Reha Muhtar ile Buluşmalar

CHP eskisi kadar devletçi değil ama Ecevit dönemindeki kadar halkçı ve sivil bir çizgiye de dönüşemedi

Haberin Devamı

Bu hafta Reha Muhtar’la bir pazar sohbeti yaptık. Önce CHP kurultayı ve kadınların siyasetteki yerini konuştuk, ardından konuşmaktan hep keyif aldığı bir konu var ya “futbol”... Futbol ve futbolculara ödenen astronomik rakamlara değindik. Sonunda futbol hakkında bilgileri son derece sınırlı olan ben, konuyu değiştirip “kadınlar ve iltifat” araştırmasına geçtim. Bence çok da iyi oldu, Reha Muhtar’dan ilginç yorumlar geldi.

Kapitalizm, Che Guevara ve Deniz Gezmiş’i içini boşaltarak efsane yapıyor

* CHP kurultayının ardından çok yazıldı, çok konuşuldu. Bazıları CHP’den yana umutlarının artığını, bazıları da olumlu havanın çok abartıldığını düşünüyor. Siz kurultayı nasıl değerlendiriyorsunuz, sizce artık yeni bir CHP’mi var?

Yenilenmeye çalışan bir CHP var... Artık eskisi kadar devletçi değil CHP... En azından Kemal Kılıçdaroğlu- Gürsel Tekin ikilisi değil... Ama CHP 1973’te Ecevit döneminde dönüştüğü kadar dönüşemedi henüz, halkçı ve sivil bir çizgiye... O günlerin Ecevit’ini bugün savunmak değil sivilleşme ve halklaşma süreci... Bugün daha sivil bir noktaya gelmesi gerekiyor CHP’nin... Umut var, ama durumu na-tamam...

* Halkın bir liderin peşinden gitmesi için hem o lideri kendinden biri gibi hem de kendinden üstün görmesi gerekiyor. Peki Kılıçdaroğlu’nun konuşmasına bu pencereden baktığınızda, hangi yönlerin öne çıktığını hangilerinin eksik kaldığını düşünüyorsunuz?

Kılıçdaroğlu rahat ve kompleksiz bir adam... İçsel olarak da demokrat bir kişilik. Demokrasinin kurum ve kuruluşlarına inanıyor. Otorityen değil... Muhtemelen evinde ailesi arasında da otoriter değil, demokrat... Hitabeti kişiliğinin yansıması olarak çok iddialı değil... Biraz sıradan görünüyor. Ama bence bu “oy potansiyeli açısından” olumsuz bir tablo değil... Halk kendi gibi adamları sever. Kılıçdaroğlu da öyle birisi... Tepeden inmeci değil.

* Salı günkü yazınızda Kılıçdaroğlu’nun Che Guevara beresi taktırılmış resmini eleştirerek abartıldığını vurguladınız. Niye yapılıyor sizce bunlar?

Şimdi moda Ahmet Kaya’ya ağıt yakmak... Deniz Gezmiş’leri hatırlamak... Che Guevara’lara öykünmek... Deniz Gezmiş ve Che Guevara gibi gençlik liderleri gerçek kişiliklerinden ve fikirlerinden uzaklaştırılarak bir kapitalist toplum metası haline getirildiler... Efsaneleştirirken onları, anlamlarını ve kişiliklerini ve değerlerini yitirtmeye uğraşıyorlar. Che Guevara tişörtleri satılıyor Amerika’da her yerde. Oysa Che Guevara Bolivya’da, Amerikan destekli güçler tarafından Amerika’ya karşı savaşırken öldürüldü. Deniz Gezmiş de 12 Mart Darbesi sürecinde asıldı. Onların o gün söylediği şeyleri, bugün söylemek cesaret ister. Şimdi insanlar, zamanında onlara yapılanlara karşı sessiz kalmanın “günahını çıkartıyorlar.” Yeni moda, onlara sempati olunca, CHP kurultayında Kemal Kılıçdaroğlu’na Che Guevara beresi takmak gibi komiklikler de oluyor. Kılıçdaroğlu’yla, Che Guevara’nın hiçbir ilgisi yok. Komiklik yapmanın da alemi yok. Tarihi ve hayatı bilmeyenler için, her şey bir moda ve tüketilecek bir meta olabiliyor. Yazık bir durum...

* Kadınların siyasetteki yerini nasıl görüyorsunuz, neden sizce kadınlar siyasette daha fazla yer almıyor?

