fenerbahçe’nin marka değerini düşürmeyin... Sakin ve vakur durun...”

Yöneticiliğini yaptığım, 45 yıllık taraftarı olduğum takımım Beşiktaş’ın adının geçmesinden zerrece gocunmadım

Çarşı’nın “Aklanın da gelin” tavrını kutsadım, alkışladım...

***


Buna karşın durumdan vazife çıkarmaya çalışan Galatasaray’ın şu andaki tavrını eleştirdim...

“Şikeye karşı çıkmakla, futbolun ilahi adeletine karşı çıkmak” arasındaki ince nüansı dilim döndüğünce, arkadaşlara anlatmaya çalıştım...

Bugün projektörlerin “suçlu” gösterdiklerinin, muhtemel suçları varit olsa da bu suçların onlar kadar, “projektörün o bölgeyi aydınlatmasıyla alakalı olduğunu” ima etmeye çalıştım...

Galatasaray yönetimi futbolun miladını 14 Nisan 2011 yerine, farz-u mahal 20 yıl öncesinden alsa, daha farklı pencereler göreceğini, bu pencerelerden göreceklerinin onun açıklamalarına ışık tutacağını anlatmaya çalıştım...

Amacım, Fenerbahçe yönetiminden bazı etkin ve yetkin kişilerin muhtemel suçlarını örtbas etmek değildi elbet...

Futbolun ilahi destesinin, sezonlara dağıtılmış “ellerini” hatırlatmaktı maksadım...

Hani olur a unutmuştur bazıları diye...

***


Yayıncı kuruluş Lig TV’nin zamanında güç onda olduğu için Aziz Yıldırım’a yakın duran ve futbolun adaletini eşitsiz bir şekilde dağıtan tutumunu ise hiçbir zaman benimsemedim...

Yıllar yılı çalıştığım, üst düzey sorumluluklarını aldığım, televizyonlarını bir numaralı kanal haline getirdiğim bir grup orası...

O grubun çıkardığı gazetenin, özel hayatıma yönelik en kirli oklarının içine batırılmaya çalışıldım son yıllarda...

***


Ancak tüm bunlar, futbolun içindeki bir kişi olarak bana, futbolu katletme, bir daha ayağa kalkamamak üzere yok etme, yayıncı kuruluşu mahvetme, kulüplerin yaşamaları için gerekli gelirleri sıfıra çekme ve onları iflasa götürme kararının altına imza atmamı gerektirmez...

Şike soruşturmasının sonuna kadar giderken, futbol katledilmemelidir Türkiye’de...

Bir yıl için, 34 maçlık maratonun sonunda play off’a kalacak 4 takımın kendi aralarında play-off maçları oynayarak, ligin zirvesine biraz heyecan katmalarının ne sakıncası var?..

Ölü toprağı serpilmiş Türk futboluna bir kalp masajı yapmak niye sizi bu kadar kaşındırıyor?..

Şike soruşturması Türk futbolunu öldürmek amacıyla mı yapıldı, yoksa Türk futbolunu temizlemek amacıyla mı?..

Eğer Türk futbolunu kirden, çamurdan ve pislikten temizlemek amacıyla yapıldıysa -ki öyle olduğuna sonuna kadar inanmak istiyorum- play-off gibi önlemler olsa olsa futbolu yeniden heyecan katarak, sempatikleştirirler...

Derbi heyecanı elimizde kalan son kurşundur...

O kurşunun heyecanı, ölmekte olan futbol aşkını yeniden diriltebilir...

Sahadaki adrenalin, belki de yeni bir endorfin salgılar, mutluluk sağlar...

Niye futbolu diriltmek için, birkaç derbi heyecanı daha yaşatmaktan bu kadar imtina ediyorsunuz?..

***


Televizyonlarda ve gazetelerde “güç odaklarına endeksli duruş sergileyenleri” dikkatle izleyin ve onlara aldanmayın...

Onlar her dönem kişisel popülarite tezgahlarını sürdürecekleri bir güç odağının papağanlığını yaparlar...

Bunlardan Türk futbolunun “mucize kalkınma reçetelerini beklemek” ne büyük bir gaflet...

Sonuna kadar Türk fuktboluna heyecan katacak, play-off ya da benzeri önlemlerin yanında duracağım...

Bu duruş 45 yıldır bana, hayatımın en önemli heyecanını yaşatan bir “sevgiliye”; “futbola” duyduğum aşkın bir bedelidir...

Futbol ölmeyecek, futbol ölmemelidir...

Dün telefonlar ettiler kulüpten;

“Kombine yeriniz duruyor... Bu sezon alacak mısınız?..” diye...

Stadın en pahalı kombinesi...

