Haberin Devamı
“Size Bülent Ecevit’i getirdim...”
Öyle dedi dün Rahşan Ecevit yanına oturan Kemal Kılıçdaroğlu’na...
60 yıl süren bir ilişkinin bütün mirasını getirip Gandhi Kemal’in ellerine verdi dün...
Uzun zamandır görmüyordum onu...
Gandhi Kemal’in yanında gördüğümde gözlerim buğulandı...
İki damla yaş süzüldü gözlerimden aniden...
Yarım kalmış bir gençlik aşkının, yarım kalmış sahnesini yaşıyordum 35 yıl sonra yeniden...
Rahşan Ecevit CHP’deydi...
“Size Bülent Ecevit’i getirdim” dediği adam, Bülent Ecevit gibiydi...
Halk adamı gibi...
Kravatsız, mütevazı ve kasketli...
Sanki tarih canlanmıştı...
“Duygularımın yarım kaldığı sahneyi” 35 yıl sonra bana yeniden yaşatıyordu...
Sanki Ecevit’ler beraberce CHP’ye gelmişler gibiydi...
17 yaşındaydım...
Hayallerim ve heyecanlarım vardı...
Dışarıda gençler öldürülüyor, bizler istediğimiz üniversitelerde can güvenliğimiz olmadığı için okuyamıyor, ağır bir baskının, “faşist” dediğimiz bir sistemin altında eziliyorduk...
Gençtim...
Özgürlüklerden, eşitliklerden, insanca yaşamlardan, yanaydım...
Yaşamdan beklentilerim, ideallerim ve kutsallarım vardı...
Koşulsuz bir sevgi ve aşkla bağlandığım liderdi o...
Kasketli...
Mütevazı...
Medeni...
Ve duyarlı...
O seçimleri kazanır, başbakan olursa belki bir nebze rahatlarız, canımızı devlete emanet edebilir, okullara gidebiliriz diye düşünüyorduk...
Karısıyla güvercinler uçururlardı...
O güvercinlerden biz de barış adına nasibimizi alırız diye içimizden geçirirdik...
Tam iktidara gelecek derken, gelememişti...
Sonra iktidar oldu derken, kısa bir sürede iktidardan indirilmişti...
Ecevit bize can güvenliğini sağlayamadan, gençliğimizi bir parça özgürlük, bir nebze demokrasiyle süsleyemeden iktidardan düşürülmüştü...
Sonra darbe oldu...
Sonra hapse girdi...
1981-82’ye bağlayan yılbaşı gecesini karı-koca hapiste ve evde, iki mumla geçirdiler...
Mumları hapiste ve evde aynı anda yaktılar, aşklarını ayrıyken yaşatmanın bir vesilesi olarak...
Parasızdılar ve karısı evdeki gümüş kaşıkları satmaya uğraşıyordu...
Oysa kısa bir süre önce başbakandı kocası...
“Size Bülent Ecevit’i getirdim...” demiş Rahşan Ecevit dün Gandhi Kemal’e...
Hani ilk gençlik aşkınız vardır...
Yıllar sonra gördüğünüzde içiniz bir burkulur...
Hani yarım kalmış sevdalar vardır...
Bitmemiş, tükenmemiştir, bir yerlerde yarım kalmıştır...
Üstü küllenmiş, bambaşka bir hayat gündeme gelmiştir...
Sonra bir gün bir yerde aniden, karşınıza çıkıverir o ilk aşkınız...
Aynı hava, aynı müzik, aynı salon, aynı atmosfer...
Yüreğiniz burkulur, kalbiniz çarpar, yüreğinizin derinliklerinde sıkışmış duygularınız patlar...
Boşalırsınız...
35 yıl önce yenilgilerle, üstüne küller döktüğünüz o temiz hayalleriniz, sarsılmaz kutsallarınız, tertemiz hayalleriniz sizi yine bir yerinizden yakalar...
Müziğin o basit ritminde, yine hayallerinizin, ideallerinizin ve kutsallarınızın peşinden gitmek istersiniz...
Müziğin ritmi coştukça siz de coşarsınız...
1980 yılından sonra, “ilk aşkın yıkıntısının üzerine” ben de kendime yeni bir hayat kurdum...
Unuttum ilk aşkımı...
Uzaklara çok uzaklara gittim...
O günlerin ve o yenilginin üzerine toprak attım...
Gömdüm toprağın derinliklerine, o duyguları, o sevgileri...
Heyhat!..
Dün bir anda, karşıma çıktı...
“Size Bülent Ecevit’i getirdim” demiş Rahşan Ecevit, Gandhi Kemal’e...
Bağlamanın sesi geliyordu uzaklardan...
Gandhi Kemal kasketi taktı...
Gömleğinin üzerinde kravat yoktu...
Hani bunca yıl sonra ilk aşkınızı yine görürsünüz de yine heyecanlanırsınız ya...
Yine içinizden “Ne oluyor bana” dersiniz ya...
Hani anlarsınız ya bitmemiştir aslında o aşkınız...
O mütevazı halkçılığınız, o idealleriniz, o kardeşlik ve özgürlük özleminiz, demokrasi talebiniz...
Hani küller savrulur yara görünür...
Hani toprak yarılır gömdükleriniz fışkırır ya...
İşte öyle bir şey...
“Size Bülent Ecevit’i getirdim” demiş Rahşan Ecevit...

