Haberin Devamı
Her gün “bu da mı oldu” dediğimiz berbat bir olayla uyanıyoruz Türkiye’de...
Tutuklanan gazeteciler var...
Tutuklanma nedenini sorduğumuzda “Onlar gazetecilikten tutuklu değiller” deniyor...
Elbette tutuklanırken kimse “gazetecilik faaliyetinden dolayı tutuklanmayacak...”
Sorunun şöyle sorulması gerekiyor bence...
“Gazeteci oldukları için mi tutuklular onlar?..”
Bir başka deyimle gazeteci olmaları, fikirlerini kağıt kalemle ve bilgisayarla yayma potansiyelleri, tutuklanmaları için tetikleyici bir rol oynuyor mu?..
Barış Terkoğlu arkadaş da Oda TV davasındaki tutuklu arkadaşlardan biri...
Bu sitedeki arkadaşların bazıları, biliyorsunuz ki aylarca çocuklarımdan ayrı kaldığım günlerde, en belaltı vuruşları içeren haberler yaptılar...
Torunlarını göremezken Oda TV’nin yaptığı haberleri gören babama aniden felç indi, beyin kanaması geçirdi...
Günlerce yoğun bakımda ölüm kalım savaşı verdi, sol eli ve sol bacağı sakat kaldı...
O günlerde Oda TV’ye yönelik tutuklamalar yoktu...
Yaptıkları haberlerle ilgili bir sürü dava açtım oradaki arkadaşlara...
Ceza davaları ve tazminat davaları...
Çocuklarımdan ayrıydım, babam ise o yazılardan dolayı beyin kanaması geçirmiş, hastanede ölüm kalım savaşı veriyordu...
Sonra bu arkadaşlardan bazılarına Ergenekon davasından tutuklamalar geldi...
Tutuklamalar gelince, “kendi davalarımı bu davadan ayırmalarını söyledim avukatlara...”
Tutuklanma davasının parçası olmamasını istedim onlardan...
Yaptıkları haberlerin cezai, maddi, manevi tazmini neyse onun dışına çıkmamalarını tembihledim...
Sonra çocuklarıma kavuştum...
Çocuklarıma kavuşunca halen tutuklu bulunan tüm meslektaşlarmın “benden dolayı çocuklarına kavuşmaları engellenmesin” diye bir an önce çocuklarına kavuşabilmeleri için, davaların da arkasını bıraktım, hiçbirini takip etmemeye başladım...
Onların çocukları için daha fazla ne yapabilirim diye düşünüp duruyorum...
Tuncay’ın kızının (Özkan) tiyatrocu olmak istediğini, annesiyle Levent Kırca’ya gittiğini, Müjdat Gezen’in tiyatro okuluna yazıldığını öğrendiğimde, onların gözlerinde akan yaşlardan bir damlası da benim gözümden aktı...
Sonuçta ne yaşamış olursak olalım, o çocuklar bizim çocuklarımız...
O çocuklar geleceğimiz...
O çocuklar masum ve tertemiz...
Barış Terkoğlu arkadaş Oda TV davasından aylardır tutuklu...
Dün, benim defalarca yazdığım bir olayı, haklılığımın kanıtlandığı, muhatabının milyarlarca lira para cezasına çarptırıldığı, benim gurur vesilem olan olayı, sanki hakkımda bir kuşku yaratacakmış gibi aktarmış...
O komisyonun Başkanı Sadık Avundukluoğlu mahkeme tarafından bana yaptığı o uygulamalar nedeniyle milyarlarca lira para cezasına çarptırıldı...
Temyiz etti...
Temyiz de cezayı onadı...
Parayı ödememek için aylarca avukattan ve yargının takibinden kaçtı...
Avukatım o cezayı ondan tahsil etti...
Ben şerefimi kurtarmanın dışında bir kuruşunu almadım o paranın...
Bunların hepsine komisyon üyesi milletvekili Yüksel Yalova da Avundukluoğlu’nun partisinin o zamanki Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk da şahit...
Mahkeme kararları orada tarihe belge olarak duruyor...
Yine de Barış arkadaş, bunları yazmaktan sakınmıyor...
Sanıyorum bunun nedeni, iki gün önce yazdığım şu satırlarda gizli:
“Ratingler gerçek bir demokrasidir...
Toplumsal dinamiklerin çoğulcu trendlerinin dip dalgalarını gösterir...
Ratingleri yıllarca tukaka edenler ‘toplum mühendisliği’ yapmak isteyenlerdi...
Tukaka ederek, rating alan programları toplum gözünde ucuzlaştırdılar...
Ratingi itibarsızlaştırarak kendi toplumsal mühendisliklerine ‘alan’ açtılar...
Gayet derin, çok hesaplı, taammüden faşizm esanslı, kurbanı ve celladı belli bir projeydi...”
O günlerde, siyasetin ve ticaretin iç içe geçtiğini, kurulan ve yıkılan hükümetlerden, ne çıkarlar sağlandığını hepimiz biliyoruz...
Bunları hatırlatma nedenim, bir devr-i sabık yaratmak değil...
Kendi tertemiz ve namuslu gazeteciliğimle başka olaylar arasına set çekme çabası...
