İnfazların en ağırı gerçekleşiyor Paris’in göbeğinde aniden...
Üç kadın birden kafalarına kurşun sıkılarak öldürülüyor...
Sakine’nin kafasına dört kurşun...
Diğer kadınlara üç kurşun...
Sanki birileri bir şeyler göstermek istiyorlar...
Bir mesaj vermek amacındalar...
“Bu işleri isteğiniz gibi yapamazsınız... Türk devletiyle anlaşıp, ‘savaşı sona erdirme’ kararını veremezsiniz...” demek istiyorlar...
Sakine Cansız’ın MİT’le yapılan gizli görüşmelerde yer aldığı ortaya çıkıyor...
İmralı’dan gelecek Apo’nun talimatlarının, PKK’nın Avrupa kanadına ulaştırılması ve örgüt kadrolarının iknasında kilit rol oynayacağı anlatılıyor Sakine Cansız’ın...
İşte öldürülen o kadın, PKK’nın kurucu kadrosunda bulunup, barış sürecini PKK kadrolarına anlatmakla görevli kadın...
PKK hiçbir zaman sadece PKK’dan ibaret değil...
Eğer PKK’dan ibaret olsaydı, PKK’nın bir kanadına bağlı militanları, kendi örgütünü kuran kadını örgüte ihanet etmediği halde, öldüremezdi...
Ne ki, gözünü kırpmadan öldürdüler...
Kim öldürdü Sakine ve iki arkadaşını?..
Öldürenler her kimse arkalarında kim var, hangi eller var?..
Bu suikast berbat bir cinayettir...
Fakat bu berbat cinayetin bile gösterdiği bir gerçek var...
Silahların susması Türkiye’ye, Kürdüyle Türküyle çok şey kazandıracaktır...
Bölünmemiş ve birbirine silah doğrultmayan bir Türkiye’de, hayat başka türlü akacak...
Cinayetin her türü rezil ve berbattır...
Ancak o rezil ve berbat eylem bile hayatta bir şeyi gösterir...
Silahların susması yolundaki son çabalar, doğru bir güzergahtır...
BİR ŞEYLER BİTTİĞİNDE, MUTLU OLABİLMEK...
İtiraf edeyim ki, hayatımda yapmakta olduğum bir şey sona erdiğinde, bir alışkanlık nihayete erdiğinde, bir arkadaşlık, bir aşk, bir ilişki finale geldiğinde, mutsuz ve huzursuz olurdum...
“Neden böyle oldu?..” diye bir parça dövünürdüm...
Hayatın şifresinin “biten bir şey”den mutluluk duymak olduğunu sonraları fark ettim...
Her biten şey, aslında yepyeni ve sonsuz seçenekler denizinde size akla hayale gelmeyecek fırsatlar sunuyordu...
Yılbaşı gecesi, hep gittiğim yere gitmeme kararı almak zorunda kaldım...
Hayat o günden beri, bana sonsuz derecede farklı yeri ve mekanı karşıma çıkartıyor...
Yaşam tahmin etmediğim kadar zenginleşiyor...
Önceki gece Dean and Deluca isimli Kanyon’da açılan mekana gittim...
Amerika’da Washington’da
New York’ta birçok yerde şubesi olan mekan, İstanbul’da yepyeni bir mekandı, yemekleri, atmosferi, dekorasyonu ve ambiyansıyla parmak ısırtıyordu...
Daha kim bilir neler göreceğim, neler yaşayacağım sonsuz seçenekler denizinde...
İlişkiler için de geçerli, dost sandığınız arkadaşlıklar için de...
Hayat eğer size bir şeyi bitirmeyi öngörmüşse, sızlanmayın...
Tersine mutlu olun...
Şimdi kim bilir ne seçenekler karşıma çıkacak, ne yeni heyecanlar tadacağım diye...
Göreceksiniz ki her alışkanlığınız; aslında sizi dört duvar arasında tutsak eden bir kelepçedir...
Kelepçelerinizden kurtulmak istiyorsanız, alışkanlıklarınızdan vazgeçin...
Özgürleşecek ve yeni hayatlar yaşayacaksınız...
İKARYA ADASINDA 100 YIL YAŞAYANLARIN SIRRI...
Yunanistan’a ilk gittiğim günlerde, Yunanlıların yaşam biçimleri karşısında şaşkınlığa uğramıştım...
Memlekette hemen hiç kimse doğru düzgün çalışmıyordu...
Herkes laklak ediyordu...
Rekabet diye bir olgu yoktu...
Rekabet olmayınca, stres de yoktu...
Sabah yedi buçuk gibi güya işbaşı yapıyorlardı...
Dokuza kadar hiçbir şey doğru düzgün çalışmıyordu...
Dokuzdan bire kadar dört saatlik bir çalışma temposu vardı...
Arada soğuk frape içiliyor, kazınan mideler için börek yeniyor, futbol ve siyaset üzerine geyik yapılıyor, onüç gibi de paydosa doğru yavaştan hareketleniliyordu...
Yaşam sürelerinin uzun olduğunu fark etmiştim Yunanlıların...
Öğlen ikibuç üç gibi oturdukları yemekten dört-dörtbuçuk gibi kalkıyorlar ve uzun siestalara geçiyorlardı...
