PKK terörü asla sadece PKK terörü değildir!..

Haberin Devamı

Her gün “ne zaman bitecek akan bu kardeş kanı?..” diye beklerdik, her gün bizi biraz daha moralman yıkanı gerçekleşirdi...

Amaç ölümlerin üzerine yeni ölümler ve felaketler ekleyerek, ruhumuzu, umudumuzu, hayatla bağımızı koparmaktı...

Önce infial duyduk...

“Kanı yerde kalmayacak” falan dedik...

“Katillerden mutlaka hesap sorulacağını” haykırdık...

Biz söyledikçe yeni saldırılar peydahlandı...

Daha fazla ölüm, daha fazla katliam yapıldı...

***


Katillerden hesap sormaktan vazgeçtik...

İçimizden dua eder olduk...

“Ne olur Tanrım hayırlısıyla bu iş bir sona ersin!..” diye...

Yalvarmıyor adeta yakarıyorduk...

Terörist saldırılar, “toplumdaki bedbinliği, bezginliği, bedbahtlığı” farketmişti...

Biz yakardıkça, onlar daha fazla saldırdılar...

Biz yaşama tutundukça, onlar daha fazla öldürdüler...

Bir şey olacaktı...

O olana kadar öldüreceklerdi...

***


12 Eylül sabah saat 5.30’da evin telefonu zır zır çaldı...

Yatak odamın yanındaki küçük odadaydı evin telefonu...

Annemle babamın yatak odası, koridorun öteki ucunda, daha uzak mesafedeydi...

Ben yataktan uyanıp gelene kadar, onlar uyanmış acı acı çalan telefona ulaşmışlardı...

Haber ajansında “biraderim” diye konuşan sempatik yüzlü bir çocuk vardı...

Telefona çıkan annemden beni istemişti...

-”Ben ajanstan arıyorum teyzeciğim, ihtilal oldu” diyerek...

Babam kanepenin yanında duruyordu...

Ahizeyi aldım, “Efendim” dedim...

“Erdoğan Abi (Örtülü), herkesin ajansta olmasını istiyor biraderim” dedi... “İhtilal oldu... Hemen ajansa gelin...”

***


Solcu bir müktesebattan geliyordum...

Yaşım 21’di...

Askerin yönetime el koymasını ilk ağızdan alkışlayacak bir fıtratım yoktu...

Gazeteciliğe yeni başlamış, üniversite üçüncü sınıfa o yıl geçmiştim...

Üniversitede kalan iki yılımı “ölmeden, yaralanmadan” nasıl geçireceğimi düşünüyordum...

Okulun bulunduğu Cebeci her gün ölümlere mekan oluyordu...

Önceleri “Katiller bulunsun, hesap sorulsun” diye Cebeci mezarlığına yürürdük...

O kadar çok ölüm oldu, o kadar çok katil ortalıkta bulunmadan dolaştı ki, son zamanlarda “katiller bulunsun” sözünü söylemez olduk...

“Kanları yerde kalmayacak” lafı da anlamsızlaştı gözümüzde...

***


O kadar umutsuz, o kadar karamsar kalmıştık ki, “ihtilal oldu” dedikleri sabaha karşı 5.30’da Kızılay’a doğru tek başıma tanklar arasında yürürken, “Bu ölümler canımıza tak etmişti artık” diye geçirdim...

21 yaşında solcu bir genç bile, ölümlerin fazlalığından, karamsarlığından, umutsuzluğundan, katillerin ortalıkta cirit atmasından, katliamlardan, kitle üzerine açılan silahlı taramalardan, bombalı pankartlardan “ilallah” demişti, içinden “canımıza tak demişti” diye geçirmişti...

Terör amacına ulaşmıştı...

Bizi önce pasifize etmiş, sonra karamsar yapmış, arkasından umutsuzluğa sevketmiş, en sonunda da hayata dair inancımızı yok etmişti...

12 Eylül sabahı solcu bir gencin “canına tak ettiren” olayların bir senaryo olduğu, “darbeye ortam sağlamak için derin odaklar tarafından inceden inceye planlandığı, amacın zaten bütün Türkiye’nin canını tak ettirmek olduğu” sonradan anlaşıldı...

Terör, siyaseti dizayn edecekti...

Ortadoğu’da siyaset, sadece parlementoda, sivil toplum örgütlerinde, sendikalarda, üniversitelerde değil, sokaklarda silahların gölgesinde dizayn edilirdi...

Terör Ortadoğu’da siyaseti yönlendiren en önemli nesnelerden biriydi...

***


Terör bizi canımızdan bezdirdi...

Umudumuzu bitirdi...

Hayat iksirimizden etti...

Direncimizi yok etti...

Sonra da darbe oldu...

Bu sefer nasıl bir seyir planlıyorlar bilmem...

Fakat PKK terörü, “kültürel ve siyasi bir hak arama mücadelesi, hatta otonomi isteyen ayrılıkçı bir terörist savaş” değildir...

PKK terörü, tıpkı 12 Eylül öncesinde olduğu gibi, toplumu silikleştirmek, hayattan bezdirmek, umudunu kesip hayattan ve siyasetten bıktırmak için planlı bir şekilde toplumun atardamarlarına yönelik bir saldırıdır...

Amaç PKK terörü yoluyla Türkiye’de siyaseti yeniden dizayn etmektir...

PKK terörü şu anda, ayrılıkçı bir terörist savaş değildir...

Tıpkı 12 Eylül öncesi terörün artık “devrimci sosyalist bir kimlik taşımadığı, milliyetçi ve vatansever bir savaşı andırmadığı” gibi...

Amaç “Bugün de Mehmetçikleri şehit ettiler” diye diye, vatan denilen toprak parçası üzerinde kalan tüm umutları tedavülden kaldırmak ve dölledikleri yeni siyasi sistemin doğumunu gerçekleştirmektir...

PKK terörü asla sadece PKK terörü değildir!..

*****


GÜNÜN ANLAMLI SÖZÜ

“Mezardakilerin pişman oldukları şeyler için dünyadakiler birbirlerini yiyorlar...”

Johann Wolfgang von Goethe

*****


AZİZ YILDIRIM’A VE ADNAN POLAT’A TELEVİZYON PROGRAMLARINDA BAŞLARINA GELECEKLERİ SÖYLEMİŞTİM!..

Futbol ihalesinin yapıldığı günlerdi...

LİG TV, bütün futbol maçlarının görüntülerini kendinde tutup, sadece TRT’yle paylaşarak, diğer futbol programlarını bitirmeyi planlıyordu...

Bu düşüncenin o zamanlar en ateşli savunucuları “kendilerinin de çok fazla eleştirildiğini düşünen Fenerbahçe ve Galatasaray başkanları ve yöneticileri” idi...

Aziz Yıldırım ve Adnan Polat’ı o günlerde ayrı ayrı görmüştüm...

Aziz Yıldırım’la ünlü bir restoranda sohbet etmiştim...

Adnan Polat’la ise, Nice’den İstanbul’a dönen uçağın körüğünde ve kapısında...

-”Çok yanlış yapıyorsunuz bu maçların görüntüsünü LİG TV ve TRT dışındaki kanallara verdirmemekle... O maçların görüntüsü olsaydı, futbol programlarında daha fazla futbol konuşulurdu... Penaltı mı değil mi, hakemin kararı doğru mu yanlış mı, takımın dizilişi, futbolcunun form grafiği konuşulurdu...

Şimdi bu görüntüleri verdirmediğiniz için, üç dört saatlik programlarda hep Başkan olarak siz ve yönetimleriniz konuşulacak...

Sürekli eleştirileceksiniz...

Her yaptığınız yargılanacak...

Süre dolsun, ilginç olsun, hararet yükselsin, tartışma sürsün diye, bütün programlarda futbolcular ve hakemler değil, yöneticiler olarak siz özne olacaksınız...

Kendi kendinizin intiharının altına imza atıyorsunuz...”

***


O zamanlar her kim başkanların akıllarına girdiyse “Siz maç görüntüleri federasyona verdirmeyin... Futbol programları kısa zamanda nalları dikerler...” demişti...

Oysa öyle olmadı...

Benim dediğim gibi gerçekleşti...

Futbol programlarında futbol hiç konuşulmaz oldu...

Onun yerine yönetimlerin her yaptıkları, başkanların her davranışları, camiaların birbirlerine yönelik tavırları sorgulanır oldu...

Futbolun yerini dedikodusu bol, ratingi yüksek, kavgası gürültüsü çok, “egolar savaşı” aldı...

Bu tartışmaların hedef tahtasının başındaki en önemli iki ismi kaderin garip bir cilvesi Aziz Yıldırım’la, Adnan Polat’tı...

Gün geçmedi ki iki başkan ve Yıldırım Demirören bu programlarda ameliyat masasına yatırılmasın ve ciğerden dalağa kadar her tarafından ameliyat edilmesin...

***


İki gün önce, NTV’deki spor programında Aziz Yıldırım’ı izlerken, “Futbol maçlarının görüntüleri olmadığı için, bütün programlarda biz konuşuluyoruz... Böyle şey olmaz... Görüntüler verilsin... Futbol konuşulsun...” diyordu...

Ona Paper Moon restoranın yuvarlak masasında 3 Temmuz’dan biriki ay önce söylediğim sözler geldi aklıma...

Adnan Polat’a Nice’den İstanbul’a uçarken uçağın kapısında defalarca aktardığım sakıncalar...

Nihat Özdemir dostuma yine bir düğünde ve uçak yolculuğunda yaptığım hatırlatmalar...

Hepsi boşa gitmiş ve birilerinin “görüntüyü tekeline alarak program yapma planlarının” kuyusuna düşmüştü...

Adnan Polat o programlarda sürekli hedef tahtasına konarak başkanlıktan gitti...

Aziz Yıldırım’ın yaşadıkları ise ortada...

Hayat bana bir şey öğretti...

Başkaları için düşündüğün bir süre sonra kendi başına geliyor...

Bir şeyin olmasını isterken çok dikkat edin...

Her an size de çıkabilir...

Başınıza geliverir...

DİĞER YENİ YAZILAR