Benim tertemiz gazeteciğimi kirli göstermeye çalışman, hayatın gerçeklerini değiştirmez ki Barış kardeş...
Siyaset ve ticareti atbaşı yapanlarla, sadece gazetecilik yapanlar, tarihin önünde her zaman ayrışacaklar ki...
Bunun önüne kimse geçemez ki...
Barış arkadaş, tutuklu kalmanı istemiyorum ki, seninle tutukluyken bir de üstüne üstlük tartışmaya gireyim...
Önce bir serbest kal, çocuğun var mı bilmiyorum varsa çoluğuna çocuğuna bir kavuş hele...
Sevgilin varsa sevgiline, karın varsa karına...
Sonra nasıl olsa bol bol tartışırız, merak etme...
Seninle bu şartlarda tartışmam!..
Sen ne yazarsan yaz...
Haklısın arkadaş!..
KENAN EVREN’İ SEVER MİSİNİZ?..
Kenan Evren portresi bu kadar mı çarpıcı ve gerçekçi yazılır?
Bugün müebbetle yargılanan 12 Eylül liderinin, bizim tarafımızdan gerçekte sevilip sevilmediği bu kadar mı iyi analiz edilir...
Alper Görmüş’ün “Hayat Bilgisi” kitabında bir Kenan Evren portresi var ki, bazı bölümlerini almaz, aktarmazsam gözüm arkada gider...
Alper’in kitabından bu ikinci alıntım...
Kitapta portresi olan arkadaşlar şöyle düşenebilirler:
- “Alper bizim için berbat şeyler yazmış... Reha da yazıların dolaylı reklamı olsun diye bunları yazıyor...”
Hemen söyleyeyim...
Hayır, öyle değil...
Alper Görmüş bazı portreleri mükemmel yazmış...
Onun için aktarıyorum...
Böyle düşünenler belki satır aralarını atlamış, görmemişlerdir..
Onlara hatırlatayım...
Kitapta “ben de satır aralarında eleştirilerden yeterince nasibimi alıyorum...”
Mesele benim de eleştirilmem değil...
Mesele bir mesketaşın inanılmaz çarpıcı ve zekice analizlerini okuyucuyla paylaşmak:
Kenan Evren; “Nefret edermiş gibi yaptığımız diktatör” başlıklı portreden birkaç satır şöyle:
“Kenan Evren’in yapıp ettikleri arasında bolca mizah vardı...
Mesela bir resim sergisini gezerken müstehcen bulduğu bir resmin kaldırılmasını istediğini biliyoruz ama, izlediği bir klasik müzik konserinde ‘davula sadece iki kez vuran’ davulcunun da diğer çalgıcılar kadar maaş alıp almadığını sordu mu gerçekten bilmiyoruz...
Mesela bir resepsiyonda karşılaştığı televizyon programcısı Aziz Üstel’le aralarında şu konuşmanın geçtiği gerçektir:
- ‘Sen benim karşıma geçiyorsun, bacak bacak üstüne atıp sigara içiyorsun, kahkahalar atıyorsun...
- Efendim zat-ı alinizi ilk defa görüyorum... Ben sizin karşınızda ne zaman sigara içtim?..
- Televizyonda içiyorsun ya... Kenan Paşa o televizyonu seyrediyor diye düşüneceksin...’
Keza 1 Mayıs’ın İşçi Bayramı olarak kutlanmasına “memurlar ve köylüler de isterler” diye karşı çıktığını da biliyoruz...
Fakat zamanın Başbakanı’na, ‘Cari açığı önümüzdeki aylardan itibaren kaldırın’ dedi mi gerçekten bilmiyoruz...”
Alper Görmüş’ün Kenan Evren olayında internet bloglarının değişkenliğini sorguladığı satırlar ise müthiş:
“Demokrasi intikam almaz, hatırlar...
Buna samimiyetle inanan biri olarak internet sözlüklerinde ve bloglardaki ‘idamına karşıyım ama o asıldıktan sonra...’ kıvamındaki Kenan Evren intikamcılığı ürküttü biraz...
Bu kişilerin mahlaslarını izleyerek, yazdıkları başka maddelere baktım; demokrasi önemli bir bölümünün umurunda bile değildi...
Nisan muhtırası günlerinde ‘şeriat gelse 200 yıl geri gideriz, oysa darbeyle sadece 20 yıl’ tezinin etrafında örgütlenmişlerdi...
Bu sonucu da bütünüyle ‘12 Eylül’ün kötülükleri’ hanesine yazabilir miyiz?..
Hiç emin değilim...”
GÜNÜN ANLAMLI SÖZÜ...
“SÖYLEDİĞİNİZ ŞEYDE SAMİMİ OLUN...”
“Sözlerinizi hafife almayın...
Sözler oldukça güçlüdür ve önemli sonuçlara neden olabilir...
Bir şey söylediğinizde, söylemek istediğiniz şeyin o olduğundan emin olun...
Söylediğiniz şeyde samimi olun ve samimi olduğunuz şeyi söyleyin...
Gerçek bir konuşma güçlüdür...
Ve nadir bulunur...
Robin Sharma...”

