Haberin Devamı
Bugüne kadar hiçbir doktor bu kadar “mükellef hazırlanmış hap gibi kansere karşı diet reçetesi” veremedi...
İnsan kendisi savaşınca nasıl her şeyi en ince ayrıntısına varıncaya kadar biliyor...
Savaş Ay kardeşim dün köşesinde “Kansere karşı uygulanacak diyeti” John Hopkins Üniversitesi‘nden gelen rapora referans vererek yazmış...
Savaş, kansere karşı savaşta tam anlamıyla uzman bir doktor olmuş çıkmış...
Kanser riskiniz varsa, kanserle boğuşuyorsanız veya kansere yakalanmak istemiyorsanız önce Savaş‘ın “John Hopkins Üniversitesi kaynaklı yazdıklarını” okuyalım, sonra benim de söyleyeceklerim olacak...
“Bir kanser savaşçısı olarak...
Kendi derdimden sıkıntımdan bahsetmek yakışık almaz...
Ama bu kez minicik söz edecek oluşum pek çok kişiye bir parça faydam dokunabilir mi düşüncesinden.
Bir süredir hastalıkla mücadele ediyorum ve özetleyebileceğim cümle “Seni önce sen kurtarırsın” Bu ne demek? Bu:
Beyninizin en mahir doktor;
Ruhunuzun da en iyi ilaç deposu olduğu demek.
İnanın, yaşarsınız, inanın, aşarsınız.
Tersi olur da tıkanırsanız hiç olmazsa huzuru, mutluluğu biraz daha fazla uzatmış, dünyayı bir de beklentisiz, saf, uysal gözlerle tarassut etmiş olursunuz.
Şimdi sıra benim de başvurup epey iştigalim olan bir hastaneden gelen “tüyolarda”. Aşağıda okuyacaksınız; kanser savşçıları için ünlü John Hopkins Hastanesi’nden Kanser Raporu bakın nasıl geldi.
Tıp Dünyası diyorsa uygulayın
Şeker kanser besleyicidir...
Şeker kesilerek kanser hücrelerinin önemli bir gıdası kesilmiş olur.
NutraSweet, Equal, Spoonful v.s. gibi tatlandırıcılar zararlı olan Aspartam ile yapılırlar...
Daha iyi bir tatlandırıcı Manuka balı veya molastır, ama az miktarda alınmalıdırlar...
Sofra tuzunda beyazlatıcı olarak kimyasallar bulunmaktadır...
Daha iyi bir seçenek Bragg’in aminosu veya deniz tuzudur.
Süt vücudun, özellikle sindirim sisteminde, mukus üretmesine neden olur.
DİYET ASİT OLMASIN
Kanser mukusla beslenir.
Süt yerine tatlandırılmamış soya sütü tüketilerek kanser hücreleri aç bırakılabilir. Kanser hücreleri asit ortamda gelişirler.
Et temelli diyet asittir ve sığır eti veya domuz eti yerine bol balık ve az tavuk eti yemek en iyisidir.
Ette, özellikle kanserli kişilere zararı olan, canlı hayvan antibiyotikleri, büyüme hormonları ve parazitleri bulunur.
% 80 taze sebze ve meyve suyu, kepekli tahıllar, tohumlar, nohutgiller ve biraz meyveden oluşan bir diyet vücudu bazik (alkali) ortamda tutar.
%20 de fasulye içeren pişmiş gıdalardan oluşabilir.
Taze sebze suları kolayca emilip 15 dakika içinde hücre düzeyine ulaşabilen ve sağlıklı hücreleri besleyen ve çoğalmalarını hızlandıran canlı enzimler içerirler.
SEBZENİN SIRRI
Sağlıklı hücre üretimi için gerekli olan canlı enzimlerin sağlanması amacıyla, taze sebze yiyin veya suyunu için ve günde 2-3 kez çiğ sebze yiyin. Enzimler 40o C’de yok olurlar. Yüksek kafein içerikli kahve, çay ve çikolatadan uzak durun. Yeşil çay daha iyi bir seçenektir ve kanserle savaşan özellikleri vardır. Bilinen toksinler ve ağır metaller içeren musluk suyu yerine arıtılmış veya filtrelenmiş su içiniz.
