Aslında lacivert kadın denirdi onlara...
Laciverdin pırıltısında, çekiciliklerini anlatabilmek için...
Laciverdin albenisinde, asaletlerini belirtebilmek için...
Daha çok Nişantaşı’nda, brasserie ve bistro‘larda, nadir görülen tarzlarda,
ama mutlaka İtalyan mağazalarda, İtalyan modasında...
Kendilerini gösterirlerdi...
Sonra bir gün lacivert kadınlar, siyah-beyaz kadınlara dönüştüler...
Hayat laciverdin pırıltısından, siyahın asaletine...
Laciverdin albenisinden, siyahın gizemine...
Ve aralara serpiştirilen beyazın kontrastından, siyah ve beyazla oluşan zıtların güzelliğine dönüştü...
Zıtların birlikteliği, kadının çekiciliğinde güzelliğin sırrı oldu...
Siyahı ve beyazı kadında kullanan İtalyan modacılar,
siyah ve beyaz kadını yarattılar...
Kadın siyahla güzelleşti...
Kadın siyahla gizemli hale geldi...
Kadın siyahla ruhunu örterken, cezbedici ve kışkırtıcıbir hal aldı...
Siyah kışkırtırken, serpiştirilen beyaz onu açtı...
Beyazın kontrastı siyahı anlamlandırdı...
Kışkırtıcılığa naifliği ekledi...
Cezbeden güzelliğe, temizliği kattı..
Her halükarda, siyah ağırlık siyah-beyaz kadınlar,
Kışkırtan güzelliğin, cezbeden gizemin,
temiz ve saf bir mükemmelliğin merkezi oldular...modası, siyah-beyaz tarzıyla
kadının güzelliğini kanatlandırdı, mükemmelliğe estetik kazandırdı...
Şimdi siyah-beyaz kadın zamanıdır... siyah ağırlıklı beyaz taşıyan kadınlarla bir brasserie’de broşutolu ıspanak salatası yeme zamanıdır...salata eşliğinde balon bardakta kırmızı şarap yudumlama zamanıdır...
Siyah beyaz kadınlar, geçen kışların ve bu kışın modasıdırlar...
Soğuk havanın pastelleştirdiği hayatların, pastelleşmemiş albenisidirler.
Bir köylülük cartlığında değil, bir burjuva çekiciliğindedirler...
Soğuk havaların giydirdiği pastel renklerin, soğuk havaların hissettirdiği pastelleşmiş duyguların ilacı olarak baştan çıkarıcıdırlar...
Pastel renkler, bir üniversite kampusunda bisiklete binmeyi çağrıştırır...
Pastel renkler, bir hayvanat bahçesinde kuşlara yem atmaya anlam kazandırır...
Pastel renkler, pastoraldir...
Yumuşatır, entelektüelleştirir, huzur verir...
Oysa siyah bunları sağlamaz...
Siyah, huzur vermez, yumuşatmaz...
Siyah kışkırtır...
Siyah albenidir...
Siyah, egzantriktir, onun için çekicidir.
Siyah koyudur, onun için gizemdir...
Gündüz giyilse bile, her halükarda gecedir... kampusunda bisiklete binmeyi çağrıştırmaz...
Hayvanat bahçesinde kuşlara yem atmayı akla getirmez...
Siyah gecedir ve gece olan her şeyi çağrıştırır...
Aşktan çok cinselliği...
El ele tutuşup yürümekten çok, kışkırtıcı bir dansı çağrıştırır...
Şimdi siyah-beyaz kadınlar modadır...
Geçen kışlarda olduğu gibi, bu kış da onlar modadır...bir brasserie’de ya da bistro’da thon tartarı antre yapıp, ızgara sebze yatağında somon grile yeme zamanıdır...
Kırmızı şarabı yudumladıktan sonra, Prada‘ya gitme zamanıdır...
Şimdi moda siyah-beyaz kadınlardır...
(Reha Muhtar’ın Sabah Gazetesi’ndeki yazılarını derlediği Mina’ya Mektuplar adlı kitabından...)
ARTIK VİZE İSTENMEYEN MİDİLLİ ADASINDA POLİS TAKİBİ...
Atina Büyükelçisi, Yunanistan’ın
5 Ege adasında, Türk vatandaşlardan bundan böyle vize istemeyeceğini açıkladı dün...
Türk vatandaşları için vizenin kalkacağı adalar Midilli, Rodos ve Sakız yaşamımın en keskin gazetecilik virajlarını yaşadığım adalardı...
