Poyraz ve Mina’ya yaş günü mektubu...

Haberin Devamı

Dün sizi bahar ve doğumgünü alışverişine çıkardım...

Çekiniyordum doğrusu...

Kıyafetleri giymek istemezsiniz, üstünüze olurlar mı olmazlar mı bilemem, iki arada bir derede kalırım diye...

Oysa hiç beklemediğim gibi davrandınız...

Üzerinize seçtiğim bütün kıyafetleri giydiniz...

Seve seve, güle oynaya...

Belli ki alışverişi çok özlemişsiniz...

Hepsi tam oldu üzerinize...

Ben de hepsini aldım ikinize...

Defile gibiydi dünkü haliniz...

Birini çıkartıyor, birini giyiyordunuz...

Hiç çıkartmadığınız ayakkabılarınızı bile çıkartıp, yeni pabuçlar giydiniz...

Hepsi oldu, onları da aldık...

Diyorum ya dün “şekerpare gibiydiniz ikiniz de...”

***


Sonra öğle yemeğine gittik...

Birer mumla, kalp şeklinde tiramisular söyledim ikinize...

Restoranda “şarkı söyleyerek getiriyor garsonlar doğum günü pastalarını...”

Nedense bir garip oldu o anda içim...

Çok nazara geldiniz diye düşündüm...

İnanılmaz kalabalıktı restoran...

Şeflerden rica ettim, şarkı söylemeden getirdiler doğum günü pastalarınızı...

Masada söyledik, kendi aramızda...

Siz mumu görünce zaten mutluluktan uçtunuz...

Çok keyifliydiniz...

Katıla katıla güldünüz, mumu iki kez yakıp söndürdünüz...

Mumu üflerken, sandalyenin üzerine çıkıp birbirinizi alkışladınız...

***


Çok güzel çocuklarsınız Allah nazardan saklasın...

Sizin yaşınızdayken “Aman nazara gelmesin bu çocuk dediklerinde nazara geldiğime inanmazdım...”

Çocukken bunları ciddiye almazdım...

Fakat siz doğunca ben değiştim...

Çok olay geldi...

Sizi nazardan sakınır hale geldim...

Pastalar tam gelecekken şeflerden birini çağırıverdim...

Sessiz getirsinler pastaları masaya diye ricada bulundum...

Göze gelmesin de, bu küçük mutluluğumuz da elimizden alınmasın, diye içimden geçirdim...

Allah kimseleri çocuklarından ayırmasın...

Ayrı olanları kavuştursun...

***


Annenize gönderdim sizi sonra, yeni kıyafetlerinizle...

Çok şıktınız...

Kim bilir dün akşam neler yapmışınızdır annenizde...

Bu sabah ne güzel uyanacaksınız...

Ne büyük sürprizler yapmıştır, anneniz, dedeniz, anneanneniz, abiniz sizlere...

Öğlene, babaanneniz, dedeniz ve Ayşe Nazlı’yla beraber olacağız kısmetse...

Cuma günü sizi Ayşe Nazlı’nın tiyatro oyununu seyretmeye götürdüm...

Çok güzel oynuyordu Ayşe Nazlı...

Mina, oyun oynanırken sahnede ablanı görünce “Bu Ayşe...” deyip durdun...

Poyraz, çok gürültü çıkarttın, arka sırada izlettirmek zorunda kaldım seni...

Ayşe Nazlı gelmenize çok mutlu oldu...

Arkadaşlarına sizi tanıttı gururla...

Arkadaşları sizi sevdiler, onların maskotu oldunuz...

Güldünüz, oynadınız, oradan ayrılmak istemediniz...

***


Kısmetse bu sene okula gideceksiniz...

Anaokuluna başlayacaksınız...

Sonra yavaş yavaş büyeyeceksiniz...

Büyürken yanınızda olmak tek dileğim...

Bir gün bu mektubu okuduğunuzda, bütün kardeşler umarım birarada olursunuz...

Hayatta yalnız olmamanın keyfiyle doğum gününüzü hep birlikte kutlarsınız...

Ben tek çocuğum...

Bazen kendimi çok yalnız hissediyorum...

Keşke sizin gibi kardeşlerim olsaydı diyorum...

Neyse, bugünlük bu kadar...

Dün çok mutluyduk...

Bugün de çok güzel geçecek...

Doğum gününüz kutlu olsun...

Sizi çok seven babanız...

