“Perşembe gecesi Robert Redford; sahibi olduğu Sundanca Channel’in tanıtımı için İstanbul Modern’de olacak... Sizin bu davete katılmanızı çok arzu ediyoruz...” dedi, halkla ilişkilerciler, Digitürk’ten arayarak...”
- “Akşam saat 7’de benim yazıları bitirip, oraya katılmam mümkün değil... Benim akşam üstü yazı saatim oluyor...” dedim...
Filmlerini severdim...
Yönetmenliğini daha da çok sevmiştim Redford’un...
Tam bir sinema adamıydı...
Sinemaya adanmış bir ömürdü onunkisi...
Tıpkı Clint Eastwood gibi...
Ordinary People’la yönetmen olarak da Oscar alarak adını tescil ettirmişti...
“Dünyadaki film yapımcılarını teşvik etmek amacıyla bir televziyon kanalı kurduğunu” söylüyor, Digitürk 7. kanalda bunun yayınlanmaya başlayacağını haber veriyorlardı...
Sinema adına bir kez daha mutlu olmuştum...
Fakat itiraf etmeliyim ki; hiçbir şey beni Robert Redford’un Akşam’da verdiği röportajda söyledikleri kadar mutlu etmedi...
Muhteşem Yüzyıl’daki “kurnazlık ve uyanıklıkla ilgili üç gündür yazdığım yazıları” teyid eden muhteşem sözler söylemişti Robert Redford:
“Bu dizi bir kurgu mu yoksa gerçek insanları mı gösteriyor?..
Sanatçılar sanat üretmeli...
Ama bir kurgu yapıyor ve gerçek insanları kurgunuza katıyorsanız o zaman gerçekleri göstermeli ya da eseri isimleri kullanmadan yapmalısınız...
Bunun kolay yolu var...
İsim değiştirirsiniz, özellikler aynı kalır...
İzleyici ‘bu adam kim biliyorum zaten’ diyecektir...
Fakat gerçek insanları konu alıyorsanız, o zaman gerçekleri deforme etme ihtimali de ortaya çıkar...”
Neden böyle söylüyor Robert Redford gibi dünyanın en önemli sinema adamlarından biri...
Çünkü Redford Amerika’da yaşıyor, filmcilik mesleğini Amerika’da icra ediyor...
İnsan hakları ve kişi haklarının en güçlü hukuki müeyyidelerle güvence altına alındığı Amerika’da...
Demek istiyor ki Robert Redford; “Gerçek isimleri uluorta kullanıp gerçekleri istediğin gibi, eğip bükemezsin, deforme edemzesin...”
Adamı dakikalarca hürilerle dudaktan öpüştürüyorsan, “Ya adını Kanuni diye özellikle zikretmeyeceksin, ya da adamın hayatını hurilerden ve cariyelerden ibaret göstermeyeceksin...
Her huriyi gördüğünde dakikalarca öpen bir adamdan Süleyman isminde bir kimlik yaratmayacaksın...”
“Gerçek kişilikleri kullanıyorsan, gerçeklerden sapma” diyor Redford, “Gerçek kişilikler üzerinden kurgu yapıyorsan, isim verme...”
Ama bizdekiler öyle yapmayacaklar...
Hem Kanuni isminden yararlanacaklar, hem Muhteşem Süleyman kelimesinin ratingini kendilerine kalkan edecekler, hem Hürrem Sultan’la merakları gıdıklayacaklar, hem Harem’le libidoları ayaklandıracaklar, hem Osmanlı’dan dem vurup tarihi ayağa kaldıracaklar, hem de bunların üstüne, “kekik” niyetine bol öpüşme ve şehvet sahnelerini koyup sanat eseri! yaratmış olacaklar...
İnsan hayatını, ismini çalıp; çarpıtılmış gerçekler üzerinden, köpürte köpürte televizyon dizisi yapılacak; biz de aptalız ya “bu belgesel değil televizyon dizisi” denince yutacağız...
Televizyon dizileri, filmler, sinema endüstrisi çağımızın en büyük “psikolojik savaş mekanizmalarıdır...”
Bir insan hakkında itibarsızlaştırmaya karar verirlerse, derin ve karanlık ticari veya siyasi odaklar çalışmaları, filmler ve diziler üzerinden yürütürler...
Bu dördüncü yazım...
Dört yazının en başında verdiğim örneğe gelecek olursak...
Benim adımı “kullanarak diziye sanal bir karakter eklemeyi düşünen” bir yapımcı vardı hani...
“O bunu yapsın, hayatındaki bütün gerçek rezil ve kepaze olayları, dizi haline getirip senaryolaştırırım” demiştim...
