Haberin Devamı
AKP kazandı... CHP oyunu artırdı... MHP barajı aştı...
BDP büyük bir galibiyet aldı...
Falan filan...
Oysa benim kazananlarım çok başka...
Önce Mustafa kazandı benim için...
Onun yıllar var görüp koklayamadığı çocukları, birkaç metrekareye hapsolmuş bedeni, kalbi insan sevgisiyle dolmuş özgürlük arayan yüreğine kalbim dayanmıyordu...
Poyraz’la Mina’yı hafta sonları her koklayışımda, aklıma Mustafa’nın Tuncay’ın öpüp koklayamadığı çocukları geldi...
“Mustafa” çıksın diye yüreğim çok çarptı...
Daha fazla içerde kalmasın, hayata barış ve özgürlükten yana katkı yapsın diye çok heveslenmişti içim...
Mustafacık’ın katkısıyla, içerdeki insanların insani talepleri Meclis’te yankılanacaktır bunun bilincindeyim...
Annesi bana emanet etmiş, benim yanımda çalışıp gazetecilik öğrenirken, içim hiç elvermemişti nişanlısının peşinden İsviçre’lere gitmesi...
Tren kazası geçirmesi, kolunu bacağını kaybetmesi...
Uğruna peşinden gittiği nişanlısının sonra onu görmezden gelmesi...
Hiç içime sindiremedim Şafak’cıkın yaşadığı trajediyi...
Hep birşeylercikler yapmak gerek diye düşündüm...
O beni beklemedi kendi yaptı...
“Sen nasıl oldu Birleşmiş Milletler’e uluslararası memur oldun?..” derken, gitti CHP’ye milletvekili oldu...
Protes kolu ve protez bacağıyla engellilerin sesini Meclis çatısı altında duyuracak şimdi...
Kazanan Şafak Pavey’in ismi altında engellilerdir...
CNN’de Çok Farklı programını yaparken Ahmet Tulgar’la Rasim “Ertuğrul Kürkçü gelecek” demişlerdi...
Yıllar var izini kaybetmiştim...
6 Mayıs Deniz’lerin ölüm yıldönümünde çıkmıştı karşıma...
Konuşurken eski bir ustanın sesini dinler gibi olmuştum...
O programın moderatörü olmaktan çok, o programın dinleyicisi olmuştum...
Ertuğrul Kürkçü “mezar olan kan Kızıldere’den sağ kalan tek kişiydi...”
Samanlıkta saklanarak kurtulmuş, yıllarca hapis yatmış, sosyalistliğinden bir ömür boyu ödün vermemişti...
Şimdi seçimleri kazandı ve Meclis’e giriyor...
“Her tan atışında...
Gün batışında...
Kızıl güller açtı dağlar başında...
Faşist namluların her kurşununda...
Dirildik ey halkım unutma bizi...
Yavuklu yerine çıplak mavzere...
Sarıldık ey halkım unutma bizi...” diye giden bir marş vardır...
“Bize mezar oldu kan Kızıldere” diye giderdi o gençlik şarkısı...
Ne mutlu ki Ertuğrul Kürkçü’nün anısında “Unutmadı halk, yavuklu yerine çıplak mavzere sarılanları...”
“Gazeteciler içeri giriyorlar...
Gazeteciler saldırıya uğruyorlar...
Gazeteciler öldürülüyorlar...” diye bağrılırken, hep bir kesim gazeteciye projektörler çevrildi...
Elbette Nedim, Ahmet ve diğerlerinin özgürlükleri bizim özgürlüğümüzdü...
Ancak yazdıklarından dolayı elli, yetmiş, doksan yıl ağır cezayla yargılanan Şamil Tayyar’ın özgürlüğü de bizim özgürlüğümüzdü...
PKK’nın ölüm listesinde olduğu açıklanan gazeteci Mehmet Metiner’in hayatı da bizim hayatımızdı...
Var mıydı gazetecilikte ölüm ve hapis listesinde “bizden ve onlardan...”
Şamil çok önemli yazılar, araştırmalar, haberler yayınladı...
Şimdi Meclis’teler onlar da...
Bir ışık gibi parlayacaklar...
Kızıldere’de, Silivri’nin tecrit hücrelerinde... Engellilerin olduğu her yerde ve haksızlık ile çetelerin kol gezdiği gizli labirentlerde...
