Birkaç gün önce sevdiğim bir dostum, “yayınlanan kasetler, ortaya dökülen belgeler, telefonlar, tapeler, fotoğraflar ve açığa çıkan olaylar sonra, yeni hayatımızın ve siyasetin kodlarının neler olacağını” soruyordu bana...
-“Birkaç gün önce evimin içine hırsızlar girdi... Beş on bin lira para, sevdiklerimden hediye iki üç kol saatiyle birlikte silahımı, ruhsatımı ve belgelerimi alıp sırra kadem bastılar...” dedim...
-“Orası ailemin kasasıydı... Hırsızlık olsa bile, kasayı açanlar içindeki üç beş bin lirayı alır giderler diye düşünürdük hep... Kimse benim silahımı ya da kimsenin hiçbir işine yaramayacak belgeleri alır diye düşünemezdik... Ama yaptılar... Hırsızlar eve girdiler, kasayı yerinden söktüler, her şeyi alıp gittiler... Silahın, pasaportların ve ailenin belgelerinin şimdi kimin ellerinde olduğunu bilmiyoruz...
Düşün ki başımıza gelen bunca felaketten sonra, bir de kendi kasamızda, “birilerinden, bir şeylerden gizlediğimiz belgeler ya da bir şeyler olsaydı ne olurdu halimiz?..” Bilinmedik şeyler, hesabını veremeyeceğimiz unsurlar ve onun gibi şeyler olsa, bugün nasıl yatardık yatağımızda?..
O sakladığımızı zannettiğimiz şeylerin hiçbiri gizli kalmayacaktı şimdi...
“Kim bilir kimlerin ellerinde açığa çıkacaklardı...”
Belki de, oradaki birkaç bin lira için değil, o belgelerde ne olduğunu öğrenmek için yapıldı bu hırsızlık?..
Bilebilir miyiz?..”
Dikkatle beni dinliyordu arkadaşım...
-“Eve birkaç yıl önce giren hırsızlar da hiçbir şeye dokunmamışlar, bu sefer de bilgisayarı alıp kaçmışlardı...
Bir eve giren hırsız niye portatif bilgisayarı alır gider?..
O bilgisayarı satıp büyük paralar kazanmayacağına göre, neyi amaçlar?..
‘Hırsızlar’ o sefer bilgisayar dışında hiçbir şeye dokunmamışlardı...
Bu sefer ise bilgisayarlara hiç dokunmamışlar...
Çantasını bile açmamışlar...
Sadece kasaya yönelmişler...
Kasanın yerini bilerek...
Sonunda bilgisayardaki dosyalarımdan, kasamızdaki belgelere kadar neyimiz varsa her şeyimiz ‘Hırsızların’ ya da ‘hırsız süsü verilmiş meçhul kişilerin ellerine geçti...”
Söylediklerimin bu noktasında durdum, bekledim ne tepki verecek diye?..
Korkmuştu...
Belli ki empati yapıyordu...
Empati yaptıkça, durumun korkutucu olduğunu düşünüyordu...
Herkesin gizlediği, sakladığı bir şeylerin olduğunu biliyordu...
Gözleri açılmış, bundan sonra ne söyleyecek diye benim konuşmamın finalini bekliyordu...
Ona şöyle dedim:
-”Artık hayat sakladığın sırlarının, gizlediğin şeylerin sana korku vereceği noktaya geldi...”
Neyi saklıyorsan, bir gün ortaya çıkacak diye korkuyu da içine alıyorsun...
Artık hiçbir şeyin gizli saklı kalması ihtimali neredeyse yok...
Gizlediğim sakladığım bir şey olsaydı şimdi ben ne yapacaktım?..
Hangi şantajların geleceğini düşünecektim?..
Kimler yaptı acaba diye kaç gece karalar bağlayarak bekleyecektim?..
Hayat nasıl bir azap haline bürünecekti?..
Bir süre sonra “korku” beni nasıl yönetecekti düşünebiliyor musun?..
Şantaj yapılması ihtimali kimyamı bozmayacak mıydı?..
Yaptığım bir şeyin belgesi ortaya çıktı diye, kendimi emniyete alacak davranışlara girip, hayatımı altüst etmeyecek miydim?..
Hayat herkesten özenle sakladığım sırların, gizlediğim şeylerin yükünü benim üzerime bindirmeyecek miydi?..
Bu yüklerin bedeli, gizlediğim sırlardan ya da işlediğim suçlardan daha ağır olmayacak mıydı?..”
Oysa şimdi şöyle bakıyorum yaşama...
Hırsızlar hayatıma yepyeni bir sayfa açtılar...