Ben Midilli’ye 25 yıl önce yardımcım Sofia’yla ilk kez gittiğimde, araba tutup, Yunan kökenli Amerikan başkan adayın Dukakis’in köyünden röportaj yapmaya çalışmıştım...
Midilli’nin tozlu yollarından adanın içine, dağın eteklerindeki köye doğru yola koyulmuştuk...
Arkamızda beyaz bir araba bizi takip ediyordu...
Gündüz vakti selektör yakıyor, hızla yanımızdan geçiyor, biraz ilerde duruyor, biz geçince yeniden takibe başlıyordu...
İçinde bir erkek ve bir kadın vardı...
O zamanlar Midilli adası “silahlı” Yunan adalarından biriydi ve Türk gazetecisinin o adalarda dolaşması pek makbul değildi...
Röportajı hızlı hızlı yapıp, dağ yollarından akşamın alackaranlığında şehre dönmüştük...
Beyaz araba peşimizdeydi...
Her an savaşmayı beklediğimiz günlerdi o günler...
Bir yıl sonra ise, Davos zirvesiyle “barış rüzgarları esmeye başlamış” bu kez esen barış rüzgarlarının röprotajını yapmak için yardımcım Stelyo Yavaş’la yollara dökülmüştük...
Bir yıl önce Sofia’yla gittiğimiz Midilli’nin yerinde yeller esiyordu...
Beyaz araba yok olmuştu...
Otelin denize nazır en büyük ve köşe odasını bize tahsis etmişlerdi bu kez...
Ege Bakanı Midilli’de bulunurdu, röportajı yaptık, feribot saatini geçirdik...
Feribot bizim için Midilli limanında bekletildi...
Kameralarla sadece bizi bekleyen feribota bindiğimizde, kendimizi bu kez “büyük kahramanlar” olarak görüyorduk...
Bir yıl önce, “beyaz araba arkasında toz bulutları bırakarak bizi taciz ediyordu...”
Bir yıl sonra feribot tarifeli seferini erteleyerek bizi bekliyordu kalkmak için...
Rodos askere giderken, melankolik bir havada, üç gün geçirdiğim romantik ada, Sakız iki ay sonra asker dönüşü gece buzukyalarında sabahlara kadar eğlenip, tabak kırdığım “günah adasıydı” benim için...
Şimdi bu Yunan adalarında “vize” gerekmeyecekmiş Türk turistler için...
Tek isteğim çocuklarımın bir parça büyemesi...
Onlarla gitmek ve onlarla hatırlamak istiyorum herşeyi...
Günün sözü
“HİÇBİR SIKINTI KALICI DEĞİLDİR...”
“Hiçbir sıkıntı kalıcı değildir...
Hiçbir engel sonsuza kadar sürmez...
Hiçbir üzüntü ebedi değildir...
Zorluklar bizi onları yaşarken hiç bitmeyecekmiş gibi görünebilir, ancak bu gerçek değildir...
Eğer görmek isterseniz yaşamın mevsimleri ve bölümleri vardır...
Ve zor zamanlar sonunda bizi daha iyi bir hale getiren dönemlerdir...
Tam bir kişisel sorumluluk üstlenerek ve gün içerisinde akıllıca tercihler yaparak yaşamımızdaki acıları azaltabiliriz...
Bu yolla kaderimizi kendimiz belirler ve daha mutlu bir hayata ulaşmamızı sağlayacak gücü elde ederiz...
Albert Camus bir keresinde şöyle yazmıştır:
‘Kışın ortasında içimde yenilmez bir yaz buldum...’
Zihnimiz stres, kalbimiz acıyla dolmadan, bazı zorluklarla karşılaşmadan, gerçekte ne kadar güçlü ve dayanıklı olduğumuzu keşfedemeyiz...
O zamanlarda hayatın yolumuza çıkardığı engellerin üstesinden gelebilecek güç ve cesaretin içimizde bulunduğunu keşfederiz...
Zor zamanlar bizi daha güçlü kılar...
Yaşamda başımıza bizim ona yüklediğimizden daha başka bir anlama sahip olan hiçbir şey gelmez...
Acı ve ızdırap sadece birer yargıdır...
Yargılardan vazgeçip, bir şeyleri ‘olumlu’ ya da ‘olumsuz’ diye etiketlemeyi bırakıp, olan biteni kişiliklerimizi geliştirmek için fırsat olarak görmeye başladığımızda, yaşamımız değişir...
İç huzur ve mutluluk dolu kişiler oluruz...”
Robin Sharma