Hâlâ kadın kotasından söz ediliyorsa, demek ki kadın siyasetin içinde istendiği gibi giremedi. Belirli bir sayıyı içeren kadın kotası olumlu bir şey gözükebilir ama kotanın varlığı bile kadın ile erkeğin siyasette eşit olmadığını kanıtlar. Kadınların kot olmadan, yani pozitif ayrımcılığa ihtiyaç duymadıkları gün, siyaset doğal mecrasına girecek.

* Kadınlar siyasetin içerisinde yer aldıklarında sizce gerçekten erkeklerden farklı bir bakış açısı sergiliyorlar mı, yoksa erkeğin egemen olduğu siyasette onlar da ağırlıkta bu pencereden mi bakmak zorunda kalıyor?

Kadın her halükarda erkekten farklı düşünür, farklı gözler, farklı hareket eder... Deniz Baykal’ın kaseti ortaya çıktığında, Nesrin Baytok’un yanında sadece kadın milletvekili Nur Serter vardı. Merve Kavakçı türbanıyla Meclis’e girdiğinde de sadece Nazlı Ilıcak o kadar tepkiyi Kavakçı’nın yanında göğüsledi. Kadın her zaman farklıdır.

* Kadın sayısının erkeklerle neredeyse aynı olduğu bir meclisi gözünüzde canladırsanız, sizce nasıl olurdu?

Normal ve olması gerektiği gibi bir meclis olur... Yani toplum ve siyaset kendi doğal nehir yatağını bulur.

Dizi oyuncusunun aldığı paraya ses çıkarmıyorsan futbolcuya da çıkaramazsın

* Pek çok kadın gibi futbolla pek haşırneşir olduğum söylenemez. Ancak cuma günkü yazınızda Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın “futbolculara ödenilen astronomik rakamları aşağıya çekmeliyiz” önerisi dikkatimi çekti. Çünkü hep hayret etmişimdir o rakamlara. Futbolla bu kadar içiçe olan Reha Muhtar bu konuda ne düşünüyor?

Bir dizi oyuncusunun bölüm başına 40 bin lira almasına karşı çıkıyor musun? Hayırsa, o zaman futbolcuya da karşı çıkılmaz. Bu işler arz talep meselesi... Futbol dünyanın izlediği, inanılmaz rağbette bir spor... Bu kadar talep varsa, en iyiler iyi alacaklar... Çünkü herkesin gözünü diktiği alanda en iyi olmak da çok zor. Menajerlerin, bazı kulüp çevreleriyle şişirdiği futbolcu transfer paraları var. Buna şiddetle karşıyım. Ama Qerasma gibi bir futbolcunun yıllık 3.5 milyon Euro’sunda, Guti’nin 2.5 milyon Euro’sunda gözüm olmaz. Onun Real Madrid’ten gelip İstanbul’da oynaması o kadar kolay değil.

* Sizce Yıldırım’ın bu isteği gerçekleştirilebilir mi?

Aziz Yıldırım, biraz aşağı çekelim derken, kulüplerin UEFA kriterlerine göre, borçsuz harçsız bir yapıya kavuşmalarını istiyor. Biri transfer yaptı mı, öteki de yapmak zorunda hissediyor kendisini çünkü. Taraftar baskısı var. Aziz Yıldırım’ın çabasını destekliyorum. Ama bakalım Aziz Yıldırım ve Yıldırım Demirören Adanaspor’lu Ersan Gülüm konusunda söylediklerinin ne kadar arkasında duracaklar... Şimdiden Ersan için başlayan rekabet, futbolcunun fiyatını tavan yaptırdı.

* Bu arada ne olacak bu Beşiktaş’ın hali? (Üzgünüm sormadan duramadım.)

Beşiktaş’ta Schuster’le uğraşanlar, ya menfaati zedelenenler ya da Beşiktaş’ın başarılı olmasını istemeyenler...

* Schuster iyi bir antrenör mü?..

Bilemem... Belki mükemmel değildir. Ama Schuster olmasa bugün Querasma, Guti, Simao, Fernandez ve belki Almeida Beşiktaş’ta olmayacaktı. Bu yıldızları Beşiktaş’lı yapan bir faktör de Schuster’in varlığı.
Bu bile Schuster’ın Beşiktaş’ta olmasını açıklar.