Evet alacağım arkadaş... Basın tribününde yerim olmasına rağmen... Gazetemin statta locası bulunmasına rağmen... Alacağım ve play-off maçlarına o günlerde 3 yaşına basacak minik çocuklarımı götüreceğim...

Yaşasın futbol!..

*****


BAŞBAKAN’IN İFTARI...

Pazar günü artık Bodrum’dan döneceğim...

“Boşverin uçağı muçağı” dedim...

“Çocuklarla birlikte arabayla gideriz İstanbul’a...”

Bodrum’dan Mudanya yaklaşık 6 saat...

Oradan feribota binip 1.5 saatte Yenikapı’ya varıyorsunuz...

Sabah 8’de yola koyulduk...

İki çocuğum anneleri, bakıcıları ve ben...

Arabayı kullanırken “babam aklıma geliyor...”

O da kendi Mercedes’iyle beni ve annemi alıp, uzun yollara tatile götürürdü...

İstanbul-Ankara arasını yüzden fazla kere gidip gelmişizdir...

Ben arkada otururdum tek başıma...

Anneyle baba önde...

Nasıl heyecan duyardım o araba yolculuklarında...

***


Nasıl bir güven hissederdim babaya karşı o arabayı kullanışında...

Arabayı kullanırken düşündüm...

52 yaşındayım ben...

Babam beni arabayla o yolculuklara çıkardığında, benden ne kadar daha gençmiş...

35-40-45 yaşlarındaymış...

Ne kadar büyük gelirdi oysa babam bana o zamanlar...

Ne kadar güvenli bir liman, ne kadar sıcak bir ortam...

Kimbilir Mina‘yla Poyraz neler hissettiler o küçücük dünyalarında...

Geldim onları anneleriyle evlerine bıraktım, üstümü değiştirdim Başbakan’ın iftarına gittim...

Üçüncü iftar bu, İstanbul kremasına verilen...

Somali’yi çok önemsemiş Başbakan...

Yarım saatten fazla Somali’deki açlıktan bahsetti...

Aç insanları ve çocukları gördüğünde neler yaşadığını anlattı...

Somali meselesi Başbakan’ın bir propaganda meselesi olarak görüldü siyasi muhalifler tarafından...

Ben bir propagandadan çok, “Bir Neo-Osmanlı liderin, tarihine duyduğu saygı ve özlemle karışık bir sorumluluk duygusu” olarak gördüm Başbakan’ın duruşunu...

Bir Osmanlı var Başbakan’ın içinde...

Bunu görebiliyorum...

*****


LİG TV HEYECANI, BABY TV VE DİGİTÜRK...

Yaz boyu Bodrum’da telefonuma mesajlar yağdı...

- “Digitürk arıza talebiniz alınmış, işleme konulmuştur...”

Her mesaj alışımda anlıyorum ki, yine İstanbul’da olan pederle valide, Digitürk’ü aramışlar, arızayı çözmesini istemişler...

Şurada kırk yılda bir tatil yapıyorum, bırak dedim arayıp sorma...

Kendini germe...

Gele gide halleder Digitürk arıza işini...

Ben Bodrum’a gitmeden başladılar en az 10 defa mı geldiler, 20 defa mı bilmiyorum...

***


Her seferinde, başka bir gerekçe yazıyorlar...

Yok kutu değişmesi gerekiyormuş...

Yok şifreleme sistemi değişmiş...

Yok şu, yok bu...

Durup dururken evlerde varolan 5-6 Digitürk decoderi, kanalların bir kısmını göstermemeye başlıyor...

Misal NTV’yi gösteriyor, Habertürk’ü göstermiyor...

Fenerbahçe TV’yi gösteriyor, Beşiktaş TV’yi göstermiyor...

Disney Channel’i gösteriyor, Baby TV’yi göstermiyor...

***


Digitürk’çüler ben Bodrum’a gitmeden 10-15 gün öncesinden gelmeye başladılar eve...

Ben Bodrum’a gittim neredeyse 45 gün orada kaldım...

Döndüm geldim...

Hala aynı arıza için gelmeye devam ediyorlardı dün...

Son gelen ne dese beğenirsiniz:

“Elektrikçi gelmesi lazım abi...”

Şaka gibi...

Digitürk’ün “futbola heyecan getiren play-off teklifine bu ruhsal durumuma rağmen destek atmaktayım...”

Beni ve ailemi 60 gündür sürüm sürüm süründürüyorlar...

Fakat futbolda bu koşullar altında önerilerinde sonuna kadar haklılar...

Bizim bebekler Baby TV’yi izleyemiyorlar...

Umarım doğru düzgün bir rekabet ortamı olur da bebekler de Digitürk’e mahkum kalmadan izlerler kendi televizyonlarını...

Fakat futbolun ölümünü bekleyerek kimsenin ağzının suyu akmamalı...

DİĞER YENİ YAZILAR