PKK meselesi çözülürse Türkiye sınıf atlar!..

Haberin Devamı

Bu ülkede toplumsal huzur yok...

Barışın olduğu da söylenemez...

Gerçek bir demokrasiye ulaşabilmek için daha çok fırın ekmek yememiz gerektiği de su götürmez...

Ne ki bütün bunlar, bugünlerde barış umudunu seslendirmemi engellemiyor...

“PKK’nın silah bırakacağı” günlerin gelmesi ihtimali var...

PKK lider kadrosunun Avustralya’ya gideceği, silahları bırakacağı söyleniyor...

***


Ben bazıları gibi, “Ne taviz veriyoruz?..” diye ilk elden bağırarak bakmıyorum meseleye...

Büyük fotoğrafa bakıyorum önce...

Büyük fotoğraf, Türkiye’nin PKK meselesini, ülke bütünlüğü zarar görmeden bitirmesinin ülkeyi uçuracağını gösteriyor...

Bu ülke dünyada demokrasi, ekonomi, insan hakları ve yaşam standartı konusunda “lig atlamak istiyorsa” PKK meselesini çözmek zorunda...

Dünyada sözü dinlenir, küresel bir oyuncu olmak istiyorsa yine PKK meselesini halletmeli...

Bu mesele bir hükümet meselesi gibi gözükebilir ilk bakışta...

Oysa bu mesele esasen bir “ülke meselesidir...”

***


Bu ülkede son yıllarda huzursuz cereyan eden yargılama sürecinin de, bu süreçten zarar görenlerin de, Türkiye’nin en büyük sorununun çözülmesiyle nisbi bir rahatlamaya kavuşacaklarına inanıyorum...

Türkiye başına bela olan, uluslararası istihbarat örgütlerinin cirit attığı en büyük terör meselesinde rahatlarsa, diğer meselelerde daha çabuk rahatlar...

Baskı, zor duruma düşenlerin çıkış yoludur...

Rahatlayan demokrasiler ve ülkeler, “zor kullanmayı” lügatlerinden çıkartırlar...

Bugün AKP hükümetine muhalif konumda olanlar, PKK meselesinin çözülmesi için en fazla çaba gösterenler arasında olmalı...

Türkiye’nin elinin rahatlaması, “bütün toplumsal katmanları rahatlatacak önlemleri zaman içinde getirecektir...”

Hayatı yanlış okumaya şartlandığımızdan, çok önemli bir şeyi yanlış yapıyoruz...

‘Karşımızdaki ne kadar zor duruma düşerse biz o kadar avantajlı oluruz’ diye düşünüyoruz...

Oysa hayat öyle değil...

İnsanlar rahatladıkça karşılarındakini rahatlatırlar...

İşbirliği hayatı rahatlatır, güzelleştirir...

Baskıya ve şiddete temayül “korkunun” egemen olduğu durumlarda mevcuttur!..

*****


DİYOJEN’İN CEVABI...

Kendine has yaşam biçimiyle tanınan düşünür Diyojen, bir gün zenginliğinden başka bir özelliği olmayan gururlu bir adam ile dar bir köprüde karşılaşır...

Köprüden geçebilmeleri için ikisinden birinin yol vermesi gerekiyordur...

Zengin adam;

-”Ben kenara çekilerek, bir serseriye yol vermem...” diye haykırır...

Kenara çekilen Diyojen kısa ve net bir cevap verir:

-”Ben veririm...”

*****


CENNET VE CEHENNEM İÇİNİZDEDİR...

Sigarayı bıraktığımda, hiç fark etmeden 10 kilo almıştım...

İnsan ilginç bir varlık...

Duymak istemediğine kulaklarını kapatıyor...

Arada bir “kilo almışsın...” diye beni uyaranlara, “onlar eskiden aldıklarımdı” diye cevap veriyor, fazlaca üzerinde durmuyordum...

Oysa sigarayı bırakmak çok sağlıklı bir olaydı...

Hayatınıza keyif geliyordu...

Nefesiniz açılıyordu...

Yediğiniz yemeğin lezzetini alıyordunuz...

Çocukluk yıllarınıza dönüyor, iştahınız ve ağız tadınız yerine geliyordu...

Sigarayı bıraktıktan sonra yıllarca uzak kaldığım, çocukluğumdaki muhteşem tatları yeniden keşfetmeye başlamıştım...

Fakat sigarayı bırakmak, bunca keyiften sonra, biraz da kilo almayı beraberinde getiriyordu...

***


Sigarayı bıraktıktan sonra varolan kilolarıma yeni eklemeler olunca, akciğerlerimdeki temizlenmeye karşın, artık mağazaların en büyük bedenleri zor olmaya başlamıştı bana...

Diktirmeyi veya özel mağazalardan alışveriş yapmayı kendime yediremiyor, bildik mağazalarda ise az seçenek arasında tercih yapmak zorunda kalıyordum...

