Reha Muhtar ile Buluşmalar

"Erkek, kafa kopartan kadın için “av”; kafası kopartılan kadın içinse “kısmet” tir"

Haberin Devamı

Yeni yıl... Yeni beklentiler... Yeni umutlar... Kimimiz geçen senelerin artıları, eksileri, doğruları, yanlışlarını toplar, çıkarır ve gelecek için kararlar alır, kimimiz hayatın akışına kendini bırakır. Ama ne olursa olsun, kaç yaşında olursak olalım hep yeni beklentiler, yeni umutlar vardır içimizde. Evet yeni bir yıl başladı ama sonuçta her şeyi silip yeni bir sayfa açmadık. Sorunlarımızın, sıkıntılarımızın üzerini çizip yok etmedik. Fakat yeni yıla girerken belki de sorunlarımızın, hayallerimizin altını umutla çizebilme heyecanını duyduk. Bu nedenle Reha Muhtar’la yeni yılın bu ilk pazarında hem gündemimizdeki konuları hem de umutları konuştuk.

* Başbakan Erdoğan “çift dillilik” ve “demokratik özerklik” konusunda yumruğunu masaya vurdu. Hükümet sözcüleri rahatsızlıklarını dile getirse de Başbakan bir süre sessizliğini koruduktan sonra çok net bir ifadeyle “Türkiye’de kimseye ameliyat yaptırmayız” dedi. Reha Bey, Başbakan’ın bu çıkışından sonra demokratik açılımın geleceği sizce nasıl şekillenir?

Daha iyi şekillenir... Türkiye’nin Başbakanı elbette değişik çevrelerin, devletin, hassas dengelerin, kaygılarını belirtecek ve ona göre konuşacak. Temsil ettiği güç orası... O da arada bir, birşey söylemezse insanlar bu konuda iyice kendini boşlukta hisseder. Demokratik açılım, sonuna kadar doğru bir politika... İnsanların Kürtçe’yle, Alevilik’le, içkili lokantalarla, başörtüsüyle veya modern yaşam tarzıyla sorunlarının olmaması, üzerlerinde baskı hissetmemeleri lazım. İnsanlar rahatlamalı... Ama bu rahatlık, bir ülkede yaşadığımız gerçeğini değiştirmiyor. Özgür ve rahat bir ülkede hep birlikte yaşamalıyız. Bu çok acayip ve olmayacak bir istek değil...
Ayrı yaşamak isteyene de ayrıca bir sözüm yok, o bunu söyleyebilir. Ama Başbakan, ülkenin pozisyonunu belirtme konumunda.

* Sizce Başbakan bu konuda son noktayı koydu mu?

Bu süreç zamana ve şartlara göre, daha gelişir. Tarih değişmeden durmaz. Değişse tarih olmazdı zaten; bugün olurdu... Nokta demeyelim, ama bir çerçeve koydu Başbakan...

* Sizin de geçen günkü yazınızda belirttiğiniz gibi Kürt meselesinde bir çok iyi adım atılmışken böylesine keskin bir tavır tüm kapıların kapanmasına sebep olur mu yoksa daha çözüme yakın bir platformda buluşulur mu?

Ben kimsenin bu saatten sonra, eski noktalara döneceğini sanmıyorum...

Erkek, kafa kopartan kadın için “av”; kafası kopartılan kadın içinse “kısmet” tir

* Cumartesi günkü yazınızda “kafa koparan” ve “kafası koparılan” kadınlardan bahsetmiştiniz. İkisi de kadın ama ne büyük bir uçurum, ne büyük bir çelişki var değil mi?

Provokatif sorular soruyorsun Eylem...

* Kafa koparan kadın tanımlamasını biraz açalım mı; hangi özelliklere sahipler; yaş, sosyal statü...? Ne bileyim yaşam tarzları falan çok farklılık gösteriyor mu, ortak paydaları neler?

Kafa koparan kadın, planlıdır. Kafa koparmayı hedefler. Özel bir sosyal statüsü olmaz. Her statüde olabilir... Öyle yetişmiştir, ya da olaylar onu o hale getirmiştir. Kafa kopartan kadın, erkeğe bir “av” olarak bakar. Kafası kopartılan kadın ise “kısmet” diye.

* Evlendiğinde işini geri plana atmak zorunda kalmış ya da çocuk doğurup iş ve para kazanma yarışını bırakıp çocuğuna emek harcamış olan kadınlar, boşanırken alışık olduğu standardı, sürdürebileceği imkanları istemekte haksız mı?

Hayır elbette ki değil... Boşanma ya da ayrılık istenmeyen bir durum... Ayrılıkta beylerin “beraber oldukları dönemde kazandıklarını paylaşmasının” ne sakıncası var?.. Elbette doğal olanı bu. Mesele, karşınızdakine bir “av” olarak mı; “eş ve sevgili olarak mı” bakıyorsunuz? Bir erkek eşine arkasını dayayamayacaksa, nereye dayayacak? Bir kadın kocasına güvenmeyecek de nereye güvenecek? Kadın ve erkek birbirlerinin “av”ı değil, birbirlerinin “dayanağı...”