Kadın “Göğüslerin çok güzel” iltifatını pornografik çağrışım yaptığı için duymazlıktan gelir

* Gelelim enteresan bir konuya... Çok merak ediyorum bu konudaki yorumlarınızı. 87 milyon kullanıcısı olan bir site araştırma yapmış ve sonuçlar ilginç; Türk kadınları en çok “Bacakların çok güzel” iltifatından hoşlanıyormuş, ne diyorsunuz bu konuda?

Kadın iltifatı sever...“Bacakların güzel”i de sever... “Gözlerin çok güzel” iltifatını da... “Göğüslerin çok güzel ya da kalçan çok güzel” lafı cinsel hatta pornografik çağrışım yaptığı için, o iltifatı almaz görünür. Yoksa kadın iltifatı sever. Bacakların çok güzel iltifatı da hem estetik bir güzelliği anlatıyor, hem de direkt cinsel çağırışım yapmıyor. Mükemmel bir iltifat.

* Bu tabii ki kişiden kişiye değişir ancak sizce bir kadına ya da erkeğe yapılacak en doğru iltifatlar neler?

İltifatın mühendisliği olmaz. İçten gelecek ve gözlerin içine bakarak söylenecek.

* İnsanların içindeki güzelliğin ya da çirkinliğin yüzüne yansıdığını düşünüyorum, sizce?

Tamamen yansır... İçi gerçekten güzel olanlar, güzel görünürler... Emin ol bundan. Kalbin güzel, sen kişilikliysen yarattığın aura, insanları çeker.

* Biz konumuzu Sappho’nun “En güzel, kişinin sevdiğidir” sözüyle bitirelim mi Reha Bey. Ne dersiniz?

Güzel bizim kafamızda... Hayatın kendisinde değil... Yıllar öncesinde kalmış sevgiline bak mesela... “Bu adamda ya da kadında ne bulmuşum ki o kadar aşık olmuşum” dersin. Ve o anda hiçbir şey ifade etmez o güzellik sana. Neden? Çünkü o insana, o anlamı yükleyen senin beynindir. O zaman yüklüyordu. Aradan yıllar geçtikten sonra duygular değiştiğinden o güzelliği yüklemez. O zaman da eski güzellikten eser kalmaz. Karşımızda gördüğümüz güzellik, bizim beynimizin eseridir. Eski bir pop şarkısının şu nakaratı çok anlamladır:
“Sen yarattın beni...
Bendeki güzeli...
Bu güzellik seni...
Bana mahkum etti...”

tiyatro

İsteyene Almanca isteyene Türkçe Faust

Alman Edebiyatçı Johann Wolfgang von Goethe’nin (1749-1832) en çok beğenilen eseri olan ve dünya literatürünün köşe taşlarından biri olarak kabul edilen ‘Faust’ İstanbul’da. Oyunu, Beyoğlu’ndaki Suriye Pasajı’nda Salı günü Türkçe, Çarşamba günü ise Almanca izleyebilirsiniz. Tek kişilik dramatik oyunda Haydar Zorlu, Faust, Mephisto ve Gretchen karakterlerinin yanı sıra dört karakteri daha canlandırıyor. Ve her bir karakterden diğerine geçişleri kitap okurken bir sayfadan diğerine geçmek kadar yumuşak yapıyor. Tanrısal, insani ve şeytani anlatımları barındıran oyunda Zorlu’nun, vücut dilini kullanımı da oldukça başarılı. Çok az dekorun yer aldığı sahnede kah yerde sürünüyor kah sahnenin tepesinden bakıyor...

sergi

Farklı bir Nuri İyem sergisi

İş Bankası Kibele Sanat Galerisi Türk resim sanatının önde gelen sanatçılarından Nuri İyem’in, daha önce bir araya gelmemiş eserlerinden oluşan bir seçkiyi sanatseverlere sunuyor. “100 Koleksiyondan, 100 Nuri İyem” başlıklı sergi 19 Şubat’a dek Kibele Sanat Galerisi’nde; 2 Mart- 16 Nisan 2011 tarihleri arasında ise İş Bankası İzmir Sanat Galerisi’nde ziyarete açık olacak. Sanat yaşamı boyunca, bağımsız bir ressam olarak yaşamını sürdürmeyi başarmış ressamlarımızdan olan Nuri İyem, bu sergide farklı bir açıdan ele alınıyor. Sanatçının soyut eserlerinden kadın yüzlerine, nü’lerinden göç resimlerine, natürmortlarından gerçek insan portrelerine 100 tablosu bu sergide yan yana görülebilecek.

DİĞER YENİ YAZILAR