Sen bu A Milli Takımı yorumlamaya layık değilsin Rıdvancığım!..

Haberin Devamı

“Ne diyor bu” dedim önce anlamadım...

Daha doğrusu anladım da konduramadım, “yok bu kadarını yapmaz artık” diyerek direniyor bilinçaltım...

Hayır yaptı...

“Kusura bakmayın ben kulaklığı bırakıyorum... Daha fazla dayanamayacağım bizim futbolcuların durumuna...” gibisinden eften püften, rezil mi rezil bir gerekçeyle...

Bütün bir maç yorumcu diye “Ahh... Yapmaaa... Yapmaaa... Ver topu sağa... Dikkaat...” diye vecizelerle maç yorumlayan!!! Rıdvan Dilmen arkadaş, “Almanya maçında Türk Milli Takımı’nın ezik!! haline dayanamamış da kulaklığı çıkartıp, daha fazla yorumlculuk yapamamış...”

Sevsinler...

***


Ona yirmi yıldır tanıştığı bir arkadaşı, kardeşi olarak bir sır vereyim, bunu hiç unutmasın...

Önceki gece Almanya karşısında A Milli Takım’da oynayan bütün futbolcuların, istisnasız hepsi, onun yorumcu olarak yaptığı işten çok daha iyisini yaptılar...

Ukalalığa bakın...

Kendisi gibi futbolcu kardeşlerine yönelik saygısızlığın daniskasına bakın...

“Bu kadar ezilmelerine tahammül edemiyormuş, kulaklığı çıkartıyormuş... Alman milli takımında, bizim milli takımdan bir bilemedin iki futbolcu ancak oynarmış... Bu ne rezaletmiş...”

***


Adama sorarlar...

Sen ne oynamıştın, milli takımdayken Rıdvan Bey?..

Sen oynarken dünya kupasını mı kazandık, dünya kupası finallerine mi gittik, ortalığı mı yıktık geçtik?..

Sen sakatlığını bahane edip aylarca futbol oynamıyordun...

Ne Fenerbahçe’de ne Milli Takım’da?..

Kim oluyorsun ve hangi hakla, Milli Takım’da oynayan futbolcu kardeşlerini böyle saygısızca küçümseyerek “acz” içerisinde gösteriyorsun?..

Kora kor mücadele etti o futbolcular, dünyanın şu anda en iyi üç takımından biri olan Almanya’yla...

Maç 3-1 değil berabere de bitebilirdi...

Almanya’ya tarihimizde ilk kez mi 3-1 yeniliyoruz?..

Bugün 3-1 giden maçı “içine sindiremeyen sen”, İnönü Stadı’nda İngiltere’ye 8-0 yenildiğimiz maçta 8 kez topu santraya koymayı nasıl içine sindirdin?..

O takımın “kurtarıcı ası” sendin Rıdvan kardeş...

Tarihinin en rezil sonucunu aldı Türk Milli Takımı sayende ve sanki o takımda oynamamışsın gibi, önceki gece sizden bin kat daha mükemmel bir şekilde Almanya’yla mücadele etmeye çalışan futbolcu kardeşlerini küçümseyerek kulaklığı fırlatıp atıyorsun...

Ayıp değil mi milli takımdaki futbolcuları böyle küçümsemen, hiç haketmedikleri halde acz içinde göstermen?..

Acz içinde olmuş olan varsa İngiltere karşısında 8 kez topu santra yuvarlağına koyan sendin Rıdvan kardeş, başkası değil...

Ayıptır ayıp...

***


Yaptığın öyle bir ayıp, öyle bir skandal ki, neresinden tutmaya çalışsam elimde kalıyor... .

Bir kere sen yorumcusun amigo değil...

NTV sana maç yorumlamak için milyon dolar para veriyor...

Gölgeye kızıp küsmen ve gitmen için değil...

Wimbledon tenis finalini; farz-ı mahal Eurosport kanalında yorumlayan bir yorumcu tenis maçının ortasında, “Kusura bakmayın çok kötü oynuyor ve eziliyor oyunculardan biri... Ben bu aczi anlatamam” deyip, yorumculuktan vazgeçerse o Eurosport onu nereye koyar biliyor musun?..

Kapının önüne...

***


Yorumculuk desen zaten maç esnasında yaptığının adı yorumculuk değil...

Bütün bir maç ah vah çekip durkmaktasın...

Sağa at, sola at diye içinde kalmış teknik direktörlük duygularını tatmin ediyorsun...

Sonra da matah bir şey yapmışsın gibi, “daha fazla yapamayacağım” deyip, yayından ayrılıyorsun!..

Arkadaş!..

Fenerbahçe’nin starı olduğun ve patronların da Fenerbahçeli olduklarından mıdır, bunca afran tafran?..

“Bana bir şey olmaz, istediğime istediğim gideri yaparım” demenin arkasında başka bir şey mi var?..

“Başbakan nasıl olsa Fenerbahçeli o beni futbolculuğumdan seviyor” diye mi düşünüyorsun?..

“Arkam sağlam” diye mi kasılıyorsun?..