* Tabii ki her evliliğin iç yapısı çok farklı ancak ayrıldıklarında erkeklerin eski eşlerini ve çocuklarını mağdur etmemesi gerektiğini ve zaten travmatik olan ayrılma olayının bir de bu tür konularla daha da üzücü hale getirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Ayrıldıktan sonra mağdur olan pek çok kadın var, nasıl bir yol izlenmeli sizce her iki tarafın da mağdur olmaması için?

Mağdur olan kadın da var, erkek de var. Hayatta kimseye haksızlık yapmayacaksın. Kendine yapılan haksızlığı da yapılmamış varsaymayacaksın. Başka bir kuralı yok.

2010 zor bir yıldı...2011’de biraz mutlu olmaya çalışacağım, olabilirsem

* Yeni yıla girdik... Nasıl bir yıl olarak geçti 2010 sizin için?

1987 yılı benim için geçtiğimiz sene gibi geçmişti... Çok zor, ağır, mücadelelerle dolu. Karımdan ayrılmıştım. Yunanistan’da savaşa giden bir krizi yaşamıştım. Kitap yazmıştım. Dört uluslararası radyoya, televizyona ve bir gazeteye çalışıyordum. Ve bunların üstüne yıllık izinlerimi birleştirerek askerliğimi yapıp işimin başına dönmüştüm. 2010 da öyle oldu. Gazete yazıları, televizyon programı, röportajlar... Hepsini hiçbir yardımcım olmadan tek başına yapmasını öğrendim. 6 aydır ne sekreterim ne şoförüm var. Sigarayı zaten bırakmıştım. İçki olarak sadece arada bir şarap içiyordum. Onu da bıraktım. 10 kilo verdim. Eşimden ayrıldım. Üç çocuğuma güvenli bir hayat kurabilmek için bir baba olarak elimden geleni yapmaya çalıştım, çalışıyorum. Zor bir yıl oldu...

* Bugün yeni yılın ilk Pazar’ı... Yeni bir yıl, yeni bir başlangıç? Ne hissediyorsunuz 2011 için?

Yeni bir dönem başlıyor benim için... Astrolojik olarak bu Satürn’ün ev ve aile ilişkilerinde 30 yıl önceki ziyaretinden sonraki yeni ziyareti... Hemen herşeyin değişeceğini biliyorum... Zorlukların ve yeni ihtiyaçların olacağının da farkındayım... Hayatın getireceği yeniliklere hazırım... 2011... Bu sene olabilirsem biraz mutlu olmaya çalışacağım...

* Yeni yıla girme heyecanı çoğu zaman günler öncesinden ışıl ışıl olan sokaklardan, dükkanlardan yansır insanın içine. Bu sene bu heyecan pek yoktu galiba...

Hayır yok... AK Parti yılbaşı konularında nedense cimri davranıyor... Daha önce Filistin’deki katliam gibi gerekçeler vardı...
Bu sene bir gerekçe de yok, ama yılbaşı şehrin ışıl ışıl parladığı bir güzellikte ve tazelikte olmadı... Belediyeleri yönetenler sevmiyorlar yılbaşını. Bu anlaşılıyor... Ama sevmedikleri halde, destekleseler, şehrin ışıl ışıl olmasına cevaz verseler, türbana yönelik hoşgörü çok daha fazla olacak... Eğer benim özgürlüğümü takdir eder desteklersen, ben de senin özgürlüğünü takdir eder desteklerim... Basit bir empati kuralı bu... Ama bunu yapmak o kadar kolay olmuyor. Niye bir yılbaşı konseri olmadı mesela? Niye cıvıl cıvıl insanlar sokaklarda eğlenmediler mesela? Biz niye herkesin kendi hayatında özgür olabileceğini ve bunun kimse için bir tehdit olmayacağını anlayamıyoruz? Bu çok zor bir hedef mi? Bence değil. Sadece empati herşeyi çözecek...

* “Yeni yıla nasıl girerseniz öyle geçer” denilir sizce de öyle mi?

Evet... Benim tecrübelerim öyle gösteriyor. İzzet Çapa öyle demiyor ama ben öyle inanıyorum.

* Reha Muhtar nasıl girdi yeni yıla, nasıl umutlar, nasıl dilekler taşıyorsunuz 2011 için?

Annemle babamı İzzet Çapa’nın mekanlarından birine götürdüm... Oradaki şovları izlediler, güldüler, eğlendiler. Onlarla yılbaşı gecesi oturup ciddi ciddi yemek yiyip sohbet etmeyi doğru bulmadım açıkçası. Eğlensinler, gülsünler... Şu ömre bir kahkahılık gece katsınlar istedim... Son zamanlarda çok üzülmüşlerdi...

* Yeni yıla nasıl girmiş olursak olalım umarım güzel günler geçirir ve gerçekten yaşadığımızı hissederiz. Sizin yeni yıl ile ilgili sözlerinizle bitirelim isterseniz bu keyifli sohbeti.

Mutlu yıllar Türkiye... Her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsan...

DİĞER YENİ YAZILAR