Haftada iki üç gece akşam geç saatte yediğim yemeklerde içtiğim iki üç kadeh şarabı listeden çıkartıp, yerine sabah iki saat civarında sporu ikame edince, hayatım tersine döndü...

Çocukluğumdaki lezzetleri tatmaya devam etmeye, buna karşın “gece ağırlıklı yaşam yerine sabah spor ağırlıklı bir yaşamı” hayata geçirmeye başladım...

Bu kadarlık farklılık bile, benim yaşamımın bütün koordinatlarını değiştirdi...

Sabah spor yaptığım için vücut endorfin salgılıyordu...

Endorfin salgılayan vücut, endişe ve stres duygularını gün başlamadan minimize ediyordu...

Stres azalınca, strese bağlı abur cubur yeme isteği yok oluyor, hayat kendi mecrasında ve doğal akışında, nispeten daha keyifli sürüyordu...

***


Akşamları zaman zaman geç saatte yemek yesem de, ertesi günü yapacağım sporda performansımı etkilemesin diye, içkiye hiç el atmıyordum...

İçki içmemeyi doktor tavsiyesiyle falan kesmemiştim ben...

Hayatımda bu işler için ne doktora ne diyetisyene gitmemiştim ki...

İçkiyi akşam yemeklerinden kesme nedenim, sabah yapacağım sporu hakkıyla yapabilmek güdüsünden kaynaklanıyordu...

Bir gece öncesinin alkole bulanmış ağırlığıyla az uykunun, sabah yapılacak sporu nasıl berbat ettiğini fark etmiştim...

İtiraf etmeliyim ki, çocukluktan beri, futbolcuların gece hayatlarına getirilen kontrolleri bir türlü tam anlamazdım...

“Genç adam; haftada birkaç gece eğlenmiş ne olacak ki?..” der, medyanın bu işin çok fazla üstüne gitmesini haber ve sansasyon yaratma telaşından olduğunu sanırdım...

Her sabah doğru düzgün spor yapınca fark ettim ki, az uyunan ve alkol alınan bir gecenin ertesinde, bacaklarınız yürümüyor...

Kollarınız kaldırmıyor...

O günden beri futbolcuların izin günlerinde bile içki içmelerinin, sporcu sağlığı açısından yararlı olmadığını düşünmeye başladım...

***


Dün akşam alışveriş ettiğim giyim mağazasından mesaj gönderdiler...

-”Bugün itibariyle tenzilata giriyoruz...” dediler; “Daraltmak için verdiğiniz elbiseleriniz hazır... Ayrıca beğendiğiniz 54 beden siyah takım elbiseyi sizin için bekletiyoruz...”

Yılbaşından bir gün önce, evde duran ve artık bana çok bol gelen koyu renk takım elbiseleri, aldığım o mağazaya götürmüş, “bunları benim yeni durumuma uygun hale getirir misiniz?..” diye sormuştum...

O sırada satış yapan kız, yeni takım elbiseleri de göstermişti...

Bir tanesini beğenmiş, espri olsun diye “54 beden bana olduğu zaman bu takım elbiseyi alacağım...” demiştim...

Üzerimde kazak vardı, kız alelacele ceketi çıkartıp kazağın üzerinden 54 beden elbisenin ceketini üzerime giydirivermişti... Şaşırmış kalmıştım?..

Ceket kazağa rağmen, neredeyse üzerime olmuştu...

Bir iki ufak operasyonla tam olurdu...

Dün atılan mesaj, 54 beden o elbisenin mesajıydı...

***


Bunları gündelik hayatımı okuyucuyla paylaşma arzusundan anlatmıyorum...

54 beden giymek demek, benim hayatımda, yeniden Atina’dan İstanbul’a geldiğim günlere dönüş yapmak demek...

30’lu yıllarımın başına...

İçtiğim sigarayı bırakıp bir miktar kilo almama rağmen, 30’lu yıllarımın başındaki kiloma gelmiş bulunuyorum yeniden... Kilo konusunda Benjamin Button gibi tam 20 yıl öncesine döndüm...

Hayat konusunda 18’le 22 arasını yaşıyorum, ama bu başka bir derin konu, onu sonra paylaşırım sizinle...

Söyleyeceğim şu;

Hayatınıza sporu sokarsanız, yaşamı keyifle ve kilolardan kurtularak, kendinizle gurur duyarak yaşarsınız...

Yaşama daha huzurlu ve barışçıl bakarsınız... Kendi kendinizden memnun olur, bu mutluluğun keyfine varırsınız...

Mutluluk “büyük paralar, büyük şöhretler, son model arabalar ve manken kadar güzel kızlar ya da erkeklerin hayatınıza girmesiyle” gelir sanırsınız...

Oysa mutlu olmak sizinle ilgili bir şeydir... Sadece siz yaptıklarınızla kendinizi mutlu edersiniz...

Dış dünya bir detaydır...

Cennet ve cehennem içinizdedir...

DİĞER YENİ YAZILAR