Paraya satılan sevgili istemiyorum!..

Haberin Devamı

Türkiye’de ilk “Sevgililer Günü” tam olarak hangi yıl kutlanmaya başladı tam hatırlamıyorum, ancak benim ilk “sevgilisiz geçen sevgililer günümü” çok iyi hatırlıyorum...

1987’nin Şubat’ıydı...

Eski eşim Selin’le yeni ayrılmıştık...

Eşyalarını toplamıştı...

Ben de eşyaları arabanın arka koltuğuna ve bagaja sıkıştırmaya çalışmış, dikiz aynasından arkayı göremediğim bir Golf’ün içinde, Atina havaalanına gitmiştik...

On ya da onbeş gün olmuştu ki ayrılalı, Atina’da yalnız kalan “oğullarına mukayyet olma” dürtüsüyle, yanıbaşımda bitivermişti valideyle peder...

***


Biz kararımızı vermiştik ve üzülsek de, pek bir geri dönüşümüzün olmadığını biliyorduk...

Anneyle babaya, “yalnız kalmanın hiç te kötü bir şey olmadığını” anlatmaya çalışıyordum günlerdir...

Onları dışarı çıkartıyor, gezdiriyor, eğlendiriyor, Yunan başkentinin ne kadar “keyifli” bir şehir olduğunu ispat etmeye uğraşıyordum...

Ne kötüdür insanın kendisi terapiye muhtaçken, başkasına terapi yapmaya çalışması...

Neyse...

“14 Şubat’ın Sevgililer Günü olduğunu” söylediler, çok da önemsemedim...

Valideyle pederi o gece de dışarıya yemeğe götürdüm...

***


Yemekten sonra, Atina’nın Nişantaşı’sı Kolonaki’nin üst taraflarında Likavitos tepesi eteklerinde, arada bir gittiğim bir piyano-bara götürdüm...

Tıklım tıklım doluydu piyano bar ve değil oturacak yer, ayakta duracak alan yoktu...

Zor bela dikilecek bir yerler buldum ve ayakta içkilerimizi yudumluyorduk...

Ben piyanoda canlı çalan Yunan parçaları eşliğinde hafif kendimden geçiyordum...

O sırada bir kızcağız, kırmızı gülleri servis etti...

Kırmızı gülü alıp anneyle babaya verdim ve o güne kadar kutlamadığım, yurt dışında da pek tesadüf etmediğim sevgililer gününü, hayatımda ilk kez yarım yamalak kutlamış oldum...

***


Yarım yamalak başlasa da, geçen 24 yıl içinde, sevgililer gününe protest tavırlar almadım...

“Kapitalizmin bir aldatmacası... Tüketim toplumunu teşvik eden bir kâr aracı...” gibi sloganlara da doğrusu fazla rağbet etmedim...

Sosyalist bir geçmişten geliyordum...

O sloganlarla, hayatı yeterince ıskalamış olduğumu düşünüyordum, bir de o saatten sonra “Sevgiler Günü’nü tüketim ve sömürü aracı görüp, eldeki tek aşk gününü de sloganlarla geçirmeyecektim...”

İlk gençlik yıllarının “devrimci ritüellerinin yarattığı duygusal mahrumiyetlerin” doğal yansıması olarak, Sevgililer Günü’ne hiç protest takılmadım...

Tersine öyle takılanları, hayatı keyifle yaşamamak için mazaret üreten “marjinal protest” tipler saydım...

Ne olacaktı ki kâr amacı güdüyorsa, işletmeler, barlar, restoranlar, hediyelik eşyalar, oteller, moteller, çiçekçiler, müzisyenler?..

Ne sakıncası vardı ki böyle bir günün kutlanmasının?..

***


Yok sevgi yılda bir tek güne indirgenir miymiş?..

Laftı bunlar, laf...

Her gün sev, o gün de özel hisset ne vardı ki bunda?..

24 yıl böyle geçti ta ki bugüne gelene kadar...

Bu yılki Sevgililer Günü’ne zaten yeterince uzak duruyordum, özel durumumdan ötürü...

Kendimi hemen bir sevgililer günü kutlayacak mood’da hissetmiyordum...

Onun için Sevgililer Günü aktiviteleriyle de yakından ilgilenmemiştim...

Zaten Pazartesi’ne geliyordu Sevgililer Günü, benim de televizyon programı Son Kale’nin canlı yayını vardı...

Tanrı kulunun özel durumunu “kavramış” Sevgililer Günü’nü Pazartesi’ye denk düşür-müştü...

***


Fakat o da ne?..

Sevgililer Günü bu yıl Mevlit Kandili’ne denk geliyormuş, zaten Pazartesi’ymiş, bunu 12 Şubat Cumartesi’ye alacaklarmış...

