Pastırma diyarında seçimler...

Haberin Devamı

Çocukken gelmiştim Kayseri’ye... Annemin babamın ortasında...

Babamın aklına esmiş “Türkiye’yi adım adım gezme” projesini aileye kabul ettirmişti...

Ordu’dan başlayıp Rize’ye kadar sahil boyu gittiğimiz, Üsküp, Göreme’yi gezip bu arada Kayseri’de soluklandığımız çocukluk günlerinden beri gelmemiştim bu “Pastırma diyarına...”

Dün sabah Mehmet Tezkan ve Erdoğan Aktaş’la, kendimizi vurduk Kayseri sokaklarına ve caddelerine...

***


Biz şehrin biraz dışında Kayseri Sanayi Odası’nın bitişiğinde Nov Otel’de kalıyoruz...

Oteli dostum Hamdi Akın yaptırmış...

Tertemiz, pırıl pırıl bir otel...

Beşiktaş takımı da burada kamp yapıyor...

Önceki gece Belediye Başkanı’nın verdiği yemekten sonra, Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener “Bizim oraya gelsene... Gece laflarız...” dedi...

Burası Anadolu yemek dediğin saat 20.15, bilemedin 20.30’da bitiyor...

Uzun bir gece önünde, çay içiyor, meyve yiyor, laflıyorsun...

***


23 yaşında Ankara’da gazetecilik yaptığım yıllar...

İçkisiz bir yere gittin mi, en geç 20.30’da yemekten çıkıyorsun...

Ben daha alafranga takılıp 20-20.30’da yemeğe oturuyorum o günlerde...

Atina’ya gazeteci olarak gittiğim ilk günlerin birinde Paleo Psihico’daki büromda işleri bitirip, yakınlarda çok methedilen bir restorana doğru yürüdüm...

“Hazır bürom bu taraflardayken şu Dioscuri denilen restoranı bir görüp, tadayım...” dedim...

Saat 20.30 gibi, restoranın kapısına dayandım...

İki katlı bir villayla bahçesine konuşlanmış restoranın kapısı kapalıydı, içerde ışık falan yoktu...

Çal çal kimse açmadı bir süre... Sağına soluna baktım villanın, acaba yanlış bir yere mi geldim diye...

Hayır yanlış gelmemiştim...

Bir daha bir daha çaldım...

Sonunda bir adam açtı kapıyı...

“Buyrun” dedi...

“Burası Dioscuri restoranı değil mi?.. Yemek yemeğe geldim...”

“Rezervasyonunuz var mı daha açılmadı da restoran...” dedi...

Bön bön yüzüne bakıyordum adamın...

“Kaçta açılıyor” diye sordum...

“21-21.30 civarında” dedi...

Yunan restoranı Dioscuri’nin akşam açıldığı saatlerde, benim geldiğim Ankara’da birkaç içkili restoran dışındaki restoranlar tamamen kapanmış oluyordu...

Ne ilginçti saat 20.45 sularında Ankara’da da Atina’da da hemen tüm restoranlar kapalıydı...

Ankara’dakiler, yemek saati bitip kapandığından...

Atina’dakiler yemek saati daha başlamadığından...

***


Yıllarca Atina’da kalınca, alışkanlık peşimi bırakmıyordu saat 21’den önce yemeğe oturmam pek vaki değildi...

Barcelona, Roma, Nice, Atina bütün Akdeniz şehirlerinde oduğu gibi 21.30 hatta 22’ye doğru akşam yemeğine oturmaya devam ediyordum...

***


Yazıyı bitirip Belediye Başkanı’nın yemeğine geçmem saat 20.15’i buldu...

Ben gittiğimde Kayserispor’un tesislerinde açık havada verilen yemek bitmişti...

Bütün masalarda pastırmalar duruyordu...

Hemen bir ekmek arası, rokalı pastırma yaptım kendime...

Çemensiz kokmayan leziz Kayseri pastırmasından biriki dilim tattım...

Oradan Futbol Federasyon Başkanı Mahmut Özgener‘in kaldığı Hilton’a geçtik...

Hilton şehrin merkezinde, hani şarabın yıllar içinde tadının kalitesinin artması gibi bir havada...

Durmuş, oturmuş ve yükünü tutmuş...

***


Sabah grubu bizim otelden, Hilton’a şehir merkezine kadar yürüttüm...

Yürüyüş o kadar keyifliydi ki dönüşü de yürüyerek yaptık...

Hilton’un roof’undan bütün bir Kayseri’yi ve Cumhuriyet Meydanı’nı seyre koyulduk bir süre...

Mucizevi bir şekilde gelişiyor Kayseri...

Her yerde binalar, inşaat devam ediyor...

Şehrin ortasından son model teknolojiyle üretilmiş metrobüsler geçiyor...

Bu haliyle bir Orta Avrupa kentini andırıyor Kayseri...

Yolda bisikletler görüyorum,

Kartı takıp bisikleti çekiyorsun ve istediğin yere bisikletle gidiyorsun...

Belediye Başkanı bu bisikletleri hizmete soktuğunu benim geç gittiğim yemekte söylemiş...

