Rengarenk bir hamburger düzeni...

Haberin Devamı

Amerika’da birkaç gün üst üste geçirince bir kez daha anlıyorum; “Kapitalizm insanları önce bozuyor... Sonra bozduğunu yapmak için düzeltme sanayii kuruyor...”

Newyork’ta, Los Angeles’ta hatta bir Amerikan kasabasında nereye gitseniz karşınıza “mayonezi boca edilmiş soslar, dondurulmuş etlerden yapılan hamburgerler, patates, kalamar, karides binbir çeşit kızartma ürünler, bunların sosa batırılarak lezzetlendirilmiş biçimleri, şekerle tatlandırılmış beyaz ekmekler, envai çeşit bol şekerli buzlu çay, sprite, kola karşınıza çıkıyor...”

***


Böylesine bir “zehir bombardımanı karşısında“ çocuklara doğru düzgün bir yemek yedirebilme artık mümkün değil...

Etrafında bunları görüyor çocuklar ve insanlar...

Bol kremalı çikolatalı pastaları girdiğin her dükkanın vitrininde “ordu doyuracak porsiyonlarda” gören bir çocuğun somon ya da levrek balığı yemesi için kafayı tırlatmış olması gerekiyor...

Amerika ve gelişmiş!!! dünya sonra da “berbat yeme içme kültürünü değiştirmek için dietisyenler üzerinden alternatif yeme içme önerileri sunuyorlar...”

Bu kez insan eliyle bizzat bilinçli ve taamden bozulan insan sağlığını güya geri getirmek için, “sağlık endüstrisi“ kuruyorlar...

***


Brokoli, lahana, domates ve her türlü yeşillik öneriyorlar...

Amerika’dan dünyaya yayılan bu berbat “gastronomi“ kültüründen, vitrinlerden, televizyonlarda bombardıman halinde yayınlanan bunca ürün reklamlarından sonra, bir insan hala “balık, brokoli, tam buğdaylı ekmek ve suyla lezzet buluyorsa zaten ‘kafayı sıyırmış’ olması gerekiyor...”

***


Uzun zamandır çocuklarda belirgin bir iştahsızlık hali olduğunu düşünüyordum...

Dün bu konuda ne kadar “aptalca düşünmüş olduğumu“ anlıyorum...

Çocukların patates kızartması, mayonezli soslarla doldurulmuş cheeseburgerleri yeme şekillerini gördükten sonra, durumun iştahsızlık değil, “zehir bombardımanının doğal sonuçları“ olduğunu görüyorum...

Sabahları iki üç tane iri kıyım sosisi büyük bir afiyetle yiyorlar...

Bu çocuklar böyle afiyetle sosis yemesini nerede öğreniyorlar?..

Mesele iştahsızlık falan değil, okulda ve çevrede onlara sunulan “zehir bombardımanının lezzetinin“ etkisi altına girmiş olmaları...

***


Bu durumda onlardan yemelerini istediğim yemekler artık ‘yavan’ kalıyor...

O kadar ki “pizza”yı yenilebilir ürünler listesine almak zorunda hissediyorum kendimi...

Düşünebiliyor muyuz?..

İnsanlar sağlığını altüst eden, kansere, kalp hastalıklarına yol açan bu “zehir saçan” sektörlerden, milyarlarca dolar para kazanıyorlar...

Hamburgerleri, mayonezleri, sosları, kızartmaları, tatlandırılmış şekerli ekmekleri, kremaları, ordu doyuran tatlıları, ice tea’leri, colaları, spritelerı insanlara şırıngalıyorlar...

***


Sonra “berbat hale getirilen“ insan sağlığının düzeltilmesi için bu kez “sağlıklı ürünler sektörü ve sanayii“ devreye giriyor...

Milyarlarca dolar para bu sefer bu sektöre aktarılıyor...

Dünyada milyonlarca insan “insanları sağlıksız hale getirmeye çalışırken“, başka milyonlarca insan da “güya düzeltmeye çalışıyor ve milyarlarca dolarlık bir kültür yaratıyor...”

***


Ne acı...

İlk gençlik yıllarımda, “kapitalizmin yanlış bir ekonomik model, insan doğasına uygun olmayan bir ekonomik kültür, hayatı ve insanı öldüren ve bitiren bir düzen” olduğunu düşünürdüm...

Sonra...

Kapitalizmin “demokrasi paketine sunulmuş kıpırtılı albenisi, renkli dünyaların cazibesi, yediklerimizden ve içtiklerimizden mülhem” çağdaşlık sanrısı, beni maruz kaldığım, “zehirli kapitalist bombardıman“ın etkisinden uzaklaşmamı engelliyordu.....

-“Bunlar bu kadar sağlıksız olsalar, Batı’nın çağdaş devletleri böyle büyük endüstrileri kurar ve teşvik ederler miydi“ diye düşünürdüm...

***


Buradaki algıda kurnazca yanılsama yaratan anahtar sözcük “demokrasi ve seçme özgürlüğü“ idi...