Bir süre önce de “Aziz Abi benim işleri çözer” diye ortalıkta dolaşmaktaydın...

Ortaya karışık kebap gibisin Rıdvan kardeş...

İster kebap ol, ister şöbiyet...

O tarafı beni ilgilendirmez fakat, saygısızlık çok ayıp bir şey Rıdvan kardeş...

Hem izleyiciye...

Hem de senden bin kat daha onurlu mücadele eden futbolcu kardeşlerine...

Hani seni tanımıyoruz sanki...

İngiltere karşısında eli belinde tam 8 kez santra yuvarlağında tüneyen Rıdvan...

Sanki Lionel Messi’dir mübarek!..

*****


BAŞBAKAN’IN AĞLADIĞI O AN...

On yıl kadar önceydi...

Karun kadar zengin çok güçlü bir tanıdığım annesini kaybetmişti...

Böyle anlarda, telefonla arayıp aramamak konusunda hep bir tereddüt geçiririm...

Söylenecek pek birşey yoktur, acıyı telafi edecek kelime bulmak ise zordur...

“Arasam” dedim, şimdi çok üzgündür...

Belki de telefonu kapalıdır...

Yüzlerce kişi arıyordur, bunalmıştır bir de ben ek bunalma yaratmamayım...

Diye diye aradım kendisini telefonla...

***


Telefon iki kez çaldı ve Karun kadar zengin ve güçlü adam telefona çıktı...

“Başınız sağolsun” dedim...

“Sağol” dedi, “Nasıl gidiyor her şey?.. İyi mi?..”

Şaşırmıştım...

Bir insanın annesinin ölümünden sadece birkaç saat sonra, telefonda kendisine basağlığı dileyen muhatabına “nasıl” olduğunu soracak “mood”da olması afallatmıştı beni...

“İyiyim... İyi gidiyor her şey” dedim...

Fakat daha fazlasını getiremedim, “ölüme saygısızlık yapacakmışım” gibi ağır bir yük çöktü üzerime...

“Tekrar başınız sağolsun” dedim ve alelacele telefonu kapattım...

***


Değişik bir insandı Karun kadar zengin olan o kişi...

Hayatı sadece iş odaklı yaşardı...

Annenin vefat ettiği günde, “iş düşünebilmek” bana çok yadırgatıcı gelmişti...

Hiç unutmadım o günü ve o konuşmayı...

Dün Tenzile Erdoğan’ın toprağa verileceği öğle saatlerinde, iş odaklı yaşadığı bilinen ve Başbakan olan oğlu Tayyip Erdoğan’ın, 10 yıl önceki telefon muhatabım gibi, “sakin ve cool” olamayacağını seziyordum...

Etten, kemikten ve duygudan oluşan bir insandı Tayyip Erdoğan...

Kendi yaşı 57 de olsa, annesi 88 yaşında vefat da etse, o bu ölümü “içinin derinliklerinde çok güçlü duygusal patlamalar” yaşayacaktı...

Bunu biliyordum...

***


“Şehadet eder misiniz” dediğinde Hoca; artık dayanamadı ve gözünden yaşlar akmaya başladı...

Tayyip Erdoğan hakkında çok şey söyleyebilirsiniz...

Çok şey düşünebilirsiniz...

Ancak şurası tartışılmaz bir gerkçektir...

Tayyip Erdoğan “sanal yönü çok ağır basan” bir dünyada “sahici” bir adamdır...

Sahici olmak, 57 yaşında bir Başbakanken, 88 yaşında vefat eden annen için bile kendini tutamayıp hüngür hüngür ağlamayı beraberinde getirir...

Tayyip Erdoğan sahici bir adamdır...

Başı sağolsun...

*****


KADININ EN GÜZEL GÖRÜNDÜĞÜ YAŞ 31...

İngiltere’de yayınlanan bir araştırma, kadının en güzel göründüğü yaşın 31 olduğunu ortaya çıkartıyor...

Telegraph gazetesinde yayınlanan araştırma, İngilizler’in “kadının en güzel olduğuna inandığı yaşın 31” olduğunu söylüyor...

Bu işlerin biraz izafi olduğunu düşünürüm ben hep...

Üstelik 31 yaşındaki kadınların, eğer bekar ve çocuksuzlarsa, üzerlerindeki çocuk doğurma baskısı yüzünden bir parça gergin olduklarını düşünürüm...

Gerçek şu ki, kadınlar 29 yaşından itibaren ilginç bir strese sokuyorlar kendilerini...

Evlenmek, daha doğrusu biran önce çocuk yapma psikozu...

Bu psikoza giren kadın geriliyor...

Gerilince de, güzelliğini yaşayamıyor, yaşatamıyor...

Hangi yaş kadının en güzel olduğu yaş diye sorarsanız...

Bence “kadının kendisini gergin hissetmediği yaş” en güzel olduğu yaştır...

Üzerindeki gerilimi hangi yaşta atmışsa, kadın o yaşta güzelliğinin doruğundadır...

DİĞER YENİ YAZILAR