Bu haliyle de yine tam bir Orta Avrupa kenti Kayseri...

Seçimlerde AKP’nin 5, CHP’nin 2, MHP’nin 1 milletvekili çıkaracağı söyleniyor...

AKP’nin ilk seçimlerde kalelerinden biri haline gelmiş şehir...

Abdullah Gül‘ün şehri ve hissedilir oranda muhafazakar...

***


Orta Avrupa kentlerini gezerken, çarşısında kesif bir koku sarar çevrenizi...

Ya domuz sosisinin kokusudur, ya da onunla beraber kızartılan patatesin...

İlginç ve alışıldık bir kokudur ve o kokuyu duyduğunuzda Avrupa’ya geldiğinizi anlarsınız...

Kayseri’nin çarşısına girdiğiniz andan itibaren de kesif bir pastırma kokusu geliyor burnunuza...

Yanında sıram sıram sucuklar dizilmiş...

Bir pastırma ve sucuk diyarının ortasında olduğunuzu buram buram hissediyorsunuz...

Pastırma, sucuk ve çıtır mantı yemek durumundasınız Kayseri’de...

Tanrı’nın gazabı üzerinizde olacaktır bunları yemezseniz, bunu hissediyorsunuz...

*****


FEDERASYON BAŞKANI’YLA BEŞİKTAŞ BAŞKANI’NIN BARIŞMASI...

Önceki geceki yemekten sonra, Şark Köşesi’ne davet ediyor Büyükşehir Belediye Başkanı bizleri... Bakıyoum Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener‘le, Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören yan yana düşüyorlar... Aralarında konuşuyorlar, gülüşüyorlar...

“Allah Allah” diyorum içimden, “Araları bozuk değil miydi?.. Yoksa ben farketmeden barıştılar, kaynaştılar da benim haberim mi olmadı?..”

Gece dostum Mahmut Özgener’e soruyorum:

- Ya siz ne zaman barıştınız?..

Gözlerini kısarak gülüyor bana...

- Barışmamıştık burada karşılaştık...

- İyi ki barışmadınız... Fısır fısır konuşup gülüşüyordunuz...

***


Gerçek şu ki neredeyse çocukluktan arkadaş olan bu iki insan, başında bulundukları kurumların zaman zaman karşı kaşıya gelmesiyle gergin ve küs geçiriyorlar...

Ancak aralarındaki ilişki, aslında bir arkadaşlık ilişkisi... En kötü günlerinde bile birbirleri hakkında bir şey söylemiyorlar, sadece “bunu bana nasıl yapar” gibi, arkadaşlıktan kaynaklanan hayal kırıklığını anlatır sözler söylüyorlar...

Karşı karşıya geldiler mi de samimileşiyorlar, çünkü birbirleriyle uzun zaman gergin kalamayacak kadar yakın dostlar... Bu dostluk havasında gidiyoruz Kupa Finali’ne...

*****


KAYSERİ’DE İÇKİLİ RESTORAN VE BİRAHANE...

Gider gitmez çevremdeki kuşlar Kayseri’yle ilgili “flaş” haberi bana yetiştiriyorlar... ‘Kayseri’de içkili lokanta ve birahane yok. Sadece otel lobileri ve restoranlarında alkollü içki servisi bulabilirsiniz.”

Bir kentin hiçbir yerinde “içkili lokanta bulunmaması” biraz garip...

Mehmet Tezkan’la Erdoğan Aktaş’a sabah Pastırma Diyar’ını gezerken, “Turgut Özal’ın standartlarını Türkiye’ye yaydığınızda kimsenin sorunu kalmayacak... Bunun sağlanması lazım Kayseri’de de Türkiye’de de.” diyorum... Kendi Nakşi tarikatına yakın olacak kadar muhafazakar ve dindar bir adamdı Turgut Özal...

Abisi Korkut Özal kendisinden de daha muhafazakar...

Buna karşın eşi Semra Özal, tamamen laik ve Cumhuriyet’çiliği katı biçimde benimsemiş bir kadındı...

Ailenin çocukları Ahmet, Zeynep, Efe, siyasi olarak babalarının, yaşam tarzı olarak da daha çok annelerinin etkisinde olan gençlerdi...

Elbette Türkiye’nin her lideri Turgut Özal’ın aile yapısına sahip olacak değil...

Fakat o aile yapısında Türkiye’nin bütün renkleri mevcuttu...

Türkiye, Turgut Özal’ların aile yapısındaki tüm renkleri ve çeşitliliği Kayseri’de ve Anadolu’da yaşattığında “kutuplaşma sorununu” aşacaktır...

Bir ailenin içinde herkes yaşayabiliyorsa, bir ülkenin içinde de herkes yaşayabilir...

Kayseri’de talebe uygun bir iki içkili lokanta açılmalı...

Her görüşün, her rengin, her yaşam biçiminin mutlu ve özgür yaşayabileceği bir ülke olmalı Türkiye...

Kayseri’den notlarımız bunlar...

DİĞER YENİ YAZILAR