Ses efekti olmayınca Oscar töreni BM zirvesine benziyordu...

Haberin Devamı

Önceki gece 22-22.30 gibi uykuya daldım...

Son yıllarda, sabah Oscar törenlerini canlı izleyebilmek için, artık saat falan kurmuyorum...

Uykumu otomatiğe ayarlıyorum...

Sabah 5.30-5.40 gibi kendiliğinden uyanıyorum Oscar geceleri...

Törenlerin yapıldığı kanalı açıyorum ve kendimi direkt Dolby Theater’ın içinde buluyorum...

***


Geçen yıllarda NTV ödül törenini, tercüman sesini üstten bindirdiği simültane tercümeyle verirdi...

Kardeş kanalı CNBC-e’de ise törenin orijinali, İngilizce olarak tercümesiz yayınlanırdı...

Bu yıl Digitürk’te yeni açılan Oscar kanalı yayını verecek diye anons edildi haftalar öncesinden...

Oscar kanalı, simültane tercümesiyle üstüne ses bindirerek veriyor...

Bu da Oscar töreninin bütün havasını alıp götürüyor...

Sinema diliyle anlatacak olursak, “Oscar törenlerini ses efekti” olmadan izliyoruz...

Görsel efektler de, doğal ses efektinin ikinci kanala düşmesinden dolayı ondan yoksun kaldığından etkisini bütünüyle yitiriyorlar...

Oscar törenini, tercüman sesinin tekdüzeliğiyle izleyebiliyoruz...

Bu da törenin bütün havasını yok ediyor...

Duygu gidiyor...

Duygu gidince, ambiyans etkisini yitiriyor...

Ambiyans etkisini yitirince, havaya giremiyoruz...

Havaya giremeyince, esasen duygu ve kreşendoları demek olan 7. Sanat, Newyork’ta izlediğim BM’nin diplomatik zirvelerini çağrıştırıyor...

Kuru, duygusuz, tekdüze ve sıradan...

***


Orada da simültane tercümeler kulaklıklardan verilir...

Değişik ana dillerde konuşan liderleri zorunlu olarak kulaklıklarla dinlersiniz...

Oscar’da da, yayına verilen tercüman sesiyle, konuşmaların doğallığı, dünya starlarının vücut dilleri, onunla uyumlu mimikleri ve sesleri tercümanın sesinin altında yok olup gittiler...

***


Digitürk, töreni bir başka kanalından ve orijinal ses kaydından yayınladı mı bilmiyorum, ama ben törenler başladıktan bir süre sonra, yayını açtığımdan, NTV ve CNBC-e’ye baktım yayın göremedim...

Tercüman sesine mahkum kaldım...

Muhtemelen Amerikan kanallarından bazıları yayınladılar Oscar törenlerini, fakat yayını kaçıracağım diye Digitürk’te o kanalları tarama fırsatı bulamadım...

Dolayısıyla Oscar ödül töreni bir parça güdük ve öksüz kaldı...

***


Büyük bir hizmet yaparak Oscar kanalı açan, Digitürk’çü arkadaşlara naçizane bir öneri;

7. Sanat olan sinema demek, öykü kadar, ses ve görsel efekt demek...

Dün 7 dalda Oscar’ları toplayan Gravity filmi hikaye değil, esasen bir ses ve görüntü efekti harikasıydı...

Ses ve görüntü efekti dallarındaki bütün ödülleri topladı...

Töreni tercüman sesine, izleyiciyi de tek kanala mahkum etmişseniz, “ses ve görüntü efektinden, mahrum yayınınız sınıfta kalır...”

Bu da sinema sanatına ve onun en büyük ödül töreni olan Oscar yayıncılığına yakışmaz...

Tercüman sesinden yayının Türkçesi elbette verilecek...

Fakat hemen yanıbaşındaki bir kanaldan orijinalini vermek durumunda olmak şartıyla...

Sinemanın ruhu orijinal sesi ister...

Çocukluğumdan beri dublajlı filmi bile seyretmeyen ve sinema sanatına ihanet olarak gören ben, dublajı geçtik, simültane tercüman sesiyle koskoca Oscar törenini izlemek zorunda kaldım...

Robert de Niro’yu Angelina Jolie‘yi tercüman sesinden izlemek, Oscar ödülünü alamamaktan daha acı bir şey...

Yayıncı arkadaşlara söylemeliyim ki,

“Medeniyet de şeytan gibi ayrıntılarda gizlidir...”

*****


OSCAR’DA HER ŞEY POLİTİZE!.. YA PEKİ AŞK?..

Yorumcular, bu yılki Oscar törenlerinde yine hiç sürpriz yaşanmadığını söylüyorlar... Doğru yaşanmadı...

İçten içe, arzulamama rağmen, belki bir sürpriz olur da keyifleniriz dememe rağmen, hiçbir şeyi sürprize bırakmadı Akademi Jürisi... Sinema tekniği açısından muhteşem bir film olan Gravity, o dallardaki bütün ödülleri zaten topladı... İçerik olarak siyahi köleliğin derin öyküsünü anlatan 12 Yıllık Esaret de en iyi film ödülünü aldı...

***


Oscar her geçen yıl bir miktar daha fazla “Amerikan iç ve dış politikasının hassas noktalarına vurgu yapan filmleri” öne çıkartıyor...

Politize oluyor...

Geçen yıl AROG’u en iyi film seçmişlerdi...

İran’a yapılan CIA-Kanada ortak operasyonunu konu alan filmi...

Michelle Obama Beyaz Saray’dan ödülü açıklamıştı canlı yayında...

Bu yıl da siyahi mağduriyetti konu...

***


Biliyorum ki sinema, derin devlet politikalarından bağımsız bir sanat değil...

Bu alanda derin devletler, güçlü lobiler, herkes at oynatıyor ve dünyanın algısı bu şekilde yönetiliyor...

***


Fakat yine de, Oscar’ın gittikçe artan bir şekilde “politize” hal alması, amaçlanan şeyler doğru bile olsa, sinema sanatının ruhunu tarumar ediyor...

Saving Mr. Banks çok sıcak ve gerçek bir baba-kız öyküsünü içinde barındıran, Walt Disney’in hayatını da anlatan bir filmdi...

Akademi oralı bile olmadı Saving Mr. Banks’le... Gravity bir sinema tekniği harikasıydı, öykü olarak ise zayıftı...

Yedi ödülü kaptı...Diğer film zaten siyahi köleliği konu alıyordu... Bunu Obama’nın Beyaz Saray’daki varlığıyla paralel kurgu yaptığınızda durum daha bir netleşiyor...

***


Hiçbirine karşı değilim...

Siyasi merkezlerin, politik çıkarların etkili olmasına gocunmuyorum... Fakat “aşk nerede?..” İnsan nerede?.. Babasına aşık olan kız nerede?.. Aile dramı nerede?..

Hayat bu kadar mı politize?..

Sinemayı sinema yapan “basit diye nitelenen insani duygular” neredeler?..

O basitlik kutsallıktır...

İnsanı kutsal yapan, o sıradanlık nerede?..

Nerde bu millet?..

DİĞER YENİ YAZILAR