Niye?..

Gayet belli ki, lokantalar içki satabilecekler, millet barlarda Sevgililer Günü’nde sevgili bulma umudu ve dürtüsüyle eğlenceye ve içkiye daha bir dalacak...

Kandil’in kısıtlamalarından “Sevgililer Günü”nü azad edecekler...

Sanrısınız ki Sevgililer Günü değil azıtma günüdür kutlayacağınız gün...

***


Kandil diye Sevgililer Günü’nü niye kutlayamıyorsunuz bunu hiç anlamadım bir kere?..

Sevgililer Günü dediğiniz şey bir yılbaşı gecesi kutlaması değil...

Sevgililerin güzel ve romantik bir akşam yemeği yedikleri, birbirlerine küçük, sürprizli ve oyuncaklı hediyeler aldıkları, biraz kırmızı şarap, belki meşrebine göre biraz rakı içip birbirlerine olan aşkı bir daha hissedip tescilledikleri bir gün...

Kandil akşamı içki içmek istemeyen içmez...

Sakınca görmeyen de içer...

Kutlamak isteyen kutlar...

Kutlamak istemeyen kutlamaz...

Sahteliğin, sanallığın, riyakarlığın “Sevgililer Günü”nde ne işi var?..

Adı üstünde sevgi...

Temiz, naif, kalbin derinliklerinden gelip, egoizmden arınmış, paraya ve maddeye bağlanmamış duygunun adı “Sevgili ya da aşk...”

Böyle bir günü bütün dünyadaki sevgililer 14 Şubat’ta kutlayacaklar...

Biz iki gün önce kutlayacağız...

Neyi?..

14 Şubat’ta mekanlar, restoranlar, barlar, hediyelik eşyacılar, falancılar filancılar kârlarına büyük kârlar katamayacaklar da ondan...

Bir kere, sevgililer gününün bütün dünyada aynı gün kutlanması, bir enerji yoğunlaşması yaratır...

Bu enerjiyi bütün dünyayla aynı gün yaşamak önemli...

Sevgililer Günü paraya bu derece tahvil edilebiliyorsa, adını “Sevgililer Günü” koymayın, “Tüketenler ve Sevişenler Günü...” deyin olsun bitsin...

Hayatımda hiç yapmadığım şeyi bu saatten sonra da yapmayacağım...

Sevgimi paraya dönüştürmeyeceğim...

Ben 12 Şubat’ta tertemiz ve paraya tahvil etmediğim sevgimi zaten kısıtlı saatler görebildiğim çocuklarımla geçireceğim...

Onların gözlerinden ve öpücüklerinden alacağım maddiyatsız sevgiler, beni kirlenmiş dünyanın para hesaplı, kirli enerjilerinden uzakta tutacak...

Sevgiler Günü’nü parayla satın alabilirler...

Fakat ne benim sevgilerimi ne de çocuklarla yaşanan Sevgililer Günü’nü paraya tahvil edemeyecekler onlar...

*****


PEYGAMBERİN DOĞUM GÜNÜNDEN KAÇIRILAN RİYAKAR AŞKLAR!..

Kendi elleriyle intiharı seçen, bir yaşam tarzı var mıdır acaba bu dünyada?..

Sevgililer Günü 14 Şubat’ta...

Mevlid Kandili de 14 Şubat’a geliyor...

Ne anlama geliyor Mevlid?..

Doğum zamanı anlamına...

Kimin doğum zamanı?..

Hazreti Muhammed’in...

Peygamber’in doğum günü olan Mevlid Kandili bütün Müslümanların bayramıdır...

***


Peygamberin doğum gününe tekabül eden bir günde, Sevgililer Günü’nü kutlamamak, onu başka bir güne sarkıtmak ne anlama geliyor peki?..

Kötü bir şey mi Sevgililer Günü?..

Ayıp bir şey mi sevgililerin gününü kutlamak?..

Hz Muhammed’in doğum gününde Sevgililer Günü’nü kutlamak daha da anlamlı değil mi?..

“Ne güzel bir tesadüf olmuş” diyen Diyanet İşleri Başkanı haklı değil mi?..

Siz kendi ellerinizle “Sevgililer Günü”nü ayıplı “kırmızı noktalı bir gün” haline getiriyorsunuz farkında değil misiniz?..

Dünya tarihinin en temiz, en naif, en kutsal duygusunu sevgiyi ve sevgiliyi, bir Peygamber’in doğum gününden kaçırıyorsunuz...

Yazıklar olsun sizin sevginize, sevgililer gününüze...

Ve paraya endeksli riyakar aşklarınıza!..

DİĞER YENİ YAZILAR