Bir yıl önce, SHOW TV’de yönetim kadrosunda çalışan arkadaşlardan biri beni aradı...
-“Reha Bey” dedi “SHOW TV’nin kuruluşundan bugünlere; başarılarla dolu yayın hayatını kapsayan ve yıldönümümüzde çıkartmayı düşündüğümüz çok değerli ve anlamlı bir dergi yapma hazırlığındayız...
Siz olmadan SHOW TV anlatılmaz... Sizin için bir tam sayfa ayırdık... Buradaki günlerinizi, yayınlarınızı, yaptıklarınızı ve yaşadıklarınızı anlatan bir yazı rica ediyoruz sizden.. Çok önemli...”
Olur gibisinden bir şeyler mırıldandım ama, tam olarak ne “evet” dedim, ne de “hayır” eski çalışma arkadaşıma...
“Bakarız...” gibisinden bir tavırda elimin gitmediği kalemle, kendi gündemimde sürdürmeye çalıştım hayatımı... Haftalar geçti aradan...
Birkaç defa daha aradılar çocuklar...
-“Sayfa yazınızı bekliyor Reha Bey...” dediler...
Hani insanın bir türlü elinin gitmediği durumlar vardır...
Hani bir türlü içinizden gelmez, dört başı mamur bir yazı ruhunuzdan akmaz, sözcükler karşısında eveler gevelersiniz...
Hani bu tavrınızın; burnundan kıl aldırmamakla, snobizmle, kendini matah bir şey zannetmekle zinhar bir ilgisi yoktur....
Hani birilerine bir ders vermek, ibret olsun kabilinden bir mesaj iletmek, intikamdan mülhem bir rövanşizme saplanmakla ilgili bir duygusu, düşüncesi, birikimi mevz-u bahis değildir... Hani sadece, ‘ilham’ denilen o “nev-i şahsına münhasır gizem” oturup yazmanıza bir türlü izin vermemektedir...
Şelale gürül gürül akmamakta, kurumuş ve aşınmış kayalıklara “su“yun kattığı hayat uğramamaktadır... Ruhunuzdan ve kalbinizden sözcükler, kağıda dökülmemekte, eli sıkı davranmaktadır...
Muhtemeldir ki; hayatınızın iki bin beş yüz günü; gece ve gündüzün toplam yirmi saatlik bölümünde; kendinizden, alın terinizden, hayatınızdan, kimliğinizden, kişiliğinizden, ruhunuzdan, varlığınızdan, katılabilecek her şeyi kattığınız bir “sevgili“ye karşı, artık o enerji kalmamıştır...
Hani “Bugün benim doğum günüm“ diyen sevgilinin, halini görür, fazlaca bir şey söylemeden doğum gününü “geçiştirmek istersiniz...”
Oysa o “sevgili” en güzel olsun diye, hayatınızı vermiş, sevgili en güzel olurken, siz de aynada kendi “güzel“inizi bulmuş, hayatınızı anlamlandırmışınızdır vakt-i zamanında...
Ve şimdi gördüğünüz tabloda içinizden sadece Sezen’in söylediği bir şarkı gelmekte;
“Şimdi artık kelimeler yetersiz anlamı yok...” diye mırıldanmaktasınızdır...
Sanırım öyle bir şeydi işte...
Gelmedi yazmak bir türlü içimden o özel “doğum günü dergisi” için...
-“Sayfa boş kalacak...” dediler...
-“Aman ne yapıp edip bir şeyler karalayayım...” diyemedim...
-“Sizsiz mi çıkacak yani SHOW TV dergisi?..“ diye sordular...
-“Yahu ayıp olacak iki satır karala...” diyemedi kalbim...
Tevekkeli, üç vakte kalmadan “El koyacaklarmış yüzlerce arkadaşın elleriyle yarattığı bir zamanların en güzel sevgilisine...”
Tevekelli “el gitmemiş” yaşarken yarattığın sevgilinin bir şeyler karalamana “ölüm defterine...”
TMSF dün el koymuş koskoca SHOW TV’ye...
Yüzlerce çalışanının, yaratıcılarının; alın terine, göz nuruna, evrenin sonsuzluğunda kıpırdayan enerjilerine, harcanan milyonlarca saatlik tertemiz emeğe “saygı ve selam ve şükran” niyetine çıkıyor, bu satırlar bugün bu kalemden...
Akıp giden zamanın içinde tutunulacak ufacık bir “durak” niyetine...
SHOW TV OLAYININ PERDE ARKASI...
Uzun zamandır SHOW TV’de akan sular bir türlü durulmuyordu... Gayet basit bir nedeni var SHOW TV’de yaşananların...
Mehmet Emin Karamehmet bir zamanlar dünyanın şimdi de Türkiye’nin en zengin patronlarından birisi...
-“Bu kadar parası olan bir patronun televizyon kanalına nasıl el konulur?..” diye düşünüyorsunuz...
