Serveti 200 milyar dolar mıydı, yoksa iki bardak su mu?..

Haberin Devamı

Çok eski zamanda bir hükümdar varmış... Hükümdar her gittiği yere hazinesinin bir bölümünü götürür, bunları sergilemekten büyük onur duyarmış...

Bu gösteriş düşkünü hükümdarın, yaşamda en çok güvendiği, tek akıl aldığı bir bilge kişiymiş...

Günlerden bir gün yine bu bilge kişiyle oturup sohbet ederken, hükümdar şöyle bir soru sormuş:

-”Sen ki göğün gizemine ermiş, bilime yön vermiş adamsın...

İnsanlar ister hükümdar kadar güçlü, ister savaşçılar kadar onurlu olsun ayağına kapanır, ağzından çıkacak sözü beklerler...

Şimdi senin gibi bir bilge adamın fikrini merak etmekteyim...

Benim hükümdarlığım ve servetim hakkında ne düşünüyorsun?..”

***


Bilge bu soru karşısında hükümdarın gözlerine bakarak şu sözleri söylemiş:

-”Diyelim ki hükümdarım; kızgın ve uçsuz bir çöldesiniz...

Ölmemek için size uzatacağım bir bardak suya, servetinizin yarısını verir miydiniz?..”

-”Verirdim tabii...”

-”Zaman geçti, diyelim susuzluğunuz arttı...

Size uzatacağım bir sonraki bardağa servetinizin öteki yarısını da verir miydiniz?..”

Hükümdar bir an düşünmüş ve ardından, “Ölmemek için evet...” demiş...

Bunun üzerine bilge kişi gülerek şu sözleri söylemiş:

-”Madem öyle... O zaman övünmeyin fazla... Çünkü haşmetlim... Sizin servetiniz yalnızca iki bardak sudur...”

***


Burçin Alp Acar birkaç gün önce göndermişti bana bu öyküyü...

Dün 200 milyar dolar serveti olduğu söylenen Libya lideri Muammer Kaddafi’nin, bir su kanalında yakalandığını ve “ateş etmeyin” dediğini duyduğumda bu öykü gözümün önüne geldi...

O “ateş etmeyin” diye yalvarıyor ama, göstericiler üstünü başını soyup, çırılçıplak caddelerde sürükleyerek linç ediyorlar onu...

El-Cezire televizyonunda dün görüntülerini de yayınladılar...

Acaba 200 milyar dolarlık serveti o anda bir işe yarıyor muydu Kaddafi’nin?..

Bunu düşünebilme fırsatı oldu mu ölmeden acaba o hengamenin içinde?..

İnsanları katleder, sınırsız cüretkarlıkta bir gaddarlıkla hayatlarına son verirken, “milyarlarca dolarlık servetinin” kendisini koruyacağını mı düşünmüştü acaba?..

Hiç ileri gittiğini fark etmiş miydi; hayatını, sınırsız egosunun emrine verdiği o vahşet günlerinde?..

200 milyar dolar mı serveti?..

Yoksa iki su bardağı bile etmeyen bir değerde miydi o servet?..

Onu, bu ölümlü dünyada bir su kanalından kurtulmasına bile yetmeyen “200 milyar dolarlık servet”, Kaddafi’ye acaba, hayatın gerçek zenginliğinin, huzurda, sağlıkta ve sevgiyle paylaşılan mutlulukta olduğunu son anlarında bile olsa öğretmiş miydi?..

Kim bilir?..

Onu bu dünyada kendisine sorabilme şansına muktedir değilim...

Öteki dünyada ise, aynı mekanda olacağımız çok şüphelidir...

***


TERÖR ZİRVESİNİN NOTLARI... TAYYİP ERDOĞAN VE PKK’YLA SAVAŞACAK TSK...

Doğruydu yanlıştı, haklıydı haksızdı, tartışmaya gerek yok...

Tayyip Erdoğan AKP iktidarının ilk yıllarında “ordu”nun üst kademelerine fazla güven duymuyordu...

“PKK’yla savaşta”, kendisini kontrpiyede bırakacak, hükümetten farklı bir politika izleyecek, zaman zaman kendi bildiğini okuyacak, hatta daha iddialı söyleyeyim, “AKP’yi özellikle zor durumda bırakacak siyasetler üretecek” bir çizgide olmasından kuşkulanıyordu...

***


Tayyip Erdoğan “kendisini iktidardan düşürmeyi planlayan” kişilerin, PKK’yla savaşta hükümete gerçek bir el uzatmayacağını düşünüyordu...

Olayı yakından izleyenler bilirler ki, Tayyip Erdoğan’dan önce de, Türkiye’de PKK ve Kürt sorununda bir sivil iktidarların ne dediği gerçeği vardır, bir de askerlerin ne dedikleri?..

Bugün bu durum değişti...

Birçok komutan darbe yapmaya teşebbüsten tutuklandılar...

Bazı Genelkurmay başkanları istedikleri atamaları gerçekleştiremeyince istifa ettiler, istifalar kabul edildi. TSK’nın üst yönetimi sivil iktidarın tercihleri doğrultusunda değişti...

***


Artık AKP iktidarı Türkiye’de PKK’yla savaşın her cephesinde, ister askeri, ister siyasi, ister istihbari, bütün cephelerinde, inisiyatif kullanmaya muktedirdir...

Elini tutan yoktur...

Ordunun başındaki komutanlar, Başbakan’ın kararları ve tercihleriyle oradalar...

İstihbarat örgütünün başındaki kadrolar ha keza...

Başbakan zaten partisine ve yürütmeye hakim...

Terörle savaşta en başat güçler arasında yer alan medya, dün çağrılı olan bütün genel yayın yönetmenlerinin ve patronların katılımıyla temsil ediliyorsa, zaten medyanın da en azından köstek olmayacağı aşikar...

***


Kabul etmek gerekir ki Tayyip Erdoğan bunları, Turgut Özal gibi “12 Eylül gibi bir darbe ortamıyla oluşturulan bir siyasi atmosferde doğaçlama bulmadı...”

Her bir tanesini, birebir, korakor yaptığı mücadelelerle sağladı...

Buradaki başarı başkasının sunduğu altın tepside değil, kendisindedir...

Ne ki siyaset geçmiş başarıları, bugüne uyarlamaz...

Siyaset hergün yeni olaylara gebedir ve her yeni olay, yeni mucizeler gerektirir...

Başbakan, sivil ve askeri bürokrasiye hakim olduğuna göre, artık kendisinden ve partisinden beklenen “PKK meselesini çözmesidir...”

Öyle ya...

Artık “paçalarından çekiştirdiği söylenen, silahlı kuvvetler içinde derin güçler yoktur...”

Apo’yla kendi başına görüşüp, kendi politikalarını dikte ettirmeye çalışan derin devlet de İmralı’da görünmemektedir...

Silahlı Kuvvetler’in tepe kadroları Başbakan’ın o görevlere atadığı kadrolardır ve hükümetin istediği biçimde savaşa hazır olmaları beklenir...

***


Başbakan, MİT’ten, GenelKurmay’a, Emniyet’ten, siyasete kadar, bütün güçler üzerinde muktedirdir...

Birşeye muktedir olmak, “başarıdan başka şansının kalmaması” anlamına gelir...

Emin olmalıdır ki bu mücadelede millet onun arkasında olacaktır...

Yeter ki devletin birşeyler yaptığına millet inansın!..

***


ZORBA VATANSEVERLİKLER OYNAMASIN KİMSELER!..

İstedikleri bu infialdir...

İnfialin sonunda, Kürt kökenli vatandaşlara, orda burda hötzöt tavırlar alınması, bir iç savaş esgizlerinden medet umularak, en azından çatışmalarla, güneydoğudaki halkın PKK etrafında kenetlenmesinin sağlanmasıdır...

Bu savaşı çağrıştıran saldırılardan amaçlanan adı üstünde “savaş çıkmasıdır...”

***


Onlar savaş çıkmasını istiyorlarsa, siz istemeyin savaş çıkmasını...

Çünkü bölgedeki Kürt kökenli vatandaşlar, bunca görüşme, temas, müzakere sürerken niye bu saldırılar bu kadar acımasızca yapılıyor bunu sorgulamaya başladılar...

PKK örgüt savaşını, kitle savaşına kanalize etmek istiyor... O öyle istiyorsa, milletin ezici ekseriyetinin öyle yapmaması lazım...

Sakin durulacak, ama vakur olunacak...

Ordunun kara, hava harekatı desteklenecek, ancak kimse kendisini ordunun yerine koymaya kalkmayacak...

Sakin olun ama vakur durun...

DİĞER YENİ YAZILAR