Sahip olmadığını bilirsen ayrılmasını da bilirsin

Reha Muhtar ile Buluşmalar; Eylem Doğan

Haberin Devamı

Hepimiz hayatta pek çok veda yaşıyoruz; işimizde, aşkımızda, arkadaşlıklarımızda... O kadar çok ki... “Vazgeçmek bazen kazan-
maktır” diyen Reha Muhtar’la bu vedaları, vazgeçmeleri konuştuk.

* Sonuna kadar sahip çıkmak ya da vazgeçme zamanının geldiğini görmek... Hangi nokta bu ayrımı yaptırır? Sizce hangi his, sıkı sıkı tuttuğumuz her neyse ellerimizi açıp bırakmamıza neden olur?

Güzel bir soru... Ancak sorunun içinde, hata var. Sonuna kadar sahip olursanız, hiç vazgeçmeye yanaşmazsınız. Vazgeçebilmenin temel şartı, aslında hiç sahip olmadığınızı bilmektir. Kimselere sahip olamazsınız. Hiçbir şeye de sahip olamazsınız. Bunu bilirseniz, vazgeçerken travmalara girmezsiniz. Sen bir erkeğe sahip olabileceğini mi düşünüyorsun Eylem? Ya da ben bir kadına... İnsan çocuğuna sahip olamıyor. Background’u geçmişi tamamen farklı, hayatı ve dünyayı algılaması değişik bir başka canlıya sahip mi olabileceğini düşünüyorsun? Sahip olmadığını bilirsen, çakışmalar bittiğinde ayrılmasını da bilirsin...

* Geçen günkü yazınızda “Vazgeçmek bazen kazanmaktır” demiştiniz. Ama insan bir şeyden vazgeçtiğinde delicesine bir kaybetmişlik duygusu büyümüyor mu içinde sanki başaramamış, yenilmiş gibi...

Eğer 20 yıl önce Milliyet’ten ayrılmamış olsaydım, bir çokları gibi Milliyet’i “benim” sansaydım, bugün bu Reha Muhtar olmazdım... Bundan 10 yıl önce, Show TV kamuoyu araştırması yaptırmıştı. Oradaki sorulardan biri “Show TV’nin sahibi kimdir?..” sorusuydu. Yüzde 70 oranında Reha Muhtar cevabı verilmişti. Bu sanal cevaplardan tetiklenip kendini şizofrenik biçimde Show TV’nin sahibi zannedersen, kaybettiğinde yıkılırsın. Oysa ben Show TV’nin sahibi değilim. Onun için kaybettiğim bir şey yok. Çalıştım kazandım, kişiliğime kattıklarını aldım ve oradan başka bir deneyime geçtim. Bir şey kaybetmedim, yeni deneyimlerle bir şeyler kazandım. Şimdi “televizyonculuğa ek, yazarlığı deneyimliyorum...” Ve bu bana çok şey katıyor. Kendimi Show TV’nin sahibi zannetseydim, aynı şeyleri yapıyor ve bu zengin deneyimleri yaşamıyor olacaktım. Gördüğün gibi kaybedilen bir şey yok. Kazanılan yeni deneyimler var...

* Hani büyüklerimizden duyarak büyüdüğümüz bir söz vardır ya “her şerde bir hayır vardır” diye. Herkes yaşamamış mıdır bu sözü doğrulayan olaylar? Kapanan bazı kapılar yüzünden büyük üzüntüler yaşadığımız ama sonrasında daha güzel yepyeni kapıları araladığımız gelişmeler?

Biz hayata deneyimler yoluyla tekamül etmek, gelişmek için geliriz. Her yaşadığımız deney, bizi geliştiren bir yolun parçasıdır. Bir olaya takılıp kalırsan, yeni deneyimleri yaşamazsan gelişemezsin. Takılıp kalma onun için insanı geriletir. Önüne baktığın müddetçe, gelişirsin. Her olay sana bir şeyler öğretir. Öğrenirsen yoluna devam edersin. Takılırsan yolun sonuna gelirsin...