Siz sanıyor musunuz; Derin kamuflaj altına alınmış bu karakter suikastleri, sıradan olaylar...
Arkasında kimsecikler yok, gizli ve kirli hesaplar bulunmuyor?..
Çok safsınız diyeceğim, ama ben de saftım sizler gibi bir zamanlar...
Yüzden fazla karakter suikastinden kurtulup hala yaşıyabiliyorsam eğer, Allah günahsız yavrularımın nahif dünyalarını koruma altına aldığı içindir...
Kimse “hunharca tasarlanmış profesyonel işi karakter suikastlerini” bana özgünlük kisvesi altında sunmasın...
Sanatın özgünlüğüymüş...
İstemeyen seyretmezmiş...
Peh!..
Ne zamandan beri derin psikolojik harekatın, ya da hayat, sanat ve isim hırsızlarının adı sanatın özgünlüğü oluverdi?..
Robert Redford’a bakın, onu iyi okuyun siz... Özgürlüğün de özgünlüğün de sanatın da ne olduğunu çok iyi biliyor Redford...
Kusura bakmasın arkadaşlar...
Hayvan terli!..
YARIN GELEN KAR İÇİN “KARDA MAHSUR” YAZISI...
Bugün evinde mahsur kaldın...
Okula gitmeme rehavetinde, işyerine, “Yollar kötü, mahsur kaldım... Gelemiyorum...” demenin keyfindesin...
Evde zorunlu, zorunlu olduğu için de mutlu, tatili yaşıyorsun...
Avarelik ediyorsun...
Bu bir tatil avareliği değil...
Bu hesapta olmayan zorunlu tatil avareliği...
Evlerde oyun masaları kurulacaktır...
51’ler oynanacak, okeyler dönecektir...
Yurtdışında şu anda çalışmak zorunda olan sevdiğim birisinin dediği gibi, “Kışın en güzel günleridir bunlar...”
Evden çıkamazsın...
Bahanen hazırdır...
Yollar kar ve buz kaplıdır...
Ve dışarıda tipi vardır...
Zaten mahsursundur...
Tatava yapmanın alemi yoktur...
Kimse senden bir iş istemeyi aklından bile geçirmeyecektir...
Aklından geçiren fırçayı yiyecektir...
Hala bilmemekte midir?..
Yollar kar ve buz kaplıdır...
Dışarıda tipi vardır...
Tatavanın alemi hiç yoktur...
Aşıksan; sevgilinle beraber olmanın planını zaten yapmışsındır...
Mırıl mırıl, öpüşe sevişe, sevgiliyi yudumlayacaksındır...
Aşkı tadacaksındır...
Orgazmı yaşayacaksındır...
Sevişip acıktığında, dünyanın en lezzetli yemeğini yiyeceksindir...
Sevgiliyle beraber pişirip, beraber yediğin, beraberlikten sonraki yemek, sana Amerikan filmlerindeki aşık çiftleri hatırlatacaktır...
Onlara benzemenin keyfini yaşatacaktır...
Özendiğinin gerçekliliği seni mutlu edecektir...
Hayatının kahramanı olmak keyif verecektir...
Belki Angelina Jolie belki Brad Pitt...
Her halükarda kadınsan seviştiğin erkeğin gömleğini giyeceksindir...
Üstündeki o gömlek, beraberliğin, yakınlığın, biraz önce onu içine almış olmanın verdiği bütünlüğün sembolüdür...
O sembolde, filmlerde izlediğin kahramanlarınla özdeşleşeceksindir...
Erkeksen, sevgilinin giydiği o gömlekte, sen de erkekliğini bulacaksındır...
Sevdiğin kadının, gömleğini giymesindeki incelik, erkekliğini okşayacaktır...
Gücüne güç katacaktır...
Ruhunu huzura erdirecektir...
Sevilmenin hazzında, beğenilmenin gururunda, erkekliğin güçlenecektir...
Beraber hazırlanan bir yemek, yenilecek bir omlet aşkınızı unutulmaz kılacaktır...
Bunları yaşayamıyorsan, sadece huzurlu olarak eşinle bir aradaysan, muhtemelen yalnız kalmak isteyeceksindir...
Bilgisayarda dolaşırken, oyunlar oynamak içinden gelecektir...
Kendi kendine yaramazlık yaparken, evde dırdır olmamasına dua edilecektir...
Kavga çıkartmadan, barış içinde bir arada yaşama politikası evde sürdürülecektir...
Arada bir mutlaka uzaktaki sevgiliyle mesajlaşılacaktır...
Her halükarda bu yazı okunursa, bir aradaki sevgililere özenilecektir...
Sevişme sonrası sevgilinin giyeceği gömlek ve yenecek omlet için, dilekler esirgenmeyecektir...