Oysa kazın ayağı öyle değil...
Mehmet Emin’in bir özelliği var...
Şirket kazanıyorsa, çalışanlar da kazanıyor...
Şirket zarar ediyorsa Mehmet Emin onun sübvanse etmiyor...
Show TV uzun zamandır bir türlü kendini döndüremiyor...
Kanalın yöneticileri, “sermaye artırımı” yapmadan, Mehmet Emin buraya taze ve sıcak para koymadan kanalın kendi kendini döndüremeyeceğini söylüyorlar...
İki kez Mehmet Emin Karamehmet kanala sıcak para koydu...
Fakat olmadı...
Yine delik büyüdü ve patronun sıcak parasına ihtiyaç duyuldu...
Mehmet Emin‘in en büyük özelliği, şirketlerinin “Kamu İktisadi Teşekkülü gibi” sürekli patron desteğiyle çalışmaması...
Kendi gemisini kendisinin yürütmesi...
Böyle olunca SHOW TV’nin yanı başında faaliyet gösteren Digitürk‘te maaşlar yatıyor, paralar ödeniyor SHOW TV’de ödenmiyor...
Patron aynı, şirketler kardeş...
Fakat biri alıyor maaşını, diğeri alamıyor...
Sonunda TMSF el koyuyor SHOW TV’ye...
Olayın özü budur...
ALKOL SORUNU OLAN PİLOT!..
Medya çoğu zaman halkın gündemini işlemez...
Esas önemli olanı, hayata katkı sağlayacak, insanlar için bir anlam ifade edecek olanı işlemez... “Güçlülerin” gündemini, halkın gündemiymiş gibi satar...
“En başarılıyı seçen jüriler” çoğu zaman en iyiyi ve en başarılıyı değil, “istenilen ve arzu edileni” sağlamak için çaba harcarlar... Dün Denzel Washington‘un Flight (Uçuş) filmini izlerken bunu bir kez daha anladım...
Geçen yıl bu film, hiç de iyi bir filmmiş gibi lanse edilmedi...
İran’da 1978 yılındaki “varlığı meçhul” Amerikan operasyonuna ayrılan manşetler ve haberlerin binde biri, “alkol sorunu olan pilotun” yaşadığı korkunç kazayı ve sonrasını anlatan “Uçuş” filmine ayrılmadı...
Oysa filmin yönetmeni Robert Zemckis, bir sinema klasiği olan ve ödüllere doyamayan Forrest Gump‘ın da yönetmeniydi...
Filmde Denzel Washington gibi, son yılların en kariyerli ve karizmatik aktörlerinden biri oynuyordu...
Üstelik konu, alkolle sorunu olan, kokain ve sigarayla kendine gelmeye çalışan çok başarılı bir pilotun geçirdiği büyük bir uçak kazasıydı...
Action dedikleri hareket vardı filmde...
Dram vardı...
Trajedi vardı...
Tempo vardı...
Sağlam bir öykü ve çok iyi planlanmış bir kurgu vardı...
En önemlisi insan hayatının bizzat kendisi vardı...
Fakat hayatı yönetmeye çalışanlar, sıradan insanların ve halkın gerçek gündemini değil, kendi güçlerine güç katacak yaratılmış öyküleri “izleyicinin algısına sunarlar...”
“Önemli” olanı “önemsiz”, “önemsiz” olanı “önemli” gösterirler... Digitürk’te yeni bir kanal var... Yepyeni filmleri ücretini ödeyerek izleyebiliyorsunuz...
Önceki gece, “Denzel Washington’un Uçuş filmini izleyeyim” dedim...
İyi ki demişim...
“Alkolle sorunu olan, bunu kullandığı kokainle aşmaya çalışan!! ve fosur fosur sigara içen başarılı bir pilotun başından geçen kurtulunması mucize bir kaza ve sonrasında yaşananları” muhteşem bir sinema diliyle anlatıyor...
Alkolle ilgili yazdıklarımı, “Acaba AKP gündeminin bir parçası mı bu yazınlar” diye düşünenler, bu filmi mutlaka izlemeliler... Alkol servisi bulunan restoranların kısıtlanmamasını savunmak başka şey, alkollü içeceklere karşı mücadele çok başka bir şey...
Belli ki “dünyayı idare etmeye çalışan güçlü içki lobileri” Denzel Washington’un Uçuş filmini geçiştirmeye çalışmışlar...
O film büyük gişe yapar ve prestij sağlarsa, “tatlı karları yok olacak” çünkü...
Onun için Oscar töreninde filmin özellikle üstü örtüldü...
Hayatta gerçekten değerli şeyler, gündeme getirilmek istenen sanal değerlerin çok ötelerindedir...
Güç odaklarının değil, sıradan insanların gündemi çok başka dehlizlerde üzerleri örtülü bekletilmektedir...
Denzel Washington’un Uçuş filmi buna bir örnektir!..