Saat altıbuçuk yediye kadar öğle uykusu devam ediyordu...
Yediden itibaren önce kafelere, sonra tavernalara akıyorlardı...
Hiçbir stresi olmayan bol lak laklı bir hayattı onlarınkisi...
Tıp dünyası şimdi Ege’deki İkarya adasında, yüz yaşın üzerinde yaşayan kişilerin çokluğunu görerek adadaki yaşam biçimini “uzun yaşamanın sırrı olarak” anlamaya çalışıyor...
İkarya mucizesi Osman Müftüoğlu’nu da etkilemiş ve bana geçen yıl bu adadaki yaşam biçiminden söz etmişti...
Öğlenleri zeytinyağı bol salata, alkol oranı 16-18 derece olan kırmızı veya beyaz ev yapımı şarap, uzun yürüyüşler ve kırmızı etten uzak duran bir yaşam biçimi...
İkarya’lıların bu yaşam biçimini uzun yaşamanın sırrı olarak veriyor tıp dünyası...
Oysa size bir sır vereyim...
Çeşme’nin karşısındaki Sakız adasının bir parça güneyine düşen İkarya adasında hayat Batılı’ların standartlarına göre sağlıklı bir hayat değildir...
Batılı tıp dünyası yanlış biliyor...
Yunanistan’ın hiçbir yerinde öğlen yemeği sadece salata yenerek geçiştirilmez...
İkarya adasında da elbette...
Ahtapot, kalamar gibi deniz mahsülleri ile balık Ege’deki bütün adaların mutfaklarının olmazsa olmazıdır...
Ahtapotun ızgarası yapılsa da İkarya ve diğer Yunan adalarında küçük balıklar kızartma olarak yenirler...
Kalamar duruma göre değişir, hem kızartması hem ızgarası yapılır...
Her Yunanlının öğlen masasında bol miktarda makarna ve ekmek bulunur...
Patates kızartmasının görünmediği masa pek rağbette değildir...
Ayrıca Yunanlılar çok yemek yerler...
Yemekten sonra öğlen uykusuna yattıklarından ve gece adalarda bile sekizden dokuzdan önce yemeğe oturmadıklarından, “obez” derecesinde şişmandırlar...
Yunanistan’da obezlik normal bir durumdur...
“Şişman”dan aşağısı zaten pek yoktur...
Batı’lı bilim adamları İkarya adasının yaşam biçimini “uzun yaşamanın sihirli formülü” olarak kutsayarak büyük yanlış yapıyorlar... Ne İkarya adasının ne de Ege adalarının “çok sağlıklı denecek” bir mutfakları yoktur...
Kızartma, hamur işi, ekmek, makarna, patates, şeker gibi Amerikan Sağlık Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde “sakıncalı yiyecekler” listesine giren bütün ürünler bu Ege ada mutfağında kullanılır...
Yunanlıların öğlen içtiği ev yapımı kırmızı ve beyaz şaraptan, “sağlık iksiri” yaratmak ise tam komedidir...
Öğlen içilen şaraptan bir sağlık yaratılacaksa, o şarabın gün ortasında verdiği keyfin, endişelerden uzak bir yaşam biçimini egemen kılmasındandır...
Adalı bir Yunanlı, hayatı hiç germez, strese sokmaz... Öğlen de muhabbetle kucaklaştırdığı salata, ahtapot, makarna, ekmek ve şaraptan oluşan mönü, bir sağlık mönüsü değil, bir “keyif” mönüsüdür...
İkarya’lıyı sağlıklı yapan unsur, mönünün içindeki “keyif” unsurudur...
Yunanlının keyfini alırsanız içinden, bu mönüyle değil yüz yıl, yetmiş yıl zor yaşatırsınız onları...
Uzun yıllar Yunanistan’da kaldığımdan, onlar gibi yedim içtim... Yunanistan’ı bıraktıktan sonra da sürdü bu alışkanlığım...
Tek farkım, ben hayatı sürekli rekabet koşullarında çok stresli yaşamaktaydım...
Artık Yunanlılar gibi yiyip içtiğim söylenemez...
Ne Yunan mutfağını, ne de İkarya’lıların yemek tarzını çok sağlıklı bulduğum da...
Oraların tek “sağlık iksiri” yemeğin ve hayatın içine sinmiş olan “keyiftir...”
Denizin, güneşin ve doğanın verdiği keyif... Stressiz hayatın ve yaşamı başka türlü okumanın verdiği gamsızlık...
Eğer İkarya’da yüz yaşından fazla yaşayan insanların neden çok olduğunu merak ediyorsanız, size cevap hakkında bir sır vereyim... Hemen bir DVD’ciye gidin...
Tezgahta göremeyebilirsiniz hemen...
Görevli birinin yanına yanaşıp sorun:
-”Antony Quinn’in Zorba filmi sizde bulunur mu?..” diye...
Filmi alıp, ara ara, aklınıza estikçe izleyin... Zorba’nın hayatı ve yaşam felsefesini izledikçe, yaşam sürenizin uzamakta olduğunu farkedeceksiniz...
Kim bilir belki Sirtaki yapmasını da öğrenirsiniz...