*****


35 YILDA BİR MİLİM DEĞİŞİKLİK YOK!..

35 yıl sonra, bakıyorum sosyalist solun safları hiç değişmemiş...

Oturma düzenleri bile aynı...

Aydınlıkçı’nın yanına eski de olsa, sosyalist soldan kimse oturmuyor...

Halil Berktay ekranın bir tarafında tek başına oturuyor...

Oysa düşünceleri itibariyle kendisine yakın olan profesör Cemil Bey dahil, hepsi karşıda saflanmışlar...

Boşverin 1 Mayıs 1977’de ne olduğunu...

CNN Türk’te Şirin Payzın’ın programındaki oturma düzeni neyi gösteriyor biliyor musunuz?..

Sosyalist sol 35 yıl önceki saflaşmasından, bir milim sapmamış...

***


Aydınlıkçılar -eski Aydınlıkçı, yeni Aydınlıkçı farketmez- o günlerde de, şiddet olaylarının önemli bir kısmının sorumluluğunun “sosyalist sol grupların provokatif davranışlarında olduğunu” söylerlerdi...

Şimdi de aynısını söylüyor ayrılmış olmasına rağmen Halil Berktay...

Keza “sol”un tüm diğer fraksiyonları Aydınlıkçıların bu tavırlarının “solu suçlu göstermeye çabalayan bir tür polis tavrı” olduğunu söylerlerdi...

Önceki gece baktım, durumda hiçbir değişiklik yoktur...

Dev-Genç’in eski başkanı, Dev-Sol’un ajitasyonlarıyla meşhur eski lideri Bülent Uluer, 35 yıl önceki sorunun bir başka versiyonunu canlı yayında patlattı:

-”Merak ediyorum” dedi, “35 yıl sonra Halil Berktay’ın nereden aklına geldi bu tezi söylemek?..”

***


Bülent Uluer, yeni başlayan 12 Eylül davasını sulandırmak amacıyla, Halil Berktay’ın bu tezi söylemiş olabileceğini ima ediyordu..

Berktay da buna müthiş tepki gösterdi...

-”Benim 12 Eylül iddianamesinin içeriğinden bile haberim yok... Sordular söyledim... Huysuz bir tarihçinin olgusal bakışı olaylara... 12 Eylül’le iddianamesiyle ne ilgisi var benim bu söylediklerimin...” demeye getirdi...

Çok ilginç bir tartışmaydı, ya da bana çok ilginç geldi...

Bu vesileyle gördüm ki, hiçbir sosyalist grup ya da kişi “antagonist çelişkilerinde” bir nebze bile değişmemiş esasen...

Bülent Uluer’in şu sözleri, durumu özetliyordu:

“Bizim” dedi Bülent Uluer, “Esasen önce sosyalizmi konuşmamız ve tartışmamız lazım... Sosyalizmden ne anladığımızı...”

35 yıl önce, 35 yıl sonra...

Anlaşılıyor ki hala “sosyalizmi tartışmak gerek ne olup ne olmadığını...”

35 yılda çözülemeyen sosyalizmden ne anladığımız konusu belli ki bir 35 yıl daha devam edecek...

1 Mayıs 1977’de gerçekte ne mi oldu?..

Önemi yok bu tartışmadan sonra...

Sol kitle hareketi sizlere ömür oldu...

Şu anda hala sosyalizmin gerçekte ne olduğunu ve devrimci terörü tartışmaya devam ediyor...

Köprünün altından çok sular aktı gibi gözüküyor...

Hayır akmadı...

Canlı yayındaki oturma düzeni, köprünün aynı, hatta suyun bile diyalektiğe aykırı olarak sabit! kaldığını gösteriyor...

Kahrolsun faşizm!..

*****


GÜNÜN SÖZÜ...

“Başka insanların kitabını okumak, onların gerçeklerinin bir yansımasıdır...

Bir seminerdeki konuşmacıyı dinlemek, onun dünya ve hayat üzerindeki felsefesini duyacağınız anlamına gelir...

Bu yolculuğunuzun o aşaması için iyi olabilir...

Başkalarının ne düşündüğünü bilmek, gerçekte sizin ne düşündüğünüzü keşfetmenize yardım eder...

Fakat başka bir insanın doğrularının illa da sizin doğrularınız olacağı hatasına kapılmayın...

Başarı kendi felsefenizle yaşadığınız zaman kazanılır...

Olmayı hayal ettiğiniz kişi olacağınıza inanmalısınız...

Robin Sharma...”

DİĞER YENİ YAZILAR