Show TV’yi çökertmek için yapılan operasyonlardaki grup ve amk...

Haberin Devamı

Darbeler ya da post modern darbelerin sahnesinde “omuzu kalabalık komutanlar” var elbette...

Görüntüde onlar olduğundan, “astığı astık kestiği kestik” emirleri onlar verdikleri için hemen tutuklanıyorlar...

Ancak darbelerin “perde arkasında kimler var” sorusu hep muallakta kalıyor...

28 Şubat soruşturulurken, 15-16 yıl sonra yeni gelecek tutuklamalarla toplumda yeni mağduriyetler yaratılıp yeni kan davaları ortaya çıkmasın, demokrasi, barış ve hoşgörü egemen olsun diye, elimi ve kalemimi tutmayı kendime sıkı sıkıya tembihledim...

“Aman kaçmasın kalem elimden” diye kendi kendimle çok uğraş verdim...

***


O günlerde görüntüde kimlerin ne yaptığını herkes biliyordu da, “görüntü olmayan yerlerde kimlerin neler yaptığını kimse bilmiyordu...”

Bu sürece karar verenler bir yerleri batırıp, kendi finansal imparatorluklarını büyütmeye karar vermişlerdi...

28 Şubat’ın güçlerini arkalarına aldıkları söylenir...

Oysa 28 Şubat’ın askeri aktörlerinin bizzat arkalarında onlar mı vardı bu soruyu tarih henüz yanıtlamadı...

O sürecin sonunda SHOW TV’nin sahibinin bankalarına el kondu...

O bankaların kurtarılması karşılığında, SHOW TV’nin bütün yapısının değiştirilmesi için düğmeye basıldı...

Bu sürecin esas “psikolojik savaş” yönü vardı...

Dönemin muktedirleri, gazete ve televizyonlarında SHOW TV’nin programlarıyla ekran yüzlerine karşı “inanılmaz bir psikolojik belaltı savaş başlattılar...”

Amaç tarumar etmek ve talan etmekti...

Televizyonda yapılan programları itibarsızlaştırmak adına, “belaltı kampanyalar ve vuruşlar” yapıyorlar, itibarsızlaştırmaya çalıştıkları programları RTÜK yoluyla cezalandırmak için de Ankara’ya kamp kuruyorlardı...

***


Sonunda bankalara el kondu ve psikolojik savaşla birlikte bu zafer kazanıldı...

SHOW televizyonu altı yedi yıl yüzde 22-23 izlenme payıyla birinci olduğu yılların ardından kimyası yıkılarak, zirveden aşağı indirildi...

Bu korkunç operasyonun bir tarafında “El konulan Yapı Kredi ve Pamukbank varsa, diğer tarafında da televizyonun en bilinen siması olarak SHOW Haber ve ben” bulunuyordum...

Gazetelerinde hakkımda yazılan yazıların haddi hesabı yoktu...

Hepsi itibarsızlaştırmaya yönelik bilinçli kaleme alınmış ifadelerdi...

Sonra RTÜK’e gider, “bu adamı ve programları cezalandırın” diye kulis yaparlardı...

Bunların içerisinde bir yazar, televizyon programını yaptığı ortağı bir televizyon yapımcısı ve onun ortağı ünlü bir reklamcıdan oluşan bir grup vardı...

Değişik işadamlarını, televizyoncuları, gazetecileri, siyasileri, sivil toplum örgütü liderlerini, gayet derinden ve inceden bir kampanyayla itibarsızlaştıran grupların en önemlileriden biriydiler...

Reklam şirketi kanalıyla reklamvereni, yapım şirketi kanalıyla televizyonları, devlet içindeki derin ilişkileri ayyuka çıkan köşe yazarı kanalıyla da devleti ve siyaseti direkt etkileme gücüne sahiptiler...

Aralarında “Yüzmilyonlarca dolar para kazanan”ları vardı...

Çetrefil ilişkiler içindeydiler...

İş hayatları karışıktı...

Skandallarla dolu özel hayatları ise ibretlik edebi trajik klasikleri andırıyordu...

***


Zaman içinde güçten düşüyorlardı ancak, inanılmaz bir hareket kabiliyetleri ve her kaba girmesini beceren amip bir yapıları vardı...