Çocuklarımla beraber sıra numarası bile birbirini takip eden yeni pasaportlar çıkartmama vesile oldular...
Hepimiz için aynı süreleri kapsayan yeni ve uzun süreli vizeler aldım üç çocuğuma ve kendime...
Dördümüzün de Amerika vizeleri 10 yıl süreli...
Aynı gün başlıyor aynı gün bitiyor...
Allah nasip ederse, Amerikan vizelerinin sona erdiği gün Ayşe Nazlı 23, Mina ve Poyraz 14-15 yaşlarında olacaklar...
Kim bilir ben nerede ve nasıl onların yanında olmaya çalışacağım?..
Geçmişe ait bütün belgeleri hırsızlar aldılar ve götürdüler...
Yok olup gitti o belgeler...
Demek ki evren, “geçmişimi bitirmemi istiyor benden...”
Yeni bir geleceği, taptaze bir enerjiyle çocuklarımla birlikte kurmamı arzuluyor...
Geçmiş enerjilerin, etkisini üzerimden alıp götürmek istiyor...
Beni hafifletiyor, tazeliyor ve geleceğe hazırlıyor...
O belgelerde bana ve aileme ait çok şeyler vardı...
Ama ne gizlediğim ne sakladığım ne de yaptığımdan utanç duyduğum bir şey vardı!..
Bu saatten sonra ihtiyaç duyacağım bir şey yoktu aslında onlarda...
Demek ki gitmeleri gerekiyormuş hayatımdan...
Tazelenmek, geçmişimle barışmak ve yeni bir gelecek kurmak için...
Hatta silahıma bile ihtiyacım kalmamış demek ki...
O silah “bana açık tehditlerin olduğu günlerde emniyet tarafından ruhsatı verilerek, korumamın seçimiyle eve alınmıştı...”
Bu vesileyle, geçmişteki hesapları, hırsızların son operasyonuyla tamamen mazide bırakmış olduğumu hissediyorum...
Hoşçakal geçmiş...
Hoş geliyorsun gelecek...
TÜRKİYE’DEKİ SAVAŞ KİMİN BİLGİYE SAHİP OLACAĞI SAVAŞIDIR...
Arkadaşımla konuşurken onun “siyasette ne olacak” sorusunu es geçmedim...
-“Bu gördüğün savaş...” dedim...
-“Esasen neyin savaşı biliyor musun?.. Bilgi kimde olacak savaşıdır bu savaş...
Hayatı bilgi yönetiyor...
İnsanları ve toplumları yönetebilmek için, algıyı değiştirmek ya da belirleyebilmek için, gizli açık insanlarla ilgili bütün bilgilere sahip olmak gerekiyor... Dataların elinde olması gerekiyor...
Savaşan güçler, ‘bilgiye sahip olmak isteyen güçler...’
Savaş o bilgiye kimin sahip olacağı üzerinde şekilleniyor...
Herkes biliyor ki, ‘bilgi’ kimin elindeyse yönetim onun elindedir...”
-”Bu olayların bilgiyle ne ilgisi var?..” diye sordu...
-”Eskiden dinlemeler üç merkez tarafından yapılırdı...” dedim...
-”Genelkurmay’a bağlı askeri birimler...
MİT yani Milli İstihbarat Teşkilatı...
Ve Emniyet istihbarat, yani polis istihbarat merkezi...
Son yıllarda dinleme ve bilgi toplama teknikleri korkunç boyutlara vardı...
Teknoloji bilgi edinmeyi, dinlemeyi ve teknik takibi inanılmaz boyutlara ulaştırırken, Türkiye’de bir şey daha oldu...
Genelkurmay, Emniyet İstihbarat ve MİT’in ayrı ayrı yaptığı bütün dinlemeler tek bir merkeze bağlandı...
Bu merkez MİT...
Yani Milli İstihbarat Teşkilatı...
Artık bütün bilgilerin resmi olarak toplandığı tek mercii MİT...
‘Bütün bilgilerin MİT’in tekelinde toplanması MİT’e tek başına aşırı ve kontrol edilemez bir güç verir...’ diyenler de var...
‘Demokratik sivil toplumlarda bilgiler istihbarat teşkilatlarında toplanır... Başka derin merkezlerde değil...’ diyenler de...
Bilgilerin kimlerin elinde toplandığı sorusu, kimin yöneteceği sorusunu de beraberinde getirir...
Savaş bu bilgilere sahip olma savaşıdır...
Yani toplumsal ve kılcal damarlara kim ya da kimler hakim olacak sorusudur esas soru?..
Savaş da bunun savaşı...”