Damıtılmış su asittir, kaçınılmalıdır.
Et proteininin sindirimi zordur ve çok sindirim enzimi ister.
Bağırsaklarda duran sindirilmemiş et çürür ve daha çok toksin birikimine neden olur. Kanser hücrelerinin duvarları sert protein ile kaplıdır. Et yemekten kaçınarak veya azaltarak, kanser hücrelerinin protein duvarlarına saldıran enzimler daha çok açığa çıkar ve vücudun öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmelerini sağlar.
HÜCRE ÖLÜMÜ
Bazı destek maddeleri (IP6, Flor-ssence, Essiac, antioksidanlar, vitaminler, mineraller, EFA’lar v.s..) bağışıklık sistemini güçlendirerek, vücudun kendi öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmesine yardımcı olur.
E vitamini gibi diğer destek maddelerinin de, vücudun hasarlı, istenmeyen veya ihtiyaç olmayan hücrelerin atılmasının normal yolu olan, apoptoziz veya programlanmış hücre ölümüne yardımcı olduğu bilinmektedir.
SU ŞİŞESİ
Kanser zihinsel, bedeni ve ruhsal bir hastalıktır. Öngörülü ve olumlu bir ruh kanser savaşçısını muzaffer yapar.
Öfke, affetmezlik ve acı bedeni stresli ve asitli bir ortama sokar.
Seven ve affeden bir ruha sahip olmayı öğrenin. Sakin olmayı ve hayatın tadını çıkarmayı öğrenin.
Bu arada zinhar mikrodalga fırına plastik kap ve ambalaj, dondurucuya da su şişesi koymayın.”
Savaş bu muhteşem bilgileri veriyor, kansere karşı yapılacaklar listesinde...
Elbette sevgili dostum en önemli şeyi henüz söylememiş burada...
Savaş‘ın gırtlak kanseri konumunda, Mehmet Barlas‘ın yaşadıklarında, Deniz Som‘u rahmetli yapan akciğer kanserinde, dünyanın en karizmatik adamlarından biri olan yakışıklı Michael Douglas‘ın yaşam mücadelesinde hep ortak bir musibet vardı...
Sigara...
Hepsi, hepimiz yıllar yılı tonlarca sigara tükettik...
Kanserli savaşın ilk diyeti, içilmemesi ve içildiği ortamlarda bulunulmaması gerekli ilk maddesi sigara değil mi sevgili kardeşim?..
Yoksa sen hala “sigara lobilerinin sigaralı ortamlar için yaptıkları lobi” faaliyetini deşifre etmenin gerekli olmadığını mı düşünüyorsun Savaş?..
Senin o kısık sesinle çıkıp haykırmanın, “kapalı mekanlarda sigara yasağının delinmemesini” istemenin, sigara lobilerinin kirli savaşlarını durdurmanın zamanı gelmedi mi Savaş‘cığım?..
SEN OKUDUĞUNU MU ANLAMIYORSUN, YOKSA HİÇ Mİ OKUMUYORSUN HINCAL ABİ?..
Günlerdir bir komediyi seyrediyorum...
Cansu Dere‘ye alkol testi yapılmasını yazmışım, “Bu uygulamalarla polis, ünlüler üzerinden toplumu terbiye ediyor” demeye getirmişim...
“Ünlüler rol modeldirler... Onların alkolden ehliyetlerini almak, toplumun geri kalanına ayağını denk al demektir...” demişim...
Hıncal Abi, dün yine köşesinde kaşınıp durmuş...
Ad vermiyor ama benden başka bu konuyu yazan olmadığı için güya beni eleştirmeye çalışıyor...
Yok “insanlık suçu olan alkollü araba kullanmayı lanetleyeceği yerde, ‘bu iktidarın amacı alkolü yasaklamak’ diyerek olayı sulandırıyor” gibisinden laflar ediyor...
Hıncal Abi sen okuduğun yazıları anlamıyor musun, yoksa hiç okumuyor musun artık...
Ayıp bir şey bu yaptığın...
Senin gibi “yıllar yılı idol olmuş bir yazara yakışmıyor” bu yaptıkların...
Önce benim yazıdan ilgili cümleleri aktarayım sonra sana söyleyeceklerim var...
