Çok hassas bir döneme girdik...
Türkiye Cumhuriyet tarihinin en duyarlı davranılması gereken dönemlerinden birini geçiriyor...
Eğer kısmet olur, işler iyi giderse, 30 yıldır süren PKK terörü ve PKK meselesi sona erecek...
Türkiye yepyeni bir döneme yelken açacak...
İyimser olamasam da “umutluyum...”
İyimser olamıyorum, çünkü bu ülkedenin içinde ve dışında PKK meselesinin çözülmemesi için “her şeyi göze alacak” grupların ve merkezlerin olduğunu biliyorum...
Yakın tarihi bizzat yaşadım farkındayım...
PKK meselesini hangi lider kafasından bitirmeyi düşündüyse bu coğrafyada, “doğduğuna doğacağına pişman hale getirildi...”
Turgut Özal’ın başına neler geldiğini biliyoruz...
Tansu Çiller bir ara İspanya’ya giderken Bask modeli falan deme ihanetinde!!! bulundu da, başına neler geldiğini daha Türkiye’ye dönmeden anlayıverdi...
Türkiye’de siyasetçinin tecrübelisi “Bu tür işlere bulaşmamayı” makbul sayar...
Ülkeye barışı getirmese de, siyasi hayatının uzun olmasını garantilediğini varsayar...
Geçmişte, “barış süreçlerini yok etmek için ellerinden geleni yapanlar”ın bugün neler yapabileceğini tahmin etmek zor değil...
Onun için çok hassas davranılacak günlerdeyiz...
PKK terörünün bitirilmesi için yapılan görüşmeler, çeşitli pazarlıklarla sürüyor, bu bilinmeyen bir şey değil...
Apo’nun bu süreçte kilit rol oynadığı açıkça ifade ediliyor...
Buna karşın İmralı’nın koşullarında iyileştirmeler yapılacağı bir sır değil...
Orta vadede Apo’nun tutukluluk halinin bile değişik bir biçimde infaz edileceği konuşuluyor...
Bu haberlerin yaratacağı psikolojik etkinin, süreci mahvetmemesi, Apo’nun durumuyla ilgili görüşmeler yapılırken, içerde bulunan tutuklu ve hükümlüler ile ailelerinin gönüllerinde oluşacak isyan duygusunun önüne geçilmesi için, çok hassas hareket edilmesi gereken günlere girmiş bulunuyoruz...
Bu meseleyi çözmek bugüne kadar hiçbir siyasi lidere nasip olmadı...
En fazla Turgut Özal çaba göstermişti, o da daha bu sahillerin kıyısına varmadan durduruldu...
Şimdi ‘toplumsal barış’ı kurup, mümkün olan en geniş tabanla, PKK terörünü bitirme noktasına varılmalıdır...
Destek vermeyecek kesimlerin, en azından köstek olmamaları sağlanmalıdır...
PKK terörünün bitirilmesi görüşmeleri, KCK’lılara affı gündeme getirirken; son günlerde bir de “genel af” şaiyası dolaşır oldu...
Genel af üzerine konuşmak doğru değil ve vakit bunlar için erken...
Ancak “gündem çok hassas”tır ve çok özenli davranılması gereken günlerdir...
PKK terörünün Türkiye’ye daha fazla zarar vermeden, bölgedeki yeni şartlara göre, en elverişli çözüme kavuşturulması zamanı gelmiştir...
Bu çerçevede, Apo’nun cezaevindeki şartları konuşulurken, eski Genelkurmay Başkanı Karadayı’nın tutuksuz yargılanması önemli ve isabetli bir karardır...
Barış, tezatını yaşayan herkes aslında içten içe gerçekleşmesini arzuladığı bir olgudur...
Belki de Sev Kardeşim isimli unutulmaz şarkının, söz yazarı ve solisti Şenay‘ın vefatı bir tesadüf değildir...
Tanrı, Şenay‘ın vefatıyla “Sev Kardeşim” şarkısını gözümüzün içine sokmak istemiştir...
BİLGENİN AYAKKABISI...
Bir bilge, gün ortasında tam trene biniyordu ki ayakkabılarından birisi ayağından çıktı ve yere düştü...
Aşağıya inip ayakkabısını alması artık imkansızdı...
Tren çoktan harekete geçmişti...
Yanındaki arkadaşları ne yapacağını merak ediyorlardı...
O ise gayet sakin bir şekilde diğer ayağındaki ayakkabıyı çıkardı ve az önce düşürdüğü ayakkabıya yakın bir yere fırlattı...
Öğrencilerinden birisi dayanamayıp sordu:
- “Neden böyle yaptınız üstat?..”
Bilge hafifçe tebessüm etti ve şöyle söyledi:
- “Demiryolunun üzerinde ayakkabının tekini bir fakir bulursa, diğer tekini de bulup giyebilsin diye...”
SEV KARDEŞİM...
Aslında ilk piyasaya çıktığında Sev Kardeşim de herhangi bir pop şarkısıydı...
O günlerde çok moda olan “aranjmanlardan biriydi...”
Bütün pop parçaları gibi dilimize pelesenk olmuş, genel geçer bir parça niteliğindeydi...
Sev Kardeşim’i ölümsüz yapan şey bir süre sonra CHP’nin ve Bülent Ecevit’in seçim parçası olmasıydı...
Türkiye’nin her yanında silahlar patlıyordu... Gençler onar onar vuruluyordu...
Kalleş tuzaklarda vatan evlatlarını beşer onar yitiriyordu...
Bülent Ecevit seçim otobüsünden işte bu şartlarda “Sev Kardeşim... Elini ver bana... Gel kardeşim...” dedi...
Şarkı Şenay‘ın ağzından barışın sembolü haline gelip başka bir anlam ve hüviyete bürünmüştü...
“Barış özlemi ve rüyası” ondan sonra hep bu şarkıyla dile getirilir oldu Türkiye’de...
CHP Sev Kardeşim şarkısıyla gittiği seçimlerde tarihinin en fazla oyunu aldı...
Yüzde 42...
Çünkü “Barışı sembolize ediyordu Sev Kardeşim...”
Ölümü sonlandırmayı amaçlıyordu “Gel kardeşim...”
Hain tuzaklarda öldürülen gençlerin yaşatmayı amaçlıyordu “Elini ver bana... Gel kardeşim...”
Sev Kardeşim ve Şenay o seçim kampanyasından sonra bir daha hiç unutulmadı...
Aslında sanıyorum Şenay‘la ve Sev Kardeşim’le unutmadığımız kendi barış özlemimizdi...
Biz barışı o şarkıda bulduk...
O şarkıyı söylerken öldürülmeyeceğimize inandık...
O melodiyi mırıldanırken, bizi vurmayacaklarını sandık...
“Bak kardeşim
Elini ver bana
Sev kardeşim
Neşe getirdim sana
Al kardeşim
Ye, iç, gül, oyna
Sar kardeşim
Kolunu boynuma
Sev kardeşim
Canım feda yoluna
Tap kardeşim
Tüm insanlara
Dünyaya geldik bir kere
Kavgayı bırak her gün bu şarkımı söyle
Sevdikçe güler her çehre
Amaçlar hep bir olsun
Acı birlikte...”
Yaşarken en çok ihtiyacımız olduğu günlerde bu şarkıyı çıkartan kadın, yine o şarkıya en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerde vefat etti...
Sanıyorum ölürken yine “Sev Kardeşim”i hatırlatmak istedi bizlere...
Ölmeyin artık diye öldü Şenay...

