Sadece kulaklarından “uyarılan” adamın öyküsü...

Haberin Devamı

Bir süredir Hollywood’un popüler kültürden beslenen gişe filmlerinden çok, festival filmlerinin “derin dünyasında” ruhuma yeni pencereler açmaya çalışıyorum...

Biraz da geçmişin intikamını alırcasına...

Festival filmlerinin durağanlığını, sabit planlarını, yönetmenin hayata kattığı hareketsiz ve aşırı detaycı akışı eleştirir, sinemanın komedisinin, dramının ve geriliminin ancak, ses ve görsel efektlerin çok güçlü kullanıldığı bir filmatografide verilebileceğini savunurdum...

Artık pek öyle düşünmüyorum...

Popüler sinemanın çok güçlü olan filmatografisinin, “yaşamdaki detayları bariz ölçüde atladığını, genelleştirip çarpıcılaştırmak uğruna, lezzet katan tatları safra niyetine ıskartaya ayırdığını” görüyorum...

Biraz da o nedenle, “klasikleşmiş polülerlere ya da popülerleşmiş festival filmlerine” kaymakta gönül ibrem...

***


Ne ki Pazar günü Atina’dan gelen arkadaşım Stelyo’nun bir süredir bozuk olan moralini düzeltmek, ona bir miktar hayat oksijeni vermek için Kanyon’a gittiğimde, Cinebonus sinemalarının önünde durup gişedeki arkadaşa, “Vizyondaki filmlerden hangisini tavsiye edersin?..” diye soruverdim...

Oradaki arkadaşlarla uzun zamanda oluşan iyi bir iletişimimiz var...

Filmleri abartmıyorlar...

İyisini kötüsünü fazla abanarak anlatmıyorlar... Gişesini, konusunu ve havasını aktarmakla sınırlı kalıyorlar...

“Fransız filmi Intouchables (Can Dostum) iyi bir çalışma” dediler...

Filme girdiğimizde gördüm ki, film bir Fransız filmi ancak sinematografisi tahmin edeceğimiz gibi bir Hollywood filmi mood’unda...

Temposu, örgüsü, kurgusu, müziği, ses ve görsel efektleri ile hafif sabun köpüğü kıvamında bir komedi-dram...

***


Filmin girişinde bir uyarı dikkatimi çekti...

Film gerçek bir hikayeden esinlenmişti...

Yamaç paraşütünde kaza geçirip, omurgası zedelenen ve boyundan aşağısı felç olan sanat tutkunu, zengin bir aristokrat olan Phillipe, kendisine 24 saat bakması için onca başvuru arasında cezaevinden yeni çıkan siyahi göçmen Driss’i tutuyor...

Gerçek isminin İdris olduğunu öğrendiğimiz Driss aslında o mülakata, görüştüğünün kayda alınıp, işsizlik sigortası parası almak için gidiyor...

İşe girmek gibi bir derdi ve tasası yok, ayrıca bunun olacağına da inanmıyor...

Ancak evren her zaman, “bireylerin kişisel planlarının ötesinde master planlar yapar...”

O plan yürürlüğe girdi mi de mucize gerçekleşiverir...

Siyahi göçmen Driss (İdris), Paris’in göbeğinde boynunun altı felçli, sanat tutkunu zengin Fransız aristokratı Phillipe’i yeniden hayata kazandırma uğraşına giriyor...

Geçirdiği kaza ve boyunun altının tutmaması nedeniyle cinsel olarak kulakları dışında hiçbir yerden uyarılamayan Phillipe’le İdris bir yaşam mucizesinin aktörü oluveriyorlar...

***


Filmi sinematografisindeki sıradanlık, senaryodaki basitliğin dışında, gerçek hayattan esinlenmiş bir olayın, yaşama katacağı tecrübe algısıyla izlerseniz, “bir mucizenin oluşumuna adım adım tanıklık edersiniz...”

Sevginin ve sıcak iletişimin nelere kadir olabileceğini fark edersiniz...

Mucizeler bize hep çok uzakta görünürler...

Oysa yanıbaşımızdadırlar...

Sinema perdesinden içinize aldığınız öykü, aslında “sizin yaşam mucizenizin adı olacaktır...”

Intouchables’ı (Can Dostum) bu gözle izleyin... Kendi mucizenize bir adım yaklaşacaksınız...

*****


ROMANTİK İSYAN GÜNLERİNİN SONU...

Şimdiki “moda” deyimle fıtratımda “sokak” var benim... Caddelerdeki mitinglerle, protestolarla büyüdüm ben...

Sokaklara sarkan kovalamacalarla anı defterimi zenginleştirdim...

İstanbul sokaklarında gönül rahatlığıyla yaşayamadıklarımı bana gözlemci-gazeteci sıfatıyla yaşatan Paris ve Atina’yı onun için daha bir sevdim, içimde hissettim, benimsedim...

Sokakta protesto edilen her şeyi severim ben...

