Savaş lobisi demagojisi...

Haberin Devamı

Batı’nın çağdaş ülkelerinde, toplumların savaş içinde yaşamaması, Ortadoğu’da ise, hayatın sürekli şiddeti çağırması esasen bir “ekonomi meselesi“ değildir!..

Fakirlik şiddeti doğurur gözükse de, şiddeti sürdüren fakirlik değil kültürdür...

Avrupa’nın batısı zenginleştiği için mi, kendi içinde savaşmıyor?..

İskandinavya, “çok zengin olduğu için mi, psikopat terörü dışında, teröre sahne olmuyor?..”

Bu teorilere hala inanıyor hala temcit pilavını yiyor musunuz?..

***


Ortadoğu’dan petrol fışkırıyor...

Suudi Arabistan, Ürdün, Katar, İran, Irak’ta yönetenler ve orta sınıflar, dünya standartlarının üzerinde bir zenginliğinin verdiği rahatlıkla yaşıyorlar...

Bu ülkelerdeki insanların çoğunun standartı, iflasın kapısı çaldığı, Avrupa’nın altında değil, üzerinde...

Buna rağmen, Avrupa’da değil, yaşadığımız Ortadoğu’da şiddet hiç azalmıyor...

Protestolar hep kanlı bitiyor...

İktidarlar kanlı devriliyor...

Hayat “kan”la devam ediyord...

***


Halil Bezmen, geçen Pazar A Haber’de Canan Barlas’ın programında çocuk yaşta okumaya gönderildiği İsviçre’yi anlatmaya başladı...

- “Yüzyıllardır hiç savaşmıyorlar İsviçreliler...” dedi...

- “Oraya gittiğimde bunun nedenini yerinde gördüm... Bir sorun çıktığında, insanlar ‘bu sorunu nasıl çözeriz’ mantığını işletiyorlar... Uzlaşmak ve sorunu çözmek dışında hiçbir alternatif akıllarına gelmiyor... Kavga etmek, anlaşamamak, savaşmak gibi bir kültürleri yok... Bu olasılık akıllarında yok ki, savaş veya kavga olsun ihtimal dahilinde olsun!..”

***


Halil Bezmen Avrupalı için “Sorunu çözmeye çalışmak, zaten karşılıklı bir uzlaşma meselesi... Başka bir yol yok ki...” diyordu...

Türkiye’nin batı bölgeleri ile sahilde şeridinde yaşayan kentsoylu nüfusun bir kısmı “barış”ı, başkalarının bize empoze ettiği şartların kabulü olarak görmeye devam ediyor...

Oysa hayatı önyargısız değerlendirdiğinizde, “varsayılan empoze”yle değil, varolan olguyla ilgilenirsiniz...

“PKK çekilecek mi çekilmeyecek mi” diye haftalardır tartışma yürütülüyor...

Oysa en sıradan akıl bilir ki, PKK çekilmeyecek olsa, barış sürecini niye istesin?..

***


Dün Murat Karayılan PKK’nın çekilmesinin Mayıs başında başlayacağını açıkladı...

Bu kez de, “Çekilenler silahlarını şimdiden niye bırakmıyorlar?..” sorusu soruluyor...

Barış; sürecin olumlu gelişmelerini teşvik ederek ilerler...

Burada teşvik edilecek bir şey de yok üstelik...

Her şey kendildiğinden kararlaştırıldığı biçimde işliyor...

İşleyen sürecin her aşamasında, “Sürecin bu tarafı eksik... Eksikleri dile getirmek, barışa karşı olmak değil, barışı denetlemektir...” demek çok ucuz bir savaş lobisi demagojisi...

Adam “gidiyorum” diyor sen hala, “Bana bak doğruyu söyle... Sen gitmiyorsun sanki...” diyorsun...

Buna “barışa karşı uyanık olma” hassasiyeti denmez...

Barışı belki torpillerim diye derinden, “bela” çıkarma asabiyeti ve derin operasyon yapma kabiliyeti denir......

Normal asabiyet bile bu şartlarda barış için tehlikelidir...

Planlı asabiyet ise barışa taammüden ihanet demek!..

DÜNKÜ AY TUTULMASINI YAŞADINIZ MI?..

Burç analizleri konusunda en rahatsız olduğum şey, önceden okuduğum şeylerin “olacaklar” konusunda beynimi şartlaması...

Ayın başında “O ay nelerin olacağını okuyan” insan, bir süre sonra istemeden, olacağını düşündüğü olayların etkisi altında kalıyor ve etki altında kalan iradesiyle olaylara bizzat öngörüldüğü şekilde yön veriyor...

Burada “yumurta tavuktan değil, tavuk yumurtadan çıkıyor...”

***


Astrologlar 25 Nisan’ı (dün) ay tutulması günü olarak açıkladılar...

Herkesin yaşamında birçok şeyin ortaya çıktığı, kariyer, arkadaşlık, özel ilişkiler alanında burcuna göre herkes için birçok şeyin aynı kalmayacağı bir döneme işaret ettiler...

Birçok kişi, astrologlardan aldığı uyarılarla mı hayatlarını değişirdiler, yoksa bizzat değişikliğin şifreleri mi onları değiştirdi tam bir muaamma...

“Bilinç tutulmasının” önüne geçmek için genelde, ayın başlarında nelerin olacağı ile ilgili kehanetleri okumuyorum ben...

Ya olaylar olurken, ya da olduktan hemen sonra yani ayın ortalarına doğru, inceliyorum durumumu...

Böylece bilincim olayları etkilememiş oluyor...

Buna karşın okuduğum şeyler sonradan yaşadıklarımı anlamlandırıyor...



VÜCUDUNUN ESİRİ İSEN ÖZGÜRLÜKTEN SÖZ EDEMEZSİN...

Kimseden varoluş gayesinin ötesini bekleme... Aksi takdirde çok üzülürsün...

***


İnsanlar menfaatleri için yaşar... Menfaat duygularını aşanlar melekiyetle vasıflanır!..

***


Samimiyet edep sınırlarını aştığında laubalilik olur...

***


Düşündüğünün ve hissettiğinin zıddı davranışların adı “riyakarlık“tır...

***


Senin için gelenin işareti, senin her halinden razı olmasıdır...

***


Bugüne kadar tanıdıklarının kaçı bugün yanında?..

Yarın, bugünkülerin kaçı yanında olacak?..

***


Dünyada zevk ve keder, geceyle gündüz gibidir...

Hiçbiri sürekli değildir...

***


Muhakemesi olmayanın, pişmanlığı da olmaz...

***


RUH beynin ürettiği dalgasal bedenin eski dillerdeki adıdır...

***


Ölüm yok oluş değil, biyolojik bedenden, mikrodalga bedene geçiştir!..

***


Televizyon dalgalarında ses ve görüntü olur da, senin mikrodalga bedeninde nasıl olmaz?..

***


Evrende cansız ve bilinçsiz, tek bir zerre mevcut değildir...

Algılamak istiyorsan gözünün önündeki perdeyi kaldır!..

***


Huzurla yaşamak istiyorsan, borçlu olma ve beklentilerinden vazgeç...

***


Yakınların kadar çokluktasın...

***


“BEN“i andığında tüm değer yargılarından arınamıyorsan, ancak “zannındaki” ile berabersin...

***


Sevgin sahip olmayı, aklın ise terk etmeyi emreder...

***


Hükmü altındaki organlarına hükmedemeyen, onların esiridir!..

Onların esiri iken özgürlükten söz etme...

Ahmed Hulusi...

DİĞER YENİ YAZILAR