Bu seçimin bugünlerde baskısını en fazla üzerinde hisseden kimdir diye sorsanız hiç tartışmadan “Sırrı Süreyya Önder’dir“ derim...
Seçimin kalbi İstanbul çünkü...
Tüm siyaset ve dışındaki etkin güçler, bütün yığınaklarını İstanbul’a seferber ettiler...
Sanki anakente belediye başkanı değil, Türkiye’ye Başbakan seçilecek İstanbul’da...
Öylesine önemli İstanbul...
Mustafa Sarıgül’ün CHP’yle alınması, belediye başkan adayı olması, kampanyanın başarısı, seçimlerin kazanılması için bir süredir AKP dışındaki bütün etkili, nüfuzlu güçler seferber oldular...
Sermaye çevreleri, AKP’ye karşı olan medyanın hemen hemen tamamı, Mustafa Sarıgül‘ün İstanbul’da AKP’yi yenilgiye uğratması için bütün güçlerini kullanıyor...
Yakında Mustafa Sarıgül için müthiş bir reklam ve tanıtım kampanyası başlayacak...
Mustafa Sarıgül bütün İstanbullular’ın evine direkt girecek bir kampanya hazırlanıyor...
Amerikan seçimlerinde zengin işadamlarının, güçlü ve nüfuzlu lobilerin bir siyasetçiyi desteklemesi yasa dışı ve ayıp değil...
Demokrasi “milletin temsilcilerinin” yönetime seçilmesi anlamına geliyor...
Nüfuzlu sermaye çevrelerinin, etkili lobilerin “demokrasi oyununda” saf dışı kalmaları, hiçbir temsilcilerinin olmaması, sistemin dışına atılmaları herhalde beklenemez...
Kapitalizm sermaye ve para demekse, onun siyasi temsil biçimi olan demokrasinin o paranın ve sermayenin dışında kalması eşyanın tabiatına aykırı...
Esasen demokrasisi güçlü temellere oturan; Amerikan demokrasisinde, lobiler ve zengin nüfuzlu işadamları bütün güçleriyle oyunun içindedirler...
Ayıp değil bu...
Ayıp olmadığı gibi, demokrasi için bir görev...
Ancak tek bir şartla...
Amerika’da hangi işadamı, hangi lobi, hangi adayı destekliyorsa, bunu kamuoyu önünde açıkça ilan ediyor...
Son seçimlerde Amerika’daki Musevi lobisi, Obama’dan çok daha güçlü bir şekilde Cumhuriyetçi aday Mitt Romney’i desteklediğini ilan etti seçimler öncesi kamuoyuna...
Amerika’nın en güçlü ve etkili lobilerinden olan Musevi lobisini bu hareketinden dolayı hiç kimse suçlamaya kalkmadı:
- “Siz niye tarafsız davranmıyorsunuz?.. Obama’ya karşı, Romney’i destekliyorsunuz?..” diye...
Koskoca bir Musevi lobisinin Amerikan Başkanlık seçimlerinde “ben tarafsızım” demesi; esasen insanları aldatmaya yönelik riyakar bir tavır...
Demokrasilerde ayıp değil, birilerinin bir adayı desteklemesi...
Elbette burada çok önemli bir kural daha var...
“Rakip adayı destekledi diye başına bela gelmemesi” de gerekiyor demokrasilerde...
Bu da işin olmazsa olmaz olan diğer yönü...
Mustafa Sarıgül meselesinden ta nerelere geldik?..
Yine kaldığımız yerden Sarıgül’den devam edelim...
Sarıgül’ü İstanbul için destekleyen lobiler ve çevreler, İstanbul’da seçimi kazanmanın tek yolunun “mümkün mertebe AKP karşıtı bütün oyların tek bir partide ve adayda toplanması olduğunu” düşünüyorlar...
Bu aday da Mustafa Sarıgül...
Bu durumda diğer partiler ne olacak?..
Aday çıkarmayacaklar mı?..
Çıkartacakları adaylar kendi oylarını artırmak için uğraşmayacak mı?..
Sıralarını mı savacaklar?..
“Aday”mış gibi mi yapacaklar?..
İstanbul’da oy potansiyeli en yüksek alternatif aday; BDP’nin yerine seçimlere girecek olan HDP’nin Kürt ve sol sosyalist oyları almaya talip olan aday adayı Sırrı Süreyya Önder...
Sırrı Süreyya Önder kendi siyasi cenahıyla, Sarıgül’ü destekleyen çevrelerin tazyiki altında iki taraflı bir baskının inanılmaz ağırlığını uzun süredir üzerinde hissediyor...
O kadar ki bazı etkili gazeteciler bile etkin olarak işin içindeler...
Birkaç gün önce, bir süredir veto yediği İmralı’ya giderek Apo’yla görüştü...
Özgür Gündem gazetesi Sırrı Süreyya Önder’le uzun bir röportaj yaptı bu görüşme ertesinde...
Barış sürecini, arada niye veto yediğini, bundan sonra ne olacağını uzun uzadıya sordu...
Ancak tek bir soru sorulmadı...
Cevabı da yok...
O soru şu:
- “Seçimlerde partiniz HDP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak seçimlere girecek misiniz, girmeyecek misiniz?..
Girerseniz bu seçimlerde gerçekten AKP ve CHP adaylarına karşı alternatif bir aday portresi çizecek misiniz, yoksa nasıl olsa kazanamam diyerek, seçimlere fazla abanmayıp zımni olarak oyları Mustafa Sarıgül’e mi kaydıracaksınız?..
İmralı’da ‘liderlik’ dediğiniz irade, ayrı parti örgütlenmesi istiyor...
Partinin kendi adayının aktif seçim kampanyasından yana bir tavır koyuyor...
Siz bu durumda ne yapacaksınız?..”
Sırrı Süreyya Önder’e sorulacak ve cevabı aranacak tek soru budur...
Ancak her ne hikmetse bir tek bu soru ve cevabı yok röportajda...
Ceza sahasındaki pozisyon değil, taç çizgisi çevresindeki pozisyonlar soruluyor ve cevap alınıyor...
Sırrı Sürreyya Önder beraberindeki alternatif sol ve Kürt oyları, kendi Belediye Başkan adaylığına mı yönlendirecek?..
Böylece Kadir Topbaş’la Mustafa Sarıgül’ü kaderleri ve oylarıyla baş başa mı bırakacak?..
Yoksa aday olmayarak veya seçimlere fazla abanmayarak, oyların AKP alternatifi Mustafa Sarıgül’e akmasını mı sağlayacak?..
Sadece kendisi mi olacak?..
Yoksa AKP karşıtı muhalefetin bir parçası mı?..
Bu sorunun cevabı yok...
Oysa Abdullah Öcalan o görüşmede HDP’nin kendi adayını çıkartarak seçimlerde “alternatif aday” olarak bütün gücünü teksif etmesini istiyor...
HDP; esasen Abdullah Öcalan’ın iradesini mi; Yoksa Kandil ve BDP’den başka etkilere açık bir iradeyi mi temsil edecek onu da Sırrı Süreyya’nın kararından öğreneceğiz...
Esasen Sırrı Süreyya Önder, bu çok bilinmeyenli denklemin en kilit yerinde duruyor...
Bakalım Sırrı Süreyya Önder ne diyecek, daha önemlisi seçimlerde ne yapacak?..
Futbolu anlatan efsanevi bir cümleyle bitirelim yazıyı:
- “Sırrı Süreyya Önder, bu seçimlerde sadece Sırrı Süreyya Önder değil... Çok daha fazla şey ifade ediyor...”