Benim için onlar kazandılar...
Önce onlar ışık saçacaklar...
DALAKSIZ ROL MODEL!!!
Kardeşinin Halkla İlişkiler işini yaptığı Belediye hakkında Hürriyet’teki köşende 2007’nin 7 Eylül’ünde hiç utanmadan reklam metni yazar gibi şöyle yazacaksın:
“Gölün etrafı parklar, çay bahçeleri, kafeler, spor alanları ve üç buçuk kilometrelik şahane bir yürüyüş yoluyla çevrilmiş...
Binlerce İstanbullu, Küçükçekmece’de oluşan bu yeni çekim merkezine akın ediyor...
Küçükçekmece Gölü’nün eski halini bildiğimden gözümle görmesem inanmazdım ...
Doğrudan sosyal dokuyu etkileyen bu çok önemli çalışma için Başkan Aziz Yeniay’ı ne kadar kutlasak azdır ...”
O yetmeyecek yine kardeşinin (kendisinin gizli ortak olduğu yolunda belge yok elbette) Halka İlişkiler işini yaptığı diğer belediye hakkında da inanılmaz bir güzelleme yapacaksın:
“Zeytinburnu...
Belediye Başkanı Murat Aydın, şahane bir ‘Tıbbi Bitkiler Bahçesi’ oluşturmuş...
Üniversitelerin hizmetinde olan bahçe, gerçekten etkileyici ve görülmeye değer ...
Belediye Başkanı Murat Aydın’ı bu fark yaratan çalışması için kutluyorum ...
Bu arada Zeytinburnu’nda kiliseler onarılmış, Hıristiyan mezarlıkları ortaya çıkarılmış...
Semtin tarihi değerleri, hiçbir ayrıma tabi tutulmadan titizlikle ele alınmış...
Türkiye’nin en büyük Mevlevihanesi olan Yenikapı Mevlevihanesi de aslına uygun bir şekilde yeniden yapılmış...
Belediye Başkanı Murat Aydın, Mevlevihane’nin etrafını temizlemiş...
Kısacası meraklılarının Zeytinburnu’nda neler olduğunu yakından görmelerinde büyük fayda var...”
Bunları yazmaktan meslek adına utanmayan, “ilginç bir trafik kazası sonucu dalağını aldırıp askerlikten çürüğe ayrılan Dalaksız Ahmet” kalkmış benim köşemde alacak verecek davası yazdığımı söylüyor...
Dalaksız vücudundaki kafası basmadığından mı, yoksa işine gelmediğinden mi “O yazının bir alacak verecek yazısı” olmadığını görmek istemiyor...
Bak Dalaksız Ahmet;
O yazı bir alacak verecek yazısı değil...
Benim alacak verecek davam 6 yıldır devam ediyor...
Mahkeme de alacak hakkımı tescil etti...
Benim senin halkla ilişkiler işi yapan kardeşimin iş yaptığı yerlere güzelleme ve yağlama yazısı yazmaya ihtiyacım yok...
O söylediğin yazı, binlerce lira bağış yaparak “engelli sporcular için aldırdığımız protez ve ortopezleri” anlatırken, iki insan arasındaki kişilik farkını göstermek için yazıldı...
İnsanlara, başkalarının paralarına el koymak yerine, engellilere yardım etmeleri rol model davranışı olarak benimsetilmeye çalışıldı...
Benim hakkımda çıkmıyor Milliyet gazetesinde “İskele Sancak Cepler dolacak” manşetleri...
İstersen o konulara da gireriz...
Bu arada bu dalak meselesini hala yanıtlayamadın “Dalaksız...”
Reklam dolu satırları “hangi entelektüel gazetecilik değerleriyle” yanıtlamaya çalışacaksın bilmiyorum...
Senin gibi muamma trafik kazalarından muzdarip bir dalaksızın...
Kardeşinin iş yaptığı belediyelere reklam metni gibi köşeler döşenen “çürüklüğü” şaibeli bir adamın...
“Köşe yazarlarında rol modeli” tartışmasına girmesindeki sarsıcı cüreti anlamak gerçekten olanaksız...
Nasıl bir vebaldir seni “gazetecilerin rol modeli” yapmaya çalışmak bilemiyorum ki Ahmet Hakan?..

