Prf. Dr. Orhan Çeker insanlık suçu işliyor!..

Haberin Devamı

Ben hayata oradan bir adam, buradan bir adam gönderilsin diye bakmam...

Yaşamın insan haklarından yana, demokratik standartlarına bakarım...

Hayatın cenahlardan, ya da taraflardan değil, insanlardan oluştuğuna inanırım...

Gayet açıklıkla ve vicdanım müsterih olarak söylüyorum ki YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, Selçuk Üniversitesi ana bilim dalı başkanı Prof. Dr. Orhan Çeker’i üniversitedeki görevinden almalı...

Çünkü tacizin kadınların dekolte ve mini etek giymelerinden kaynaklandığını ve kadınların da suça ortak olduğunu söylemektedir Orhan Çeker...
Böyle bir bilimadamı olamaz...

***

Orhan Çeker bir bilimadamının utanması gereken sözler söylüyor...

O da “Hayır ben öyle söylemedim... Doğrusu şudur, mealinde bir açıklama yapıyor...”

Şu cümleler kendisinin düzelttiği sözleridir:

“Bu işte erkek suçludur (Taciz, tecavüz)...
Ancak onu tahrik eden, dekolte giyinen, davet eden kadının da suça ortaklığı vardır...”

Bunu Selçuk Üniversitesi’nde görev yapan bir ana bilim dalı başkanı Profesör söylüyor...

Yanlış anlamayı düzeltirken söylediği sözler bunlar...
Eğer bu kişi üniversitedeki bilimadamlığı görevine bu anlayışıyla devam edebiliyorsa bu üniversiteye ben üniversite diyemeyeceğim...

İnsan haklarına saygılı hiçbir ülke de üniversite diyemeyecektir oraya!..

*****

YAŞLANDIĞINI FARKETMEYEN BİR ADAM: İBRAHİM ÜZÜLMEZ...
Ali Sami Yen’de karda kışta Galatasaray’a attığı bir gol vardı...

Şampiyonluk kovalarken Beşiktaş...
Soldan getirdiği topu sağa çekmiş, doğru düzgün vuramadığı sağ ayağıyla, ceza sahasının köşesinden öyle bir vurmuştu ki topa, onca kalabalığın arasından gol olmuştu...
“Düzgün vurabildiği soluyla atsa gol olmazdı o top... Bir türlü kıvamını tutturamadığı sağ ayağıyla attığı için tesadüfen gol oldu...” demiştim de dostlarla gülüşmüştük...
Tribünde esprisi yapılırdı İbrahim Üzülmez’in hep:
İbrahim’e demişler ki, “Her şeyin mükemmel... Hırslısın, disiplinlisin, mücadelecisin, adam kaçırmıyorsun, topa kafanı uzatıyorsun... Bir de orta yapmasını becerebilsen...”
İbrahim bunu söyleyenlere şöyle bir bakmış:

“Bir de orta yapabilmesini becerebilseydim, benim ne işim vardı Beşiktaş’ta... Real Madrid’de oynardım, Real Madrid’de...”

***

Allahı var, 2002-2003 yılındaki 100. yıl şampiyonluğunun en büyük mimarlarından biriydi Deli İbrahim...
Lucescu Beşiktaş’a savunma futbolu oynatır, 65’ten sonra yaptığı değişikliklerle kilit bir gol atıp, üç puanı cebine atardı...

Bu savunma futbolunun en önemli sacayaklarından biriydi İbrahim Üzülmez...

Rakip takımın gücü ne olursa olsun, top sol koridordaysa, o top Beşiktaş kalesine kolay kolay gelmezdi...
Deli İbrahim ne yapar eder, o topu çevirir, döndürür, taç çizgisinin yanında kilitler, rakibine nefes aldırmazdı...
Top İbrahim’in kulvarına geldi mi, kafanızı çevirip stadın güzelliklerine, ya da Boğaz’ın esintisine bakabilirdiniz...
O cenahtan Beşiktaş kalesine kolay kolay tehlike sokulmazdı...

***

Yıllar yılları kovaladı...
İbrahim Üzülmez, Beşiktaş’a büyük başarılar kazandırdı, kendi de Beşiktaş’tan hatırı sayılır paralar kazandı...
Gayrımenkul zengini olduğu söyleniyor, gazetelerde gayrımenkullerinin listesi yayınlanıyordu...

Emeğiyle, alınteriyle, hırsıyla, mücadelesiyle, deliliğiyle yapmıştı bütün bunları...

Anasının ak sütü gibi helaliydi bütün hepsi bu sevimli “Deli”nin...

***

Ancak “hayat” ilginçtir ve derslerle doludur...
İnsanlar her zaman zirvede olmazlar, zirvede kalamazlar...
Hiçbir şey olmasa yaşlanırlar...

Bir kadın yaş almaya başladığında, gençliğinin en taze ve en çıtır günlerinin ilgili yoğunluğu yerine, daha farklı ve olgun bir ilginin odağı olması gerektiğini anlar...
Taze günlerinin, çıtır dişiliğine yönelik yoğun kantitaif (niceliksel) ilgisi yerine, kalitatif (niteliksel) ilgilerin merkezine oturmayı düşünür...

Hayat 40’ından sonra da güzeldir ve muhtemelen daha güzeldir, ancak “lolita ve çıtır ilgisinden oluşmaz” olgun güzellikler...

***

Bir erkek de 50’sinden 60’ından sonra daha bir durur oturur...

Daha bir bilgeleşir...