“Birkaç hafta önce, televizyon programından çıkışta, bir yerlerde bir şeyler atıştırdıktan sonra, gecenin saat 03’ünde nasıl trafik çevirmelerine takıldığımı anlatmıştım...
Son zamanlarda belirgin bir şekilde ünlülere “çevirmelerde alkolmetre uzatılarak test yapılıyor.”
Polisin bunu kendi amirlerinin bilgisi dışında yapması ihtimali yok...
Emniyet yetkilileri “Herkes yasalar önünde eşit” diyecekler elbet...
Tabii ki eşit...
Tabii ki kimsenin ayrıcalığı yok...
Ünlülere ya da kodamanlara ayrıcalık yapılması haksızlıktır...
Ancak konu, ünlülerin kayırılması ya da kayırılmaması değil...
Konu ünlülerin bu olayda “rol model olması, örnek teşkil etmesidir... ”
Konu ünlülere kesilen cezalar, el konulan ehliyetlerin üzerinden, toplumsal mühendislik yapma meselesidir...
Polis toplumda “onlara bir şey olmaz” kanısı bulunan ünlüleri çeviriyor ve alkol kullanmaktan ehliyetlerine el koyuyor ki, sıradan vatandaş ayağını bundan böyle kesinkes denk alsın...
Burada polisin ünlüler üzerinde verdiği bir mesaj var topluma...
“Onların da ehliyetine el konuyor... Ona göre!..” mesajıdır bu...
Cansu Dere geçenlerde alkollü yakalandı ve ehliyetine 6 ay el kondu...
Tıpkı Halil Ergün gibi, diğer bir sürü ünlü, göz önündeki kişi gibi...
Alkollü araba kullanmanın yol açtığı rezalet ve felaketleri Başbakan Tayyip Erdoğan hatırlattığında; “Tamam” demiştim içimden, “Şimdi seyreyleyin neler olacağını!.. ”
Gerçek olan şudur ki, Avrupa’da ve Amerika’da “büyük bir özenle uygulanan alkollü araç kullanana ağır ceza kesilmesi”, Türkiye’de bundan böyle inanılmaz derecede gönüllü bir coşkuyla uygulanacak...
Muhafazakar iktidarın, kimsenin eleştirmesine olanak tanımayan “alkollü araç kullanımı”nı, kökünden kazımaya kesin niyeti var...
Bunun önünde kimse duramayacak, çünkü aksi halde alkollü araç kullanımının neden olduğu ölümleri savunur gözükecek...
Alkollü araç kullanımına ağır cezalar getirilerek, ülkedeki alkol tüketimi de bir miktar daha düşürülecek...
Kimse alkollü araç kullanımını mazur gösteremez...
Avrupa’nın standartları da bu şekilde...
Ama mesele, bir taraftan cami yakınlarında alkol satan mekanlara ruhsat vermemeyi, diğer yanda dizilerde “rakı içilmesini bile gösterecek” sahnelerin olmamasını istemeye gidince, ortada Avrupa ve sahil standartı kalmıyor...”
Yazı bu...
Bu yazıdan “Ünlülerin ya da ünsüzlerin alkollü araba kullanmalarını haklı gösteriyor” diyecek bir beyin haline gelmiş Hıncal Abi‘nin beyni...
Ya okuduğunu anlamıyor, ya da gerçekten okumuyor...
Ona şöyle söyleyeyim...
Benim yazılarım, senin “sigara lobileriyle içli dışlı kapalı mekanlarda sigara yasağını” deldirmeye uğraşarak, milleti kanser yapmak için zemin hazırlamana benzemez...
Şahan‘ın Beren‘in görüntülerini yayınlayan çocukları “rezilce” aşağıladın, şimdi de kalkmış onları yağlıyorsun...
“Gazetecilik böyle yapılır” diye...
Şaşırmadım...
Ahmet Hakan‘ın adını ağzına almayacağını yazar “Bab-ı Ali sazanı” diye aşağılarken, iki günde ne olduysa köşenin ağır misafiri haline getirdin...
Yaldızların dökülüyor, yüzün ortaya çıkıyor Hıncal Abi...
Sus daha fazla ipe sapa gelmez konuşma...
Yok olmasın anılarımdaki o muhteşem gusto yazarı!..

