PKK’nın arkasında birikinti yaratmayın yeter!..

Haberin Devamı

Arkasında Suriye’nin gizli servisi El Muhaberat olabilir...

Şamil Tayyar’ın dediği gibi, Şam patlamasının misillemesi olarak rövanş niyetine Gaziantep saldırısı düzenlenmiş olabilir...

Kesin olan şudur ki, bu hunhar saldırıların arkasında PKK’dan öteye, uluslararası servisler, devletler, ittifaklar var...

Burası Ortadoğu...

Yaşadığın coğrafyayla kavga edemezsin...

Ortadoğu’da yaşıyorsan, Ortadoğu’nun dinamikleriyle hareket edeceksin...

“Neden Ortadoğu’da yaşıyorum?..” diye dövünmeyeceksin...

Kaderle ve coğrafyayla kavga etmeyeceksin...

***


Duruma uygun çözümleri bulup, hayata geçireceksin...

Makus kaderinden, mucizevi fırsatlar yaratacaksın...

Kalleş saldırılardan, demokrasi çıkaracaksın...

Kardeş kavgası tuzaklarından, ‘barış’ı filizlendireceksin...

Hunharca katledilen insanlardan siyasi bir rant elde etmeye çalışmayacaksın...

PKK’nın arkasında yabancı servisler gibi, ‘birikinti’ yaratmayacaksın...

Kabul...

Bu topraklar kalleş saldırılara, hunhar katliamlara, doğmamış bebekleri öksüz bırakan caniliklere şahit topraklardır...

Geçmişte de öyleydiler...

Bugün de öyledirler...

***


11 Eylül 1980’de terörün dik alası vardı bu ülkede...

Her gün onlarca genç ölüyordu, sokak ortasında...

11 Eylül 1980 günü sorsalardı “ne olacak bu ülkenin hali” diye, kimse “bu terör bitecek” demezdi...

Her ne olduysa oldu, 12 Eylül 1980 günü bıçakla kesilir gibi kesildi bütün terör...

ASALA Türk diplomatlarını arka arkaya öldürürken, genç bir gazeteci olarak acılı ailelerin evinden mesleğini yapmaya çalışan ben, ASALA saldırılarının “nasıl ve ne zaman duracağını” hiç bilemiyor, kestiremiyordum...

PKK ve Kürt meselesi ortaya çıktığında, bıçakla kesilir gibi kesildi ASALA terörü...

Bana “ne olacak bu kirli terörün sonu?..” diye soruyorlar...

33 yıllık gazetecilik tecrübesinin ışığında “Bir gün gelecek bıçak gibi kesilecek... Ne olduğunu bile anlayamayacağımız kadar keskin ve ani” diyorum...

“Hadi canım sen de!..” diyorlar...

Ben de onlara “Gelişmelerin başlama ve tetiklenme noktasını bilmeyenler, nasıl ve ne zaman sona ereceğini de bilmezler...” diyorum ve ASALA’yla, 11 Eylül 1980 günü terörünü örnek veriyorum...

Günü geldiğinde bıçakla kesilir gibi kesilecek kesilmesine de...

O gün gelene kadar ‘birikinti yaratmasanız’ diyorum, ‘PKK’nın sırtında...’

*****


UĞURSUZ GİBİ GÖRÜNEN OLAYLAR, BÜYÜK MUCİZELERİN HABERCİSİDİR...

On yıl önce, “Türkiye’deki iktidar savaşının, belaltı yöntemlerine maruz kalıp, gazetecilik hayatımda uğursuz bir gelişmeyle karşılaşmıştım...

Show TV’den ayrılmış, Star Tv’ye geçmiştim...

Star grubunun açacağı yeni kanalın haberlerini yaparak kanala ivme kazandıracak, bu arada STAR televizyonuna da her hafta üç ayrı program yapacaktım...

Kısa bir süre sonra, yeni kurulan kanal projesi, bir süre dondurulduğundan, ana haberleri de STAR’da yapmam istendi...

O günlerde ani bir gelişme oldu, 3 Kasım’da seçimlere gidilmesine karar verildi...

3 Kasım 2002’de genel seçimlerin yapılacağına karar verildiği gün, ben de “içimden 3 Kasım 2002’de televizyon haberciliğini bırakma kararı aldım...”

Belliydi ki, yeni gelecek iktidara karşı, STAR’ın patronları kendi kurdukları siyasi oluşum çerçevesinde muhalefete geçeceklerdi...

Muhalefetin nasıl olacağını bilmiyordum...

Neye muhalefet edeceklerini de bilemezdim...