Komünist dünyaların “zorla yeni insan yetiştirme“ formülüne karşı, seçme hakkının sınırsız olduğu bol kremalı, bol kızartmalı, bol soslu, rengarenk bir hamburger düzeni, cezbedici geliyordu hepimize...

Şimdi çocuklara “kızartmaları, kremaları, mayonezleri, şekerleri nasıl özgür iradeleriyle seçtirmeyeceğim“ diye kara kara düşünmekteyim...

Erkin Koray’ın şarkısındaki gibi...

“Kendim ettim...

Kendim buldum...

Gül gibi sarardım soldum...

Eyvah, eyvah, ey...”

*****


MUCİZEVİ SAKIZ DİETİ...

Ünlü bir doktor, “isterlerse insanların ömrünü uzatabilirler... Hayatı uzatmanın hormonları belli... Fakat sosyal sigortalar sisteminde emeklilere ödenen paraların sürekli olmasını istemediklerinden, yaşlanmayı geciktirici hormonu insanlara vermiyorlar...

Tıp bunu bilinçli olarak yapıyor...

İnsanları fazla taammüden yaşatmıyorlar...” demişti bana...

İsmi, cismi ve bulunduğu konum, iddialı laflarla sansasyon yaratacak bir adam olmadığını gösteriyordu...

Mesleğinin zirvesindeydi...

Büyük paralar kazanıyordu...

Bu tip reklamlara hiç ihtiyacı yoktu...

Üstelik bunu da “dostluğuma inanarak” adının yazılmaması kaydıyla söylüyordu...

***


Yeme içme kültüründeki zehirli bombardıman, öncelikle Amerika’da mebzul miktarda obez insan yaratıyor...

Milyonlarca obez, kurtarıcı niyetine dietisyenler ve diet endüstrisinin çarkları arasına sokuluyor...

Yüzlerce formül öneriyor diet endüstrisi insanlara...

Hepsinin “adı, sanı farklı!!!”

Uygulamaları, uygulama süreleri, biçimleri, kullandıkları araçlar farklı...

Her birine yüz binlerce lira para harcanıyor...

***


Ben hiçbir dietisyene uğramadan sadece spor yaparak ve hayat tarzımı değiştirerek yaklaşık 25 kilo vermiştim bir iki yıl önce...

Son zamanlarda sporla haşır neşir hayat tarzım, zaman zaman kesintiye uğramaya başladı...

Biraz da koyverdim kendimi...

Son aylarda 5-6 kilo aldım...

***


Her zaman olduğu gibi yine dietisyene falan uğramaya niyetim yoktu...

Zaten dietlik bir durum da bulunmuyordu...

O sırada başka bir şey için ağzımda çiğnerken, “ciklet”teki diet mucizesini keşfettim...

Kilo sorunuyla onbinlerce lira para dökenlere hararetle tavsiye ediyorum...

“Karpuzlu, kavunlu, çilekli sakızlardan bir kutu alın...”

Gün boyu abartmamak koşuluyla “meyveli sakızlardan çiğneyin...”

***


Mucizevi şekilde “yemek yeme isteğinizin kesildiğini“ göreceksiniz...

Bir kere ağzınız sürekli dolu kaldığı ve dişlerinizle ağzınız yeterince çalıştığı için, yorgun oluyor ve deliler gibi yemek yeme isteği duymuyorsunuz...

Yeme isteğini tetikleyen unsurlardan sadece biri midenin gittikçe genişlemiş olması...

***


İsteği tetikleyen esas neden, ağızdaki tat duygusuna duyulan tiryakilik ve yemek yeme eyleminin ağızda ve dilde yarattığı cazibe...

Sigara gibi, içki gibi, fazla yemek yemek de bir alışkanlık oluyor zamanla...

Gün boyu ciklet çiğnediğinizde, fazladan yemek yeme ve atıştırma isteğiniz kayboluyor...

Atıştırma isteğinin kaybolması kiloları götürüyor...

***


Birkaç gündür kendiliğinden oluşan ciklet çiğneme ritüelinin keyfini çıkartıyorum...

Bir şeye dikkat etmelisiniz...

Kadınların bir bölümü “ciklet çiğneyen erkekleri sevmezler...”

Sözlerle sizde suçluluk duygusu yaratabilirler...

Fazla önemsemeyin...

Kadınların esas sinirlendiği şeyin “yapılan değil, yaparkenki vücut diliniz olduğunu“ aklınızdan çıkarmayın...

Kendinize sonsuz derecede güvenin, bu güveni karşınızdaki kadına yansıtın... Eleştiri kendiliğinden dağılır...

Ciklet kullanacak kadınlara ise, erkeklerin bir itirazı olmaz...

Erkekler böyle konularla zaten meşgul olmazlar...

***


Ciklet çiğneyerek ne kadar mı kilo vereceksiniz?..

Bilmem...

Ben 25 kilo verirken de öyle şeylere bakmıyordum...

Kendiliğinden az yiyorsunuz ve iyi geliyor size...

Siz bana inanın...

Ben nasılsa bu işten para kazanmıyorum...

DİĞER YENİ YAZILAR