Daha bir tepeden ve olgun bakar...
Daha bir hırslarını törpüler...

Daha az çatışır, daha fazla hayatla uyumu düşünür...
Onun için artık başarı, gündelik karneler değil, yaşam boyu için verilecek onur ödülleridir...

Erkek kadın herkes için değişen hayat Deli İbrahim için de değişmeye başladı zamanla...
36’sına gelmişti İbrahim...

Bir futbolcu için hele hele bir defans oyuncusu için artık çoktan uzatmaları oynuyordu...

Hırsı, deliliği ve mücadeleciliğiyle hala gençlerle boy ölçüşebiliyordu, ancak fiziki bir gerçek vardı ki ortada, Deli İbrahim artık Beşiktaş’ın “olmazsa olmazı” değildi...

***

Hayatın dayattığı gerçekleri kabul etmezseniz, hayatla kavga edersiniz...

Siz karşınızdakiyle mücadele ettiğinizi zannedersiniz, oysa gerçekte kendi gerçeğinizle ve hayatla kavga edersiniz...
Sivok ve Zapatochny alındığında, Ferrari geldiğinde İsmail Köybaşı “istikbalin yıldızı” diye transfer edildiğinde, medyanın gazlamasıyla Deli İbrahim hep “Kimler geldi kimler geçti, hepsini sildim ben... Bu yerin ve kaptanı olduğum Beşiktaş’ın değişmeziyim ben...” diyerek kendi kendini doldurdu...

Medya da İbrahim’deki yangına odun atıyordu:
“Yerine kaç kişi aldılar... ‘Deli’ İbrahim’i yine silemediler...”

***

Kendisinin vazgeçilmezliğine, büyüklüğüne ve imparatorluğuna o kadar inandı ki İbrahim, önce terlik giymediği için ikinci kaptanı Üzülmez’le kavga etti saç saça baş başa...

İkisi birden kadro dışı bırakıldıklarında, takım bulmaları arzulandığında farketmedi “gözden çıkarılmakta olduğunu” aslında...

Futbolun ve hayatın değişmez kuralı zamanı gelince yavaş yavaş terketmesini bilmekti...

Yerine yeni değerler, yeni vizyonlar, bilgece ve olgunca davranışları koyup hayatla kavga etmemekti...
“Ben Deli’yim ve vazgeçilmezim” diye diretmemekti...

***

Kimse o paraya kendisine talip olmayınca da anlamadı durumu İbrahim...

Mustafa Denizli geldiğinde, onu yeniden kaptan yapıp, kendine otorite kurduğunda, bu durumu da doğru okuyamadı...
Mustafa Denizli’nin şemsiyesi altında, eski günlerdeki havasını yine sürdürür gibi oldu...
Ne ki değişim bir kere kapıyı çaldı mı, bir daha mutlaka çalardı...

Onu her şeyiyle son koruyan adam Mustafa Denizli’ydi...
Denizli’nin gidişi Beşiktaş’ta doğrusuyla yanlışıyla yeni bir başlangıçtı...

Beşiktaş dünya çapında beş yıldızı kadrosuna katmış...
Portekiz Milli Takımı oyuncularıyla, Real Madridli Guti, Beşiktaş’ın takımı olmuştu...

***

Bu takımda İbrahim Üzülmez ancak bir “ağabey”, eskiyle yeni arasında bir köprü, “Beşiktaş’ın geçmişini, geleceğine taşıyan köprü” olabilirdi...

Bir miktar Tayfur Havutçu gibi...
Oysa İbrahim hala esiyor gürlüyor, “Neden oynamadınız lan” diye bağırıyor, bu arada sol tarafta hata üstüne hata yapıyordu...

Hata yapması doğaldı, çünkü yaşı artık 37’ye dayanmıştı...
Üstelik yıldız olduğu günlerdeki gibi Beşiktaş savunma ağırlıklı değil, tamamen hücuma dönük bir futbol oynuyordu...

Bu da İbrahim gibi bir savunma oyuncusunun üzerine iki misli yük bindiriyordu...

Bunu kaldıramazdı fiziksel olarak, zaten kaldıramadı...
Ancak kaldıramadığı için, bu durumu kabullenemediği için, futbol için yaşlandığını göremediği için gitmek zorunda kaldı İbrahim...

***

Kavga etmemesi gerekiyordu artık eski “Deli” günlerindeki gibi...

Hele hele devre arasında eski bir kavgayı devam ettirircesine sedyede yatan arkadaşına yumruk atmaması...

Soyunma odasında delileşmemesi gerekiyordu İbrahim’in...
“Deli” değil, “Olgun” olması gereken günlerdeydi İbrahim...
Ne garip bir tesadüf...

İbrahim’in yerine “Guti” geldi kaptan olarak...
Aylar öncesinden yazmıştım ki, “Artık İbrahim onursal kaptan pozisyonunda kalmalı, Guti bu takıma kaptan olmalı” diye...

Bellidir ki bu Beşiktaş’ın kaptanı Guti’dir...
Eğer kaptanlar, takıma önderlik ve liderlik edeceklerse...
Bu Beşiktaş 11’inin lideri Guti’dir...
Geçip gitmekte olan zaman yelkenli yaparken arkanıza aldığınız rüzgarlar gibidir...
Rüzgarı kullanırsınız ve arkanıza alır hedefe yol alırsınız...

Yelkencilikte temel bir kural vardır:
“Rüzgara karşı yelken basılmaz...”
Alabora olursunuz!..

DİĞER YENİ YAZILAR