Bugün nispeten güçsüz göründükleri bir anda bile, “Sözcü gazetesinin AMK isimli gazetesinden, Başbakan’ın yeniden ayağa kaldırılacağı söylenen gönül bağıyla meşhur Kasımpaşa kulübüne, Kanal D televizyonundaki yapımlardan, çok ünlü bir başka kulübümüze kadar her yerde eski belaltı yöntemleriyle” çalışmalarına devam edebiliyorlar...

İsimlerini yazmaktan çekinmem...

Ancak aralarından birisine bir özel durumuyla ilgili yanıbaşındaki insanı düşünerek bir söz vermiştim...

Ötekilerine yakınlarından dolayı bir sözüm bulunmuyor...

Zaten insan kendi yanındakileri düşünmezse, ben ne yapabilirim ki?..

Örneğin ben yanıbaşımdakileri hep düşünürüm...

Öncelikle çocuklarımı...

Elbette bir de çocuklarımın yaşamalarını arzu ettiğim temiz Türkiye’yi...

Bunlar o temiz Türkiye’nin ve o tertemiz çocukların düşmanıdırlar çünkü...

*****


BİRİYLE KARŞILAŞMAK, GÖRMEK, SEVMEK, PAYLAŞMAK İÇİN DURDUK BİR AN...

Dün yazdığım ikinci yazıdaki satırlar Deepak Chopra’dandı...

Yazının sonunda alıntıladığım kitabı belirtmeyi unutmuşum...

Bugün bu hatayı, size yararlı olabilecek bir alıntıyla telafi etmeyi uygun buldum...

“Evrensel zihin milyarlarca galakside olan her şeyi, hassas bir kesinlikle, tereddütsüz bir zekayla yönetir...

Zekası nihai ve yücedir ve varlığın her hücresine nüfuz eder...

En küçükten en büyüğe, atomdan kozmoza...

Yaşayan her şey bu zekanın bir ifadesidir...

Bu zeka “Yedi Spiritüel Yasa”ya uyarak hareket eder...

İnsan bedeninin herhangi bir hücresine baktığınızda çalışma şeklinin tüm bu yasaların ifadesi olduğunu görürsünüz...

Her hücre, ister mide hücresi, ister kalp hücresi ister beyin hücresi olsun kendi doğuş yasası ile doğmuştur...

DNA içsel güce mükemmel bir örnektir ve içsel gücün nesnel ifadesidir...

***


Bedendeki her hücrenin iç diyaloğu “nasıl yardım edebilirim” diye sormaktadır...

Kalp hücreleri, bağışıklık sistemi hücrelerine, bağışıklık sistemi hücreleri mide ve akciğer hücrelerine yardım etmek ister...

Beyin hücreleri de diğer tüm hücreleri dinler ve yardım eder...

Bedendeki her hücrenin sadece bir fonksiyonu vardır...

O da diğer hücrelere yardım etmektir...

Kendi bedenimizdeki hücrelerin davranışlarına bakarak “Yedi Spiritüel Yasa”nın en olağanüstü verimli şeklini görebiliriz...

Bu doğanın dehasıdır...

Bunlar Tanrı’nın düşünceleridir ve geri kalan sadece detaylardır...

***


Bizler kozmik bir yolculuğun gezginleriyiz...

Bir yıldız tozuyuz...

Sonsuzluğun girdabında dönen, dans eden...

Hayat ölümsüzdür...

Fakat hayatın ifade şekilleri geçici, kısa ve fanidir...

Budizmin kurucusu Gauntama Buddha şöyle der:

‘Bizim şu varlığımız sonbahar bulutları kadar fanidir...

Ölümü ve doğumu seyretmek, bir dansın hareketlerini seyretmek gibidir...

Ömür gökyüzündeki bir şimşeğin çakması kadardır...

Sarp bir dağdan sel gibi hızla inmektedir...’

***


Biriyle karşılaşmak, birini görmek, sevmek, paylaşmak için durduk bir an...

Bu çok değerli bir andır...

Ancak geçicidir...

Ölümsüzlükteki küçük bir parantezdir bu...

Sevgiyle, ilgiyle, yumuşak bir kalple paylaştığımızda birbirimiz için bolluk, bereket, neşe ve mutluluk yaratırız...

Ve o an yaşama değer bir andır artık...”

DİĞER YENİ YAZILAR