Demokratik bulurum...

Sivil bulurum...

İnsan haklarına uygun, insan hakları için asgari gerekte addederim...

Alper Görmüş’ün son çıkan “Darbe Günlükleri Tam Metin- İmaj ve Hakikat” kitabını okuyorum...

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in tuttuğu günlüğün tam metni olduğu söylenen notlar bunlar...

***


5 Şubat 2004’te şöyle yazmış günlüğüne Özden Örnek;

“Akşama kadar sakin bir gün geçirdim...

Daha ziyade karargah ve şahsi işlerim ile ilgilendim...

Akşam eve gelince kıyamet koptu...

Kara Kuvvetleri Komutanı İstanbul’a gitmişti ve pazar akşam dönecekti...

Telefonla beni aradı ve gizli hattan görüşmek istedi...

Alışıldığı şekilde telefon arızası nedeniyle açık telefondan görüşmek zorunda kaldım...

“Annan”ın mektubu gelmiş ve içerisindeki konular tamamen bizim söylediklerimizin dışındaki olayları kapsıyor...

OÖ ile İstanbul’da görüştük ve bana bunları anlattı...

Ben karargaha emir verdim... Size birer kopya getirecekler...

Ben İlker’i aradım...

Bana hala düşünmekte olduklarını ve hareketlerini Denktaş’a göre ayarlayacaklarını söyledi...

“Senden ricam, hemen duruma müdahale etmen” dedi...

...

Nitekim darbe konusundaki fikirlerimi ona naklettim ve zannediyorum benimle aynı fikirde oldu...

Ülkenin ekonomik zorluğunu, ABD’nin diğer darbelerden farklı olarak bu kez hükümetin tarafını tuttuğunu, halkın bu kez destek vermediğini, desteğin yahut zeminin oluşması gerektiğini kısaca anlattım...

Sonra bugün gelişen olay için ne yapabileceğimizi konuştuk...

....

Bizim bir açıklama yaparak TSK’nın Kıbrıs konusundaki düşüncelerinin ne olduğunu açıklayıp istifa etmemiz gerektiğini söyledim...

Hava Kuvvetleri Komutanı başka bir seçenek tavsiye etti...

Kıbrıs’ta herkesi Annan Planı aleyhinde sokağa dökerek gösterilerin yapılmasını sağlama ve anavatandan da bu hareketlere destek, hükümet aleyhine olaylar çıkarmak...

Bunları tartıştıktan sonra ertesi sabah buluşmak üzere ayrıldık...”

***


Bu notları yazan Alper Görmüş kitabın burasına kendi notunu döşüyor:

“Halkı sokağa dökmek, öğrencileri hatta sendikacıları sokağa dökmek...

Bu tür sözlerin, önerilen şey sanki dünyanın en kolay işiymiş gibi komutanların ağzından öylesine dökülüvermesi üzerinde durmak gerekir diye düşünüyorum...

Belli ki bu işlerin, birikmiş bir tecrübesi ve her an yürürlüğe konulabilecek bir organizasyon planı var...”

***


Son yıllarda yaşanan süreç bana sadece tek bir şeyi kafama vura vura öğretti...

Herkes organizedir...

Hediye paketinde sunulan her görüş ve düşüncenin arkasında “romantik isyankarlığın” çok ötesinde bir hesap, organizasyon ve plan vardır...

Şimdi şimdi fark ediyorum ki “romantik isyankar” görünenler bile, “romantik bir şekilde isyan etmemekteler...”

İsyanları gizli ve kirli unsurlar içermese de, gayet planlı ve stratejiktir...

Farkındayım artık...

Romanlarda kaldı benim gençliğimde “hayalimde yaşattığım romantik isyanlar...”

Karargahlarda ya da gizli kapaklı dünyalarda ne planlandı bilmiyorum fakat, “Deniz’ler tertemiz birer isyankardılar...”

Bir mayıs günü bu notu tarihsel bir kayıt olarak romantik olmayan isyankarların yanına kaydetmekte yarar var...

*****


GÜNÜN ANLAMLI SÖZÜ...

HATA YAPMANIN İYİLEŞTİRİCİ ÖZELLİĞİ...

“Artık kendinizi bu kadar zorlamayı bırakın...

Siz bir insansınız ve insanlar hata yapacak biçimde tasarlanmışlardır...

Hepimizin hata yaptığını, bu hataların büyümemiz ve ilerleme kaydetmemiz için vazgeçilmez olduğunu anlamak bizi özgürleştirir...

Böylelikle mükemmel olma ihtiyacımızdan sıyrılır, yaşamımıza daha sağlıklı bir bakış açısı kazandırırız...

Bir derenin ağaçlar arasından aktığı gibi, biz de yaşamımızın içinde kuvvetle ve incelik içinde akarız...

Ve sonunda kendi doğamızı huzur içinde kabulleniriz...”

Robin Sharma...

DİĞER YENİ YAZILAR