* İnsan egosu sahip olma, sahip olduklarını kaybetmeme, bunun için savaşmak gibi davranışlarla kendini gösteriyor. Evet sahip olduklarına veda etmemek için çaba sarf etmek çok normal hatta gerekli ama bazen dışarıdan bakmasını bilip neler kazandırdığına ve neler kaybettirdiğine bakabilmek mi gerekiyor uğruna savaş verdiğimiz şeylerin?

Eylem’ciğim hayata bu kadar kazanma kaybetme ve savaşma olarak bakarsan, hayatı yaşayamazsın. Kazanma ve kaybetme şeklinde okursan hayatı, veda etme sana ölüm gibi gelir. Oysa hayat kazanma ve kaybetme değil. Her olay ve deneyde kendini geliştirme ve daha mükemmele erişme. Henüz mükemmele erişebilmenin çok uzağındayız insanlık olarak. Mükemmele eriştiğimizde “cennet”e varacağız zaten. Cennet mükemmelliğin olduğu yerdir.

* Hani Sıla bir şarkısında şöyle diyor ya “iki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze, bundandır böyle dibe vuruşumuz.” İşte bazen insan görse bile verilen zararı, “O” her şeyse hayatında, tutmaya devam ederse tabiri caizse dibe vurdurmuyor mu?

Hangi frekans boyundaki kişilerle beraber olursan, o dalgaları yayarsın karşı tarafa. Evrenin dalga boyunu yakalamak için, yüksek frekans yayan insanlarla olmak gerekir. O zaman evrenin ritmini yakalarsın. Düşük frekanslı kişiler seni de aşağı çekerler. Hangi frekansı yayarsan, o frekanstakiler seni bulur...

* Siz de pek çok veda yaşadınız, en zor gelen ya da en çok veda etmek zorunda olduğunuzu uzun süre hissedemediğiniz hangisiydi?..

Zor gelen veda değil, alışkanlıkların sona ermesi... Alışkanlıklar uzunsa değiştirmesi zaman alır. Sen Yengeç burcu olduğun için fazla dramatize ediyorsun.
Dramatizasyondan besleniyorsun. Ben artık o “çöp düşüncelerden” uzaklaşmayı yeğliyorum...

* Hani Can Yücel “Bağlanmayacaksın” şiirinde diyor ya; “Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...”
Bağlanmadan sevebilmek yani ucundan tutarak işi, sevgiliyi, hayatı... Bu ne kadar mümkün, ne kadar doğru sizce?

Can Yücel Usta hayatın sırrını keşfetmeye koyulmuş. Büyük ölçüde de formülü bulmuş. Kimseye sahip değilsin, kimseye sahip olmaya da çalışma.Verbe avoir (sahip olmak) ile verbe etre (olmak) arasındaki farktır hayatın şifresi. Sahip olmaktan olmaya geçtikçe, insanoğlu bilgeleşir... Cennet sahip olunan yerde değil, var olunan yerdedir...

* İnsanın hayatta aslında hiç bir şeye tamamen sahip olamayacağını kabul etmesi çok zor değil mi?..

Niye?.. Sen birinin sana tümüyle sahip olmasını kabul ediyor musun ki, birinin sana bütünüyle tabi olmasını isteyesin? Sen bir başkasının her dediğini, koşulsuz yapar mısın?

* Kendimize verdiğimiz değerden vazgeçmemek en önemli olan diyebilir miyiz? Çünkü kendimize değer verdiğimizde zaten hayatımıza ona göre işler, ona göre aşklar, ona göre insanlar sokmuyor muyuz?

Kendine değer veriyorsan başkasına da verirsin. Kendine değer verip, başkasına değer vermemek ve onu köleleştirmek etik değil. Zaten mümkün de değil. Senin sorularını gördükçe, ne kadar farklı düşündüğümü anlıyorum. İlaç gibi bu sorular benim için. Bütün hatalı düşüncelere ayna tutuyorlar. Kendilerini başkalarının düşüncelerinin, duygularının sahibi olarak görenler, medeniyeti ve insanlığı mahvedenler... Onların gelişmiş göründüğüne aldanmayın. Onlar insanlığın “ilkel”likten henüz kurtulamadığının günümüzdeki örnekleridir.

DİĞER YENİ YAZILAR