Üstelik kimin iktidarına karşı muhalefet edeceklerinden de bihaberdim...

Fakat bunlardan daha önemli bir neden vardı, “televizyon haberlerini bırakma kararımda...”

***


“Muhalefet mi edilecekti, edilecekse neye muhalefet edilecekti, kim iktidar olacaktı da muhalefet edilecekti, hangi siyasi çizgi benimsenecek ve neye göre belirlenecekti?..”

Bu soruların hiçbirinin cevabı belli değildi...

Fakat bir şey belliydi...

Bütün bu soruların cevabını belirleyecek “karar mercii” ben değildim...

Burası kesindi...

Patronlardı ve patronların çizdiği çerçeveye göre hareket edilecekti...

Patronlarla “onların olan televizyon kanalının benim olduğunu iddia edecek bir polemik sefilliğine düşmezdim...”

Onların televizyon kanalında ne yapacaklarına ben karar veremezdim, benim yetkim ve etkim de yoktu...

Kaldı ki, daha iki ay önce, bir önceki işyerimden siyasi ve bürokratik iktidarların kumpasları sonucu, ayrılmak zorunda kalmıştım...

Birkaç ay önce hayatının en ağır meslek yaralarından birini almış bir televizyon habercisinin, üç ay sonra yeni kanalının patronlarına “Öyle yapılmaz, böyle yapılır” diyecek hali yoktu...

Alınacak tek bir karar vardı...

Kendi göbeğini kendin kesecektin...

Türkiye’de ismini dağlara taşlara yazdırtan televizyon haberciliğine kendi ellerinle son verecektin...

***


Öyle yaptım...

Son haber programını, 2 Kasım’ı 3 Kasım’a bağlayan seçim gecesi sekiz saat boyunca yapıp, televizyon haberciliğine nokta koydum...

Bu olayı niye anlatıyorum...

O gün baktığımda, olay her açıdan benim için uğursuz bir olay olarak görülüyordu...

İşim, mesleğim, kariyerim, param, pulum, itibarım, gücüm kendince yara alacaktı...

Ya da öyle gözüküyordu...

İki ay sonra bu kararın 10. yılı olacak...

Şimdi geride bıraktığım o on yıla baktığımda, hayatımın en önemli mucizelerinin bu on yılda gerçekleştiğini görüyorum...

On yıl içinde üç tane dünyalar güzeli çocuğum oldu...

Her birinin babası olabilmek için, gerçekten “ağır bir mücadele”den geçtim...

Her bir çocuğumu hakkımla ve verdiğim emekle kazandım...

***


Hayatımda içki, sigara, şişmanlık gibi ne kadar “ağırlık yapan” madde ve olgu varsa yaşamımdan çıkardım...

Hiçbiri kalmadı artık hayatımda...

Huzursuz, gergin ve stresli günler ve gecelerle doluydu iş yaşamım...

Şimdi de gergin geçen günlerim oluyor...

Fakat hayatın huzuru ve anlamı ruhumun derinliklerinde beni sarmalıyor...

“Uğursuz” bir gelişme gibi başlayan 2 Kasım 2002, bana o güne kadar nasip etmediği mucizeleri sonrasında teker teker kazandırdı...

On yılda o uğursuz gelişmenin arkasından onca mucizevi olay hayatıma dokundu ve onu değiştirdi...

***


Yaşamda uğursuz gibi görünen olayları, fırsata çevirebilirseniz, hayat size mucizeler sunar...

Dramatik olayları ‘takar’, ‘niye oldular bunlar, neden benim başıma geldiler’ diye onlarla kavga yolunu seçerseniz, “hayat size tıkanıklıklar ve obsesyonlardan başka bir şey vaat etmez...”

Hayatı dramadan mucizeye çevirebilmek bir bakış açısı meselesidir...

On yıl içerisinde oturup şöyle de dövünebilirdim:

-”Ben niye böyle oldum?.. Şan, şöhret ve güç niye bende eksiliyor?.. Yazık değil mi bana?.. Ne suç işledim de bunlar geldi başıma?..”

Böyle de düşünebilirdim ve böyle düşündüğüm zaman hayat benim için çekilmez olurdu...

Çevrenize bakın...

Sürekli yakınan ve yakındıkça olumsuz enerji saçan tipler göreceksiniz etrafınızda...

Olumsuz enerji saçtıkça, hayat daha fazla olumsuz gidecekler onlara...

Bu sabah açan güneşe bir bakın...

Beş dakika konsantre olup o güneşe odaklanın...

Nasıl bir ‘mucize’ olduğunuzu fark edeceksiniz...

DİĞER YENİ YAZILAR