Haberin Devamı
Dün Acun kardeşin, “forma üzerindeki Türk bayrağının karartılmasıyla ilgili” eleştirilerimi yazarken, jüride bulunan Sergen ve Hülya Avşar’ın tutumunu özellikle eleştirmedim...
Bazı gazeteler “Sergen ve Hülya Avşar bu duruma niye ses çıkarmadı?..” demişlerdi...
Oysa Sergen veya Hülya Avşar, Türk bayrağının üzerine bant çekildiğini görmemiş olabilir...
Yetenek Sizsiniz yarışması canlı yayınlanmıyor banttan yayınlanıyor...
Nitekim aynı gün aynı saatlerde Kanaltürk televizyonunda Sergen Yalçın canlı yayında haftanın futbol olaylarını yorumluyor...
Sergen’in Kanaltürk’teki programı canlı, aynı saatlerde yayına giren Yetenek Sizsiniz ise banttan...
Yarışma banttan yayınlandığı için, ambleme ve reklama siyah çekme işleminin, post prodüksiyonda yani montaj esnasında yapılması ihtimali fazla...
Sergen veya Hülya Avşar, bant çekimi esnasında formanın bizzat üzerinde kapatma yapılmamışsa, bunu zaten görmediler...
Kapatma montajda, yani forma üzerinde değil görüntü üzerinde yapıldıysa, bunu görebilecek ve bilebilecek konumdaki tek kişi, programın yapımcısı Acun Ilıcalı...
Acun final bandı izlememiş olabilir...
Onun için temiz temiz özür diler ve yanlış bir anlaşılmanın önüne geçer...
İkinci bir nokta, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor ve Bursaspor formalarındaki ay yıldızlı amblemle ilgili...
Ay yıldızlı amblem, takımların şampiyon oldukları yılın ertesi sezon; bir yıl süresince takılıyor...
Birisi çıkıp şöyle söyleyebilir ya da Acun kendini şöyle savunabilir;
- “Beşiktaş geçen yıl şampiyon olmadı... Dolayısıyla bu yıl sahada mücadele ettiği formasının sol tarafında ay yıldız yok... Şampiyon olduğu ya da Türkiye Kupası’nı kazandığı senelerdekinde var...”
Bu doğru bir yaklaşım...
Ancak o zaman sorarlar;
- “Yarışmacı takımın futbolcusu mu ki bu sene sahada giyilen formayı giyip gelecek?.. Beşiktaş’ın şampiyon olarak tescillenen 13 şampiyonluğu var... Tam 9 kez de Türkiye Kupasını kazanmış...”
Yani Beşiktaş ay yıldızı formasına takma hakkına tam 26 kez sahip olmuş...
‘Yetenek Sizsiniz’ yarışmasına katılan yarışmacı Beşiktaş’ın şampiyon olduğu senenin formasını giydiyse, ona ‘sen bu formayla yarışmaya katılamazsın...’ mı denecek?..
Olacak iş mi bu?..
Yapılacak şey gayet açık...
Acun “hatanın post prodüksiyondan” yani çekim sonrası montajdan kaynaklandığını söyleyerek, yapımcı olarak sorumluluğu üslenmeli...
Fakat çekim sonrası yapılan bir montaj hatasından “Acun’un Türk bayrağına saygısızlık yaptığı” gibi anlamlar çıkartılamaz...
Eleştiriler sonuna kadar yapılır...
Fakat haksızlık günahtır...
Ve Acun‘un bu olayda Türk bayrağına saygısızlık gibi bir günahı yoktur ve olamaz...
BEŞİKTAŞ’IN SİYAH BEYAZ RENKLERİ VE KIRMIZI...
Dün Güntekin Onay aradı...
“Sevgili Reha Muhtar” dedi...
Beşiktaş Yüzüncü Yıl belgeselinin yapımcısı Tuğrul Yenidoğan, bugüne kadar bütün tarihçilerin söylediğinin aksine ‘Beşiktaş’ın renkleri başından beri siyah beyaz olduğunu kanıtlayan belgeler yayınladı...
Süleyman Seba’ya İskender Yakak’ın hediye ettiği ilk rozette de renklerin siyah beyaz olduğu görülüyor...
Bu tarihi tartışmaya yazıyla ilgili olmadığı için şimdilik fazla girmeyeceğim...
Tuğrul’un araştırmacılığını ve Beşiktaş sevgisini biliyorum...
Yine de “Beşiktaş’taki kırmızı rengin sırrını açıklamıyor” henüz bu iddialar...
Bu kırmızı Beşiktaş’a nereden geldi acaba?..
Tuğrul’un çalışmasını da not olarak belirtmek yazarlık borcu...
BARLASLAR’IN DOĞUM GÜNÜ...
Onbeş sene önce sorsalardı “Sence hayatta mutluluk nedir?..” diye, şöyle bir cevap verirdim:
- “Yaratıcılığı yüksek bir işte, yaratabildiğin kadar fazla şey yaratarak ve çevrenin hafızasında o yaratıcılıktan mülhem derin bir iz bırakarak yaşayabilmek...”
Cuma gecesi Mehmet Barlas’ın evinde dostlarıyla kutladığı doğum günü partisine giderken, bu sözleri düşünüyordum...
Şimdi “hayatta mutluluğu” sorsalar, “İnsanın yaratıcı olduğu bir işte en fazla yaratıcılık sağlaması elbette mutluluktur...” derdim; “Fakat esas büyük mutluluk insanın yaratıcılığının yanı sıra, bütün ailesini, sevdiklerini etrafına toplayıp, torunuyla aynı gün doğum günü pastasını kesebilmektir...” diye eklerdim...
Mehmet Barlas’ı Emin Çölaşan’la tam üç kez canlı yayına çıkardığım televizyon günlerinden beri çok yakından tanıyorum...
Mesleğe başladığım 33 yıl önce aynı gazetede çalıştığımdan bir meslektaş olarak da gayet iyi biliyorum...
Onun hayatta başarı ve mutluluk çizgisinin kalın hatlarla esas çizildiği yer, gazeteciliğinden öte, “yarattığı inanılmaz sevgiyle dolu sımsıcak aile tablosudur...”
Eşi, iki çocuğu, iki çocuğundan üç torunu, damadı, gelini, eşi ve kendisinin kardeşi, onların aileleri ve dünyalar tatlısı şempanzesiyle yaşamakta olduğu büyük aile tablosu “Dallas’ta gördüklerimizin tam zıttıdır...”
Aile üyeleri arasında rekabet değil dayanışma, kumpas değil sevgi, dedikodu değil espri ve ironinin egemen olduğu aile ortamını bilmeyenler “Mehmet Barlas’ı gerçek ve doğru olarak” tanımazlar...
Cuma gecesi böyle bir ortamda evinde, emekli büyükelçi Cem Duna’nın deyimiyle İstanbul’un en güzel yemek yapılan yerindeydik...
Mehmet Barlas doğum gününü ailesi, dostları ve şempanzesiyle; Bekir Ünlüataer’in sesinden dinlediği Türk Sanat Müziği bestelerinden oluşan fasılla kutlarken, doğum günü bir sonraki güne denk gelen torununun da pastası gece yarısı kesiliyordu...
O an şunu düşündüm...
- “Hayatta mutluluk böyle bir tablonun mimarı ve öznesi olmak değilse nedir acaba?..”
Geliyoruz ve geçiyoruz bu hayattan...
Mutluluk ve başarı, kendi ellerinle yaratacağın ailede, kuşaklardan kuşaklara bir bilgi, kültür, sevgi ve paylaşım köprüsü olmaktan fazla bir şey olabilir mi ki acaba?..
- “Bir maratondur hayat...” diyor Mehmet Barlas, “Nefesini iyi ayarlayacaksın...”
Onun o gençlik enerjisi, sevgi ve aileyle dolu hayatını gördükçe, “maraton”un ne olduğunu,ne olmadığını daha iyi anlıyorum...
Sizlere tabloyu gerçek boyutlarıyla aktarabilmek için, izinlerini almadan bir aile anekdotlarını anlatmak zorundayım...
Canan Barlas gece rüyasında 46 yıllık eşi Mehmet Barlas’tan boşanmaya karar veriyor...
- “Seni boşuyorum Mehmet...” diyor...
- “Yalnız bir şartım var... Bu şartı yerine getirmezsen benden çekeceğin var...”
- “Nedir o?..” diye soruyor Mehmet Barlas...
- “Çocuklar bende kalacak...” diyor Canan Barlas, “Bu konuyu müzakere etmem...”
Rüya böyle bitiyor ve uyanıyor Canan Barlas...
Uyandığında gördüğü rüyayı kocasına anlatıyor...
- “Çocukların bende kalmasını şart koştum... Ona göre...” diyor kocasına...
- “Olur” diye cevap veriyor Mehmet Barlas.
- “Ayarla öyleyse hafta sonları da sende kalsınlar...”
Canan Barlas’ın rüyasında kendisinde kalmasını ön şart koştuğu çocuklar kaç yaşındalar mı?..
Cemil Barlas kırk beş yaşında... Kız kardeşi Ela ondan sekiz yaş küçük...
Bu onların